Umberto Eco: “Gerçek edebiyat, kaybedenlere dairdir.”

Gerçek edebiyat, daima, kaybedenlere dairdir. Madam Bovary bir kaybedendir. Julien Sorel bir kaybedendir. Ben de aynı işi yapıyorum, hepsi bu. Kaybedenler daha büyüleyici.

İtalyan romancı, yeni romanı Sıfır Sayı‘nın yayımlanmasını müteakiben Birleşik Krallık okurlarıyla gerçekleştirdiği tek buluşmada, komplo teorilerinin doğasını ve büyük karakterlerin neden asla başarılı olamadığını ele aldı.

İlk romanı Gülün Adı’nın 1980 yılında yayımlanmasından bu yana, Umberto Eco’nun yapıtları ilginç bir paradoksla tanımlanır oldu: Ne bekleyebileceğinizi asla tam olarak bilemezsiniz ama karşınıza çıkan şeyin, Umberto Eco’nun başka bir yazarınkiyle karıştırılması olanaksız damgasını taşıyacağından mutlak surette emin olabilirsiniz.

Eco’nun romanlarında, olay örgüleri çözüldükçe, olayların merkezinde yer alan ve tarihin müphem ayrıntılarının bilinmeyenle karıştığı büyük komplolar da gün ışığına çıkar. Olayların gidişatını gerçek anlamıyla yönetenler ise daima gölgede kalmaktadır; birkaç sayfa ileride sizi hep yeni entrikalar bekler.

Londra’da düzenlenen ve ev sahipliğini John Mullan’ın yaptığı Guardian Live etkinliğinde de şöyle bir yorum yaptı Eco: “Okurun ne beklediğini bilmiyorum. Barbara Cartland’ın okur ne bekliyorsa onu yazdığını düşünüyorum.”

“Yazarın, okurun beklemediği şeyleri yazması gerektiği kanaatindeyim. Mesele okurların neye ihtiyaç duyduğunu sormak değil… her hikaye için istediğiniz gibi bir okur üretmek.”

Eco’nun son romanı Sıfır Sayı‘da satılık bir kalem olan gazeteci Colonna, bir mülk imparatoru ve medya patronu tarafından, Domani (Yarın) adlı, henüz çıkmamış bir gazetede yazmak üzere işe alınır. Büyük olasılıkla hiçbir zaman yayın hayatına başlamayacak bir gazete yaratmakla görevlendirilen Colonna ile yazı işleri çalışanları, “Commendatore” lakaplı patronlarının planlarına uyacak bir gündem oluştururlar. Patronun amacı ise, gazeteyi şantaj amaçlı kullanarak, müesses nizamla ilgili skandallar çıkaran bulvar gazetesi dokundurmaları ve sözde entelektüel yorumlar aracılığıyla, İtalya’nın siyasal ve finansal elitinin arasında kendine bir yer bulmaktır.

Bu esnada Colonna, Mussolini’nin de içerisinde yer aldığı devasa bir komplo olasılığından haberdar edilir. Buna göre, idamının öncesinde yerine başka biri geçirilen Mussolini savaş dönemi rejiminin çöküşü sırasında hayatta kalmıştır ve Arjantin’de yaşamayı sürdürmektedir. İtalya Başbakanı Aldo Moro’nun 1978 yılında kaçırılıp öldürülmesi gibi İtalya’nın istikrarını bozmayı planlayan çeşitli savaş sonrası entrikaların arkasındaki ismin, Arjantin’deki Mussolini olması ihtimal dahilindedir.

eco II

Guardian Live etkinliğinde, “Ben filozofum, sadece haftasonları roman yazarım,” dedi Eco. “Bir filozof olarak, hakikatle ilgileniyorum. Neyin hakiki olup neyin olmadığına karar vermek çok güç; dolayısıyla, hakikate, sahte şeylerin çözümlenmesi vasıtasıyla varmanın daha kolay olduğunu keşfettim.”

“Diyeceğim ki halkın görüşlerinin yüzde ellisi, hatta daha fazlası sahtekârlar tarafından şekillendiriliyor. Onların şantajına uğruyoruz,” diyerek sözlerine devam etti Eco.

Numero Zero’da, ayrıca, Gladyo olarak bilinen ve Soğuk Savaş sırasında gerek İtalya’da gerek Avrupa’nın dört bir yanında Sovyet Bloku’nun işgali durumunda savaşa girişecek olan potansiyel bir yeraltı direniş ağı olarak faaliyet gösteren gerçek ve karanlık bir örgütlenmeye de yer veriliyor.

Eco, bununla ilgili olarak yaptığı yorumda, “İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında, Avrupa’nın olası işgalini durdurmak için, partizan savaşına katılmak üzere eğitilmiş insanlardan müteşekkil gizli bir cemiyet oluşturulmasına çalıştılar. Aralarında eski faşistler dahi vardı. Gladyo Avrupa’nın tümünde faaliyet gösterdi ama bunu kimse bilmiyordu,” sözlerine yer verdi.

“Romanlarımın hepsinde, benim uydurmam olduğuna inanılan pek çok gerçek unsur kullanıyorum. Önceki Günün Adası’nda Jüpiter’in uydularını gözlemlemekte kullanılan acayip bir makine var, komik öğelerle yüklü. Bu makineyi Galileo icat etmişti ve Hollandalılara satmaya çalışmışlardı. Başarılı olamadı çünkü tam anlamıyla deli işiydi; ama bunu hikâye olarak anlattığınızda gülüyorsunuz.”

Peki ya gerçek dünyadaki komploların varlığı? Eco’nun yapıtlarının büyük bir bölümü, sağlıklı şüphenin paranoyaya dönüştüğü alanı irdeliyor. Paranoyanın, şayet hakikate varacak isek, karşısında önlem almamız gereken bir dürtü olduğuna inanıyor Eco.

“Komploların varlığını inkâr etmiyorum ama gerçek olanları, keşfediliyor. Jül Sezar suikastı bir komploydu; başarılı olmuştu, herkesçe biliniyordu… Barut Komplosu bir komploydu. Yani gerçek komplolar daima keşfediliyor. En güçlü komplolar, varolmayanlardır. Orada olmadıklarını mantık yoluyla kanıtlayamazsınız; böylelikle halkın zihninde deveran etmeyi sürdürürler ve pek çok saf insanı besleyebilirler.”

Etkinliğin devamında, Mullan, Sıfır Sayı’dan en sevdiği satırlardan birini paylaştı: “Alimliğin hazları, kaybedenlere mahsustur.” Ardından, Eco’ya, hikâyeyi niçin sakıncalı bir karakterin bakış açısından anlatmayı seçtiğini sordu Mullan.

“Çünkü edebiyat, bu,” sözleriyle yanıtladı Eco. “Dostoyevski kaybedenler hakkında yazıyordu. İlyada’nın ana karakteri Hektor bir kaybedendi. Kazananlar hakkında konuşmak son derece sıkıcı. Gerçek edebiyat, daima, kaybedenlere dairdir. Madam Bovary bir kaybedendir. Julien Sorel bir kaybedendir. Ben de aynı işi yapıyorum, hepsi bu. Kaybedenler daha büyüleyici.”
“Kazananlar aptaldır… çünkü şans eseri kazanırlar.”

Çevirenler:
Zeynep Yeter & Ekim Yusuf

Kaynak: http://www.theguardian.com/books/booksblog/2015/nov/12/umberto-eco-real-literature-is-about-losers?CMP=share_btn_fb