“Yorgunum Dostlarım Yorgunum Artık!”

Byung-Chul Han ve ‘Yorgunluk Toplumu’ üzerine.

Madem birçok filozof veya sosyal bilimci bugünkü toplumu sayısız kez isimlendirdi, Byung-Chul Han neden altta kalsın, o da Yorgunluk Toplumu adlı kitabında çok net bir isim koymakla başlıyor söyleyeceklerine. Byung-Chul Han’a göre günümüz toplumu artık Foucault’nun tasvir ettiği hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalardan oluşan bir disiplin toplumu değil; fitness salonları, plazalar, bankalar, havaalanları, gen bankaları ve alışveriş merkezlerinden oluşan bir ‘performans toplumu’dur. Ve, disiplin toplumlarının ‘itaatkar özne’lerinin yerini performans özneleri almıştır. Performans özneleri, itaatkar öznelerden farklı olarak, kendi kendilerinin müteşebbisidir. Normal ile anormalin mekanlarını ayıran disiplin toplumunun duvarlarının günümüzde hükmünü yitirdiğine işaret eden Han, disiplin ve kontrol kavramlarının ifade ettiği negativitenin tersine performans öznesinin pozitif bir gerekliliği temellük ettiğini ileri sürer: “Performans öznesi, performansın azamileştirilmesi için mecburi özgürlüğü veya kısıtsız mecburiyeti temellük eder. İş ve performansın ifratı kendini sömürmeyi şiddetlendirir. Bu ise başkalarını sömürmekten daha verimlidir çünkü özgürlük hissiyle birlikte gelir.” Disiplin toplumu yasağın sınırlarıyla belirlenmişken, performans toplumu yakasını negatiften kurtarmış, sınırlamaları kaldırılmış, yaşam kipi “Yes, we can” (Evet, yapabiliriz) olan bir toplumdur. Bu gönüllüler toplumunun her bir insan teki, çalışma kampını içinde taşımaktadır. Yasak, emir veya kaidenin yerini proje, girişim ve motivasyon almıştır. Disiplin toplumunun yasakları deliler ve caniler doğurmuş iken, performans toplumuysa depresif ve mağluplardan oluşan tükenmiş milyonlar yaratmıştır.

yorgunluk-toplumu-1434834104

Herkesi şahsi teşebbüse davet eden, sürekli kişinin kendisi olmasını telkin eden, durmadan kişisel yaratıcılığı, inisiyatif kullanmayı ve kaçırılmaması gereken fırsatIarı vaaz eden bir toplumun takati kalmamış yorgun özneleriyiz. Bireyi kıskacına alan depresyon da, bu geç-modern insanının “kendi olmak” hususundaki başarısızlığının patolojik bir yansımasıdır. “Depresif insan, kendi isteğiyle de olsa, herhangi bir dış kısıtlama olmaksızın kendi kendini sömüren animal laborans’tır (çalışan hayvan). Hem suçlu hem hem kurbandır” (s.21). Depresyonun kıskacında kıvranan bireyin “hiçbir şey mümkün değil” çığlığı, aslında herşeyin mümkün olduğuna inanılan bir toplumun bir nevi kaçınılmaz sonucudur. Çünkü, iyi bir hayat yaşama ideali, gitgide hayatta kalma kaygısına dönüşmüştür. Hayret etme yetisini çoktan yitirmiş, kendisine ve hiç kimseye tahammülü kalmamış, içinde kurt varmışçasına ortalıkta dolaşan, durmadan kendisini oyalayacak meşguliyetler kovalayan yeni bir insan türü yaratıldı adeta.

Byung-Chul Han’a göre, hayat belki de hiçbir zaman bugünkü kadar geçici olmamıştı. Kökten geçici olan sırf insani hayat değil, esasen dünyanın kendisidir de. Hiçbir şey ama hiçbir şey devamlılık ya da süreklilik sözü vermemektedir artık. Bu varlık noksanlığı karşısında haliyle sinir bozuklukları ve huzursuzluklar baş göstermektedir. Dünyadaki herşeyin ve her durumun bir anlatıya dönüşmüş olması bu geçicilik hissini, bu karanlık belirsizliği daha da kuvvetlendirmektedir. Yorgunluk toplumunun performans öznesi, “hiçbir şey yapmadığından hiç bu kadar faal, kendisiyle baş başa kaldığında hiç bu kadar az yalnız olmamıştı”. Yorgunluk toplumunda gelecek uzatılmış, şimdiye kısaltılmıştır. Normal hal mutlaklaştırılmıştır. Ötekinin bakışına izin veren her türlü deneyimden ve paylaşımdan yoksundur. Bugünkü toplumun vasfı olan toptan dağılma, bir öfke biriktirmesine asla yol açmamaktadır, çünkü, öfke bir durumu askıya alan veya radikal bir değişime yol açan bir enerji patlamasıdir. Öfke, münferit bir meseleyle ilgili olmaktan ziyade, bütünü olumsuzlayan ve dönüştürme enerjisini buradan alan bir duygu yoğunluğudur. Performans öznesinin mevcut gidişata yönelik olumsuz duyguları kızgınlık ve gerginlikten ibarettir. Özdeşliğin mandalının gevşediği, şeylerin kendi kıyılarında parıldadığı, titreştiği ve her şeyin belirsiz, geçirgen ve kararlılığını kaybettiği bir sonsuz döngüdür. Bartleby’in “I would prefer not to” (yapmamayı tercih ederim) seçeneği, verimlilik ve hız tanrılarının hükmettiği bu dünyada çoktan rafa kaldırılmıştır.

19. yüzyılın vahşi kapitalizm koşullarında bile yorgunluk, çalışanlar arasında derin bir arkadaşlık tesis eden, ortak aidiyetler üreten, birlikte eğlenen, birlikte üzülen bir cemaatin var olmasını mümkün kılmıştı. Ben’deki azalma çoğu zaman dünyanın çoğalması olarak (grevler, isyanlar, devrimler) dışarı çıkabilmekteydi. Ancak günümüzdeki yorgunluk, dilsiz, bakışsız ve bölücü bir yorgunluktur. Bir ‘ben-yorgunluğu’dur, yorulmuş benin yorgunluğu değildir. Yazarın tabiriyle “performans toplumunun yorgunluğu tecrit ve izolasyon dokuyan bir yorgunluktur”. Her toplumu, her bir araya gelişi, her yakınlığı ve hatta dilin kendisini imha eden bir şiddettir bu yorgunluk. Bizi bireysel cehenneminizden kurtaracak bir haykırış olan “ben senin yorgununum” diyemediğimiz bir yorgunluktur. Çünkü bu haykırışı yüzüne haykırabiIeceğimiz bir patronu bile hiçbir zaman etrafımızda görme şansımızın olmadığı, başsız ve merkezsiz işleyen bir kapitalizmdir bu. Byung-Chul Han, bugünkü hayat karşısında fazlasıyla karamsardır. Ona göre bugünkü hayat homo sacer’in hayatından bile daha çıplaktır. Homo sacer aslı itibariyle, bir suçtan dolayı toplumun dışına itilmiş kişidir. Onu öldüren kişi hiçbir cezaya çarptırılamaz. Agamben’e göre homo sacer mutlak yok edilebilir hayattır. Homines sacre’yi tarif ederken, toplama kamplarındaki Yahudileri, Guantanamo’daki tutukluları, herhangi bir kaydı olmayanları, yasanın olmadığı bir mekanda sınır dışı edilmeyi bekleyen mültecileri ya da yoğun bakım ünitelerinde beslenebilmek için serum ve hortumlara bağlanmış hastaları örnek verir. Ancak performans toplumunda yaşayanların bir farklılığı vardır, onlar mutlak öldürülebilir değil, aksine mutlak öldürülmezdir. onlar adeta birer hortlaktır veya yaşayan ölülerdir.

Denilebilir ki, kitabın yazarının modern kapitalist ilişkilerin belirginleştiği ve belli bir sınıfın veya sınıfların iş hayatından haraketle geliştirdiği bu tezler ve gözlemler günümüzde dünyanın her tarafı için ne derecede geçerlidir, bu tesbitterin tüm toplumları ve sınıfları kesen bir hakikat olması mümkün mü? Elbette değildir, zaten küresel kapitalizmin gücü her türlü sömürüyü, tahakküm biçimini ve yönetim tekniğini birbirine eklemleyerek işleyen bir sistem olmayı başarmasından gelmektedir. Dünyanın kimi yerlerinde en dayanılmaz disiplin kurumlarını işleterek, kimi yerlerde yorgunluk toplumunun normları aracılığıyla işleyerek, kimi yerlerde en vahşi işgal ve işkence yöntemlerine başvurarak, kimi yerlerde da hukukun ve bireysel özgürlüklerin güvencesinden taviz vermeyerek yoluna devam etmektedir. Bir başka coğrafyadaki felaketler bir başka coğrafyanın refah ve saadet kaynağı olabilmektedir. Kendisi küçük ama etkisi büyük bu kitabın zaten temel iddiası tüm hayat biçimlerini kapsayan tam teşekküllü bir kuram sunmaktan ziyade, kapitalizmin yeni hortlaklarına bir demet ışık tutmaktan ibarettir..