Ucube Dizayn: Rezonansın Canavar Biçimci Estetiği

Hedonutopia tek kişiyken dahi bir kabile olabilmemizi sağlayan bir duygulanım politikasını icra ettiği albümde içimizdeki kabileye dans edebileceği bir yurt bahşediyor.

Rezonansa nakarat bahşeden Hedonutopia canavarına…

Sesin bir fiziği yoktur. Aslında sanılanın aksine onda canavar biçimci bir estetik saklıdır… Müzisyen, sessizliğin 0 derecesinden başlayarak moleküllere bir rezonans, rezonansa bir nakarat kazandırır. Ögelerin tek tip bir örgütlenişinden ziyade pragmatik bir ilkeyle eklektik bir çoğalışı yani ucube eklemlenişlerin canavar biçimci bir estetiğini gündeme getirir. Sesin müzikteki kompozisyonu bu tarz bir bileşim arz eder. Nakarattan yayılan yoğunluklar bedene formunu bozacak saldırıları duygularla tertip eder. 2016’nın sonunda DokuzSekiz Müzik’ten çıkan Hedonutopia’nın Ucube Dizayn albümü tepkisiz, kaskatı kesilmiş bedenlerimizi sarmalayan güçlü yoğunluklardan oluşan bir sığınak,  duyguları yaşama cesaretini unutmuş bedenlerimize mütevazi bir hatırlatma niteliği taşıyor. Albümün isminde saklı bu büyü, sesin ve bedenin aynılık ve benzerlik üzerinden monomorfik biçimlenişine karşı sessizliğimizde sakladığımız imkana farklı oluklar açarak anarşik biçimlenmeler sunuyor. Downtempo, ambient ya da shoegaze olarak kolaylıkla sınıflandırılamayacak, kategorilere sığmayan, taşkın bir albüm olarak Ucube Dizayn nadir olanı yakalamış bir tekilliğin ifadesi. Sesin saf bir anomalisi albüm boyunca kımıldamadan yapılabilen seyahatlerin rotasız, şizofrenik bir yolculuğunu gerçekleştiriyor. Rezonansın dansını normalliğin ölü durgunluğuyla durdurmak isteyen her türden yaşamsızlaştırma pratiğine karşı Hedonutopia bedenin formsuz rezonansına bir şans tanıyıp onun ucube arzusuna bir imkan sağlıyor.

Dünyanın bedenlerine diktiği her türden deli gömleğini yırtıp, dayatılmış kimlik ceketlerini askıya alarak saf yaşamsal olan etrafında toplanmış bu üç müzisyen; müzikte buldukları kaçış çizgilerini yeni duygulanımsal kompozisyonlar yakalamak adına bir araya getirmiş ve köpeklerden kaçan biz farelere bir delik açmayı başarmış. Fırat Külçek, Kerem Feyzi ve Gülden Aybar’ın kendi özel isimlerinden bir kaçış çizgisiyle uzaklaşıp saf içkin yaşama yaklaşarak oluşturdukları bir çizgisel çakışma noktası olarak Ucube Dizayn isimli bu kristal, kendi üstüne kapanmaktan ziyade ani bir ışımayla bedene yeni ruhlar, yaşama yeni çizgisellikler kazandıran rizomatik bir harita çiziyor.

Dünya, duyguların bağlayıcı bir sentezi uyarınca birbirine eklemlenmeyi bekleyen farklı rezonansların sonsuz kombinasyonuna gebe bir çöl, akımların birbirine bağlanmaya başlayacağı bir 0 derecesidir. Bu çölde rezonans dans etmeyi bekleyen bir kabileden farksızdır. İşte müzisyenin -tıpkı bir büyücü gibi- artık bir uzvuna dönüşmüş enstrüman aracılığıyla biçimlendirilmeyi bekleyen saf rezonansı dönüştürdüğü nakarat, “gelmekte olan” bir kabileye çölde bir yeryurt açmak, onların dansına bir ritim kazandırmaktır. İşte Hedonutopia tek kişiyken dahi bir kabile olabilmemizi sağlayan bir duygulanım politikasını icra ettiği albümde içimizdeki kabileye dans edebileceği bir yurt bahşediyor. Müzisyenin işitilemez olanı işiten, havada asılı kalmış fraktalleri işleyip ondan yeni bir fraktal çıkaran büyücü olduğunu söylüyorsak eğer, Ucube Dizayn’ın isminde saklı sırrın büyüsüne kapılmamak elde değil. Hedonutopia, dünya isimli bu çölün sakladığı 0 derecesinden başlayarak akımı sonsuz kere çoğaltan, işitilemez olanı duyup onu temaşa edebileceğimiz bir aralık (nakarat) açarak işitilebilir kılan bir kulak olarak karşımıza çıkıyor.

Varlığın mikro-sonsuzu ve makro-sonsuzu arasındaki güç dereceleri olarak fraktaller arasındaki yolculuğunda müzisyen, fraktallerin mikro-sonsuzunda kaybolarak bu kayboluşun ona çizdirdiği yeni hatlarda dolaysızca yeni bir fraktal yaratmaktadır. Rezonansın çeşitlenmelerini çeşitlendiren müzisyen, dünyanın güç derecesinde bir artışa sebep olur. Müzisyen, dünyanın katmanları arasından bir dilim keser ve o dilimin olaysal potansiyelini deneyimimize sunmak üzere tekrar canlandırır. Dünyadaki yoğunluk akışlarına yeni güzergahlar atayan Hedonutopia, şizofrenik yolculuklara yeni rotalar çizerek sessizliğin kulak tırmalayıcı gürültüsünden bir kaçış çizgisi oluşturuyor. Bedenin çığlıklarını bastıran her türden düzenlemeye karşı rezonansa çığlık atabileceği bir nakarat oluşturuyor. Özellikle “Japon Orman” boyunca grubun gitarist ve solisti Fırat Külçek’in attığı dilsel olana indirgenemeyen bilinçdışından yükselen çığlıklar belki de ölümden önce gerçekleşen cesetleşmelere karşı bedenin çığlıklarına ses oluyor. Albüm boyunca karşımıza çıkan “Duran” karakteri ise belki de müziğin saf şizofrenik deneyimi sayesinde kımıldamadan, durduğumuz yerde göçebeleşme imkanını ifade eden bir humour olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü müzik dünyanın sakladığı sonsuz katmanlar arasında bir yaprağın rüzgarla ahenkli süzülüşü gibi yolculuklar yapabilmemizi, bir arada mümkün olmayan dünyaları bir araya getirebilecek kudreti hissedebilmemizin özgün bir tarzını bedenimize bir ruh olarak üflüyor. Bedenimize içinden geçerek başkalaşacağı yeni yoğunluklar oluşturan albüm ruhun bedene dışarıdan gelen bir yoğunluk olduğunu hatırlatırcasına yeni bir “ruh” yaratıyor. Albüm boyunca karşımıza çıkan orman imgesi arzunun içinde kaybolacağı yeni bir asamblaj olarak çizgiselliklerin içinde süzüleceği yeni bir rizomatik harita oluşturuyor. Hedonutopia’yı bir müzik grubu olmaktan öte bir “sanat çetesi” olarak tanımlayan grup, kendi isimleri dahil herhangi bir özel isimle alakasız olan saf yaşamsal bir üretim varyantı sunuyor.

Grubun, albümdeki parçaları boyunca nakaratı belirlemekten ziyade, onu dinleyicinin kendisini de bir müzisyene dönüştürecek tarzda sunması ise dikkat çekici bir başka ayrıntı. Roland Barthes’ın “Yazarın Ölümü” konseptine benzer bir “Müzisyenin Ölümü” konseptinin albümü tekil kılan bir özellik olduğu aşikar. Grup bunu şarkı sözlerinde yarattıkları asgari bir belirlenimsizlik ve dile indirgenemeyen saf duygulanımsal çığlıkların çoğunluğuyla yakalıyor. Bilinçdışına yapılan avangard sürrealist müdahalelere benzeyen bu dilsel olmayan göstergeleştirme biçimleri müzisyenin havadan çekip çıkardığı rezonansa kattığı biçimi deneye, yani dinleyicinin duygulanımsal tarzına açık bırakarak dinleyiciyi de parçanın müzisyenine dönüştürüyor. Bu anlamıyla Hedonutopia nakarata dönüştürdüğü rezonansı belirli bir duygunun özdeşliği üzerinden kurgulamayarak rezonansın şizofrenik deneyimine alan açıyor. Müzisyen tarafından deneyimlenen fraktallerden üretilen yeni bir fraktal olarak nakaratın albüm boyunca böyle bir açıklıkla beliren yapısı dinleyicinin de tıpkı müzisyen gibi yeni bir fraktal çizebilmesini ve dünyaya yeni katmanlar kazandırabilmesini sağlıyor. Saf yaşamsal, formsuz bedenimize bir form dayatmak için hastalanmış bir dünyanın diktiği deli gömleklerine yapılan aktif bir saldırı olarak albüm giderek yaşayan ölülere dönüştüğümüz günümüzde duyguların saf, yoğun sıcaklığını yeniden hatırlatıyor.

Melankolik ama bir o kadar da şizofrenik bir albüm Ucube Dizayn… Rezonansın tek tip bir biçime mahkum edilemez dansına şans tanıyan, her bir molekülün rezonansında terk edilen nakaratın hüznünü, yeni olanınsa neşesini hissettirebilen parçalar boyunca bizleri Hedonutopia isimli bir sığınak bekliyor. Bu sığınak korkuyla dahil olacağımız bir yurttan ziyade içinde yeniden erkleneceğimiz yani duyguların şizofrenik etkisine kendimizi bırakabileceğimiz gerçek bir deneyim sunuyor. Köpeklerden kaçan farelerin deliğinden çıkacağı günü bekleyenler için Ucube Dizayn saf yaşamsal bir deneyim olarak dinlenmeyi bekliyor.