“Vicdani Reddimi Açıklarken Kendime Bir Söz Verdim”

İnan Mayıs Aru ile vicdani ret üzerine.

“Vicdani Reddimi Açıklarken Kendime Bir Söz Verdim”

 

Herkesin bir doğrusu, her doğrunun da bir karşıt doğrusu var. Karşıt doğrularla başımız hep dertte, çünkü çoğu gelip kapımıza dayanıyor, iç sesimize, aklımıza ve fikrimize silahını dayıyor.

Vicdani retçi İnan Mayıs Aru, insanoğlunun doğduğundan beri üstü örtülen, boğazlanan, susturulan “Hayır”ını, karşıt doğruların en büyüğüne, devlete söyledi. Askere gitmeyi reddettiğini ilan ettiği beyanda özgürlüğe imanlı avaz avaz öten bir kuştan söz ediyordu. Mayıs, halkı askerlikten soğutma suçuyla yargılandığı davadan geçtiğimiz hafta beraat etti.

Bu röportajı yalnız var oluşunun sesine, içindeki çekirdeğe sahip çıkan genç insanların değil, yıllarca yapması gerekeni yapmış ve çocuklara, gençlere yön vermeyi sürdüren yetişkinlerin de okumasını isterim.

*

Mayıs, kaç yaşındasın?

Mayıs 1981 doğumluyum, 1 ay sonra 35 yaşımı dolduruyorum.

 

Ne kadardır sürüyordu mücadelen?

1990’ların sonundan beri anarşist çevrenin içerisindeyim ve antimilitaristlerle tanışmam da aynı zamanlara denk geldi. Zaten o dönem vicdani ret ve antimilitarist hareket anarşistlerin ağırlıklı olduğu bir çevre tarafından yürütülüyordu. Ben uzunca bir süredir hareketin içinde olmama, diğer retçi arkadaşların davalarına, dayanışma kampanyalarına katılmama, pek çok kampanyanın örgütlenmesinde çalışmama rağmen 2008’e kadar vicdani reddimi açıklamamıştım. Böyle doğrudan bir karşılaşmayı kendi adıma tercih etmiyor, zamanı gelince zorla alınacak olursam açıklamamı o anda yaparım diye düşünüyordum. 2008’de artan milliyetçilik dalgası ve bunun kişisel yaşamımdaki tezahürleri beni tarafımı daha net açıklamaya itti. O günden beri de çeşitli zamanlarda GBT taramasında asker kaçağı olduğum ortaya çıktı ve ben yoklama kâğıtlarını her zaman vicdani retçi olduğum ve yoklamaya ya da askere gitmeyeceğim şerhini düşerek imzaladım. Bu olayların her biri aslında benim için çok da öğreticiydi. Karakol komutanları, erler ve askere alma memurlarıyla oldukça ilginç ve keyifli diyebileceğim sohbetlerimiz oldu ve bunları da sosyal medyadan zaman zaman yayınladım. Bana en son açılan “halkı askerlikten soğutma” davası da bu sosyal medya yayınlarından kaynaklanıyordu. Yani diyebilirim ki sürekli biçim değiştirerek de olsa en az 15 yıldır bu mücadelenin içerisindeyim.

Eş dost arasında eskilere dönülünce başlarız, Şimdi bakmayın böyle olduğuma o zamanlar asiydim, diye. Senin bu iç sesine kıymet veren duruşunun da muhakkak ki bir geçmişi var. Hep böyle “Hayır” diyebilen bir çocuk muydun?

Evet çocukluğumdan beri soran sorgulayan, kafama yatmayan şeyleri de yapmayan biriydim. Bu, özellikle 14-15 yaşlarımda yani ergenlikte Beat edebiyatı, yeraltı kültürü ve anarşizmle tanışmamla daha da perçinlendi. O dönem birlikte başka dünyaların hayalini kurduğumuz pek çok arkadaşımın askere de gittiğini, kendilerini asla hayal edemeyecekleri mesaili işlerde dirsek çürüttüğünü, hayallerini bir kenara bırakıp dünyanın hayhuyu içerisinde kendi oluşlarını yitirdiklerini gördüm. Belki ben de artık gençlere aklı başında öğütler verecek, dünyayı siz mi kurtaracaksınız diyecek yaşa gelmişimdir, 35 az değil sanırım. Ancak biz ısrarla ve inançla kendi yollarımızda yürüdüğümüzde yolun er ya da geç açıldığını da gördüm. Burada mühim olan ne istemediğini bildiğin kadar ne istediğini de bilmek, karşı çıkarken hayaller de kurabilmek gibi geliyor bana.

Düzen, yaşamlarımızı bir balon gibi içine aldığından belki, bir şeye gönüllü veya gönülsüz olarak “Tamam” derken, ardından gelecek pek çok “Tamam”a da öylece yol verdiğimizi fark edemiyoruz. Sen bunun farkında olarak, “Askere gitmeyeceğim”, derken yalnız silah tutmaktan bahsetmiyordun?

