tukan

havada helikopter sesi var
kulaklarımda o sağır çınlama
öt be artık öt diyorum
senden güzel ötüş yok dünyada
karanlık göklerden
alçalmış da bir gök
alnıma tünemiş
gak demez dese bir gak
silkinecek şu söz
düşecek peynir

ağlama yavrum
ağlamazsan bu masalı doğrultur da yürütürüm
kamburuma alırım
sokaklardan aşırırım
işte terli horoz işte evrenin cücesi
işte mercan adası işte kanayan orman
çığlık çığlığa işte insan
çığlık çığlığa suskun gözlerim
süt nefesinde çanlar çalar ağlama
falsız kalır bu geminin faresi
annen çıkar gelir kıyımıza
sihirli küre elinde işte uçan süpürgesi
kurbağa dudağı kazanda bir tutam at kirpiği
birkaç baş havan topu mermisi
işkence altında alınmış bir ifade söz konusu
adam otu meyan kökü baykuş tırnağı
elmacık kemiğinin yüz güzelliğindeki tartışılmaz rolü
denizden dönen bir nehir
plajda unutulmuş güneş gözlüğü
omzumda tukan resepsiyonlarda televizyon odalarında
boşluğuma hazırlanan kusursuz öksürük
çıkarken indiğim bir merdivendeyim sanki
birdenbire yakalarım nasıl silahlandığımı
nasıl beklediğimi o ölümsüz sözü
geçtiğim kapılar hiç açılmadılar
bizi karıştırