“Umulmadık Topraklar” ve OHAL’de Sanat

“Umulmadık Topraklar” başlığı altında bir araya getirilen çalışmalar, sözün bitirilmek istendiği yerde susmayı reddeden hakikatlere alan açıyor, ‘umulan topraklar’ı inşa etmeye çağrı yapıyor.

Geçtiğimiz hafta TÜYAP’taki kitap fuarına gidenlerin önemli bir kısmı, kalabalığın da etkisiyle bir an önce kendisini fuar alanına atmak istedi ve ilk giriş kapısından içeri dalınca “Umulmadık Topraklar” sergisiyle karşılaştı. Bazıları kitaplar nerde diye bakınırken, sergi deneyimi olanlar şaşkınlığı çabuk atlatıp alana serpiştirilmiş çalışmaları fotoğraflamaya başladı. Ben de bir yandan “Kıyamet/Kıyam Et” sergisini ararken diğer yandan çeşitli galerilerin ve bağımsız sanatçı inisiyatiflerinin ev sahipliği yaptığı işleri incelemeye daldım. Baştan söylemek gerekir ki “Umulmadık Topraklar” başlığı altında bir araya getirilen çalışmalar, sözün bitirilmek istendiği yerde susmayı reddeden hakikatlere alan açıyor,  ‘umulan topraklar’ı inşa etmeye çağrı yapıyordu.

Küratoryal sergiler, paneller, atölye çalışmaları ve performanslardan oluşan bir dizi etkinliğin bir araya geldiği 26. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, Artist 2016’nın temel izleği, Ortadoğu’da, bilhassa Suriye ve Irak’ta devam eden savaşın en ağır insani sonuçlarından biri olan mültecilik sorunuydu. Malum, liberal demokrasiyi kurumsallaştırmakla övünen Avrupa ülkelerinin medeniyet sınırı, “mülteci krizi” ile isim bulan politikalar bütünüyle ifşa olmuş durumda. Savaş, göç ve sınırlar milyonlarca insanın hayatını parçalarken, bin bir güçlükle varılan topraklarda mültecileri ırkçılık ve emek sömürüsü karşılıyor.

Öte yandan doğu cephesinde de yeni bir şey olduğu söylenemez. Kamusal alanın KHK’lar marifetiyle kapatılmak istendiği Türkiye’de mültecilerin yaşam koşullarına baktığımızda, etnik aidiyete göre vahimleşen bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Tel Abyad’dan gelen Arapları Kobani’den gelen Kürtlerden, onları da IŞİD’in işgal ettiği Şengal’den kaçan Ezidilerden ayıran ve yerleşim, sağlık, eğitim hizmetlerini köken koduna göre ihsan eden bir mülteci politikası uygulanmakta. Devletimizin uzmanlık sahası olan insan hakları ihlallerinde imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelerin hatırlatılmasına da cevabı mülteci “kartı” oluyor. Bu anlamda “Coğrafya kader olmamalı” diyen Artist 2016’nın iğneyi doğru yere batırdığını söylemek mümkün.

Olağanüstünün olağanlaştığı, eser dozda milli ve yerlilik performansı gösteremeyen vatandaşın Agamben-vari çıplak bedene indirgendiği zamanlarda “Umulmadık Topraklar,” Türkiye’nin en yakıcı toplumsal meselelerini de tartışmaya açmış oldu. Kürt sorunundan Gezi ayaklanmasına, Türkiye’deki mültecilerin karşı karşıya kaldığı ayrımcılık ve fiziksel şiddetten emek sömürüsüne, kadın ve işçi cinayetlerinden çevre tahribatına, muhalif basını susturmaya yönelik saldırılardan aydın ve seçilmişlerin tutuklanmasına dek boğazımızı sıkan tüm başlıklara dokunan heterotopik bir alan kurdu.

Galeri sınırlarının silikleştirildiği, heykellerin, fotoğrafların, kadın ayakkabılarının ortalığa serpiştirildiği küratoryal düzen(sizlik) içinde ziyaretçi çalışmalarla mesafesini kendi istediği yerden kurabiliyor, istediği nesneye dokunabiliyordu. Merkeze yerleştirilmiş, üzeri kağıtlar ve boya kalemleriyle dolu büyükçe bir masa etrafında birçok kişi Aslı Erdoğan için resim yapıyor, kartpostal hazırlıyordu. Bakan özneyi anlam-üretim sürecine dahil etmek isteyen işlerin çoğu, “dışarı”nın politize havasını “içeri”de yeniden ve yeni biçimlerle duyumsatır nitelikteydi. Örneğin Sema Maşkılı, üç panelden oluşan ve büyükçe bir duvarı kaplayan resim çalışmasına şu notu düşmüş: “Bu resim plastik anlamda yapılacak her türlü iyi ve kötü eleştiriye kapalıdır. Boya, tuval ve benim ressamlığım böyle büyük bir acının yanında nedir ki? Bu resim benim değildir. Düşünen ve acı çeken herkesindir. Bizim çocuklarımız öldüler… toprağa verilemediler. Anneler buz kalıpları ile onları soğuttu. Onlar yavaş çürüdüler…”

20161119_184037
Sema Maşkılı’nın resminden detay

Cizre, derken, “Kıyamet/Kıyam Et” sergisine geliyorum. Burada da yıkımdan önce bir Cizre fotoğrafı var, Halil Savda’nın objektifinden, “Bostancı ve Narin Sokakları Genel Görünümü.” Genel görünüm iyi duygulara yol açmıyor Kürdistan şehirlerinde. Wenda Koyuncu’nun küratörlüğünü yaptığı serginin tanıtım bülteni aklıma geliyor, metne sadık kalalım, şöyle yazmıştı: “Kıyamet sergisine davet edilen sanatçılar, farklı medya ve malzemelerden kuracakları temsili bir evren ile ‘kıyam etme’nin, yani ‘yokoluş’tan sonra yeniden varolmanın imkanlarını tartışacaktır.” Kıyamet sonrası dirilişe işaret eden sergi, resim, heykel, video, performans gibi çeşitli biçimlerle gündelik yaşamı ve kanıksanmış güvende olma hissini akamete uğratıyor. Varoluşa ilişkin Sartre’dan aşina olduğumuz bulantı hali, ritmik sesler ve tekrarlayan imajlarla bilineni yabancılaştıran bir haleti ruhiyeye çekiyor izleyiciyi. Bu karanlık hal ve gidişat içinde Mehmet Ali Boran’ın “Savaşı durduracağım” diyen sanatçı ile Roboski’yi akla getiren kaçakçı diyalogunu okuyorum. Sanatçı savaşla yüzleşmeyecekse ne yapar sorusunu aklımda tutuyorum. “Kıyamet/Kıyam Et”teki biçim çokluğu sözün tutsak edildiği koşullarda hakikat mücadelesini güçlendiriyor.

Sanattan beklediğimiz tam da bu değil mi? Kurmaca bir hakikat rejimi dil ve temsil alanını zor altına aldığında dolayımlamanın kurucu kapasitesi genişliyor, mecburen. Üstelik temsil kodları son derece sığ, zaman zaman gülünç olabilen bir iktidarla karşı karşıyayız. O HAL’de sanata içkin bireyselliği, tekilliği kolektif deneyime açmak, örgütlü sanatsal edimin imkanları hakkında kafa yormak gerekiyor.

Notlar

  1. Artist 2016 katılımcılarından bazıları şöyle: DEPO Tophane-BAK projesi- Latife Uluçınar, Emre Zeytinoğlu, Barış Seyitvan, Ezgi Bakçay, Rahmi Öğdül, İpek Çankaya (Halka Sanat), Rafet Aslan, Aslıhan Kaplan Bayrak (Bahçe Grubu) İnsel İnan, Göçmen Kadınlar Birliği (Almanya), Mahmut Koyuncu, Yekhan Pınarlıgil- Murat Alat – Lionel Soukaz (Paris-Fransa), Elli Chrysidou (Selanik, Yunanistan), Taner Güven, Gogo Smili, Zeki Coşkun, AmberPlatform, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Uygulama ve Araştırma Merkezi (FUAM), Hinterland Galerie (Viyana, Avusturya), Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, Grafist, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent/Kent Düşleri Atölyesi, LeMan, Arada Kültür Sanat Derneği, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED). Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.istanbulsanatfuari.com/
  2. Yazı görseli: Di Navenda Sinor De / Border in the Middle, Mehmet Ali Boran, Video-Roman, 2016