Hayır, tabii ki sadece silah tutmaktan bahsetmiyordum, benim reddimin temelinde sadece zorunlu askerlik hizmetine karşı olmaktan ziyade militarizmin bir bütün olarak sorgulanması yatıyor. Okullarda okutulan marşlardan, uygun adım yürüyüşlere, kamusal alandan aynı ev içerisinde yaşayan bireylerin birbirine nasıl davrandığına kadar militarizm geniş bir yelpazede hayatlarımızı boyunduruğu altına alıyor. Ben askere gitmeyi reddederek, silâhaltına girmeyerek militer herhangi bir yapıyla da hiçbir bağımın olmayacağını kendi kendime taahhüt etmiş olduğumu düşünüyorum. Militarizmin bilhassa da erkek-egemen kültürle el ele vererek zihinlerimize çocukluktan beri nasıl kodlar işlediğinin farkına varmak, bu kodları tek tek deşifre etmek ve gündelik hayatta kendimizi bunlardan sıyırmak uzun bir yolculuk. Sırf bu da değil; ben son dört yıldır kız arkadaşımla dağ köylerinde yaşamayı, düzenli-mesaili bir işte çalışmamayı, doğal sebzeler yetiştirmeyi, 35 yaşıma gelmişken ulaşım için hâlâ otostopu kullanmayı tercih ederken kendime devletin egemenliğinin dışında alanlar yaratmaya çalışıyorum aslında.

Türkiye’de vicdani ret hareketi ne durumda?

Türkiye’de vicdani ret hareketi 90’ların başında ağırlıkla anarşistlerin içinde bulunduğu bir çevrenin öncülüğüyle başladı. Pek çok arkadaşımız yıllarca cezalandırıldı, askeri cezaevlerinde kötü muameleye maruz kaldılar. 2008’de AB uyum yasalarıyla birlikte sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının ve zorla askere alma uygulamasının önü kesilmiş oldu. Şu an vicdani ret yasal bir statü olarak tanınmasa da yoklama kaçaklığı bahanesiyle jandarma tarafından alıkonulma ya da şubeye sevk edilme durumlarında vicdani retçi olduğunuzu ve şubeye gitmeyeceğinizi, yoklama yaptırmayacağınızı belirterek askere alınmadan çıkabiliyorsunuz. Yani -de facto- olarak vicdani ret kabul edilmiş durumda diyebiliriz. Tabii her celp dönemi için katlanarak artan bir para cezası yazılıyor, bu da ileride haczedilebileceği gerekçesiyle üzerinize mal mülk edinmenize bir engel ancak bu para cezalarına da itiraz dilekçesi verdim ve bu da yargı sürecinde.

Tüm bu süreçte en çok ağır basan duygun neydi? Öfke? Yalnızlık? Korku?

Yalnızlık hiç duymadım diyebilirim. Dostlarım ve ailem hep yanımdaydı. Korkunun, yüzleşilip doğru yönlendirildiğinde sağlıklı bir duygu olduğunu düşünüyorum. Hiç korkmuyorum diyemem, bugün içinden geçtiğimiz koşullarda bu pek mümkün değil gibi ancak neden, ne kadar korktuğumuzu ve korkulanların başımıza gelmemesi için ne yapmamız gerektiğini düşünerek hareket ettiğimizde sinmenin ötesinde, bu korkudan aslında yapıcı eylemler de çıkarabileceğimizi görüyorum. Bende en ağır basan duygu heyecandı diyebilirim. İnandığım doğruları netlik ve kararlılıkla savunabilmenin ve benim durumumda olanlara örnek olabilmenin heyecanı. Bir de dostlar sağolsun, dayanışmanın heyecanı!

Baban, beraatinin ardından yaptığı basın açıklamasında askere gitmiş olmaktan pişmanlık duyduğunu söyledi. Bir Türk babasının ağzından kolay kolay duymayız böyle şeyleri. Ne hissettin?

Babamla birkaç yıldır konuşuyorduk bunu. O böyle bir açıklama yapmak istiyordu ancak ne zaman, nerede yapacağı belli değildi. Bu duruşma onun açıklaması için de bir vesile olmuş oldu. Bu aslında antimiltarist çevre içerisinde de yıllardır konuştuğumuz bir konuydu. Kadınların askere alınmayacak olmalarına rağmen vicdani ret açıklamalarında bulunması, meselenin sadece zorunlu askerlik ekseninde kalmaması, militarizmin topyekûn reddi açısından önemli bir açılımdı. Askerliğini yapmış kişilerin de samimiyetle pişmanlıklarını açıklamaları ve askeriyeyle bundan sonra ilişkilenmeyeceklerini beyan etmeleri toplumsal farkındalık açısından çok önemli. Babam bu açıklamasıyla biraz bunun önünü açmış oldu. Diliyorum benzer duygular içerisindeki pek çok başka kişi de çıkıp benzer açıklamalar yapar.

Geleceğin çocuklarına ne söylemek istersin?

Mahkemede de askerlik şubesinde ya da çevirmelerde de hep haklarımı bilip de kendimi açık ve net ifade ettiğimde, karşımdakinin gözlerinin içine cesaret ve içtenlikle bakıp eğilip bükülmeden derdimi anlattığımda aslında bu sürecin o kadar da zor yaşanmadığını gördüm. Zaten reddimi açıklarken de kendi kendime bir söz vermiştim; “Bu açıklamanın benim için başka bir hapishaneye dönüşmesine asla izin vermeyeceğim, korku ve paranoya içinde yaşamayacağım, ben reddimi açıklayarak askerlik sorunumu hallettim, artık öyle bir meselem yok ve gündelik hayatıma bildiğim gibi devam edeceğim.” İnandığı doğrular uğruna bir yaşam sürmeyi isteyen herkese de aynı gönül rahatlığını taşımalarını öneririm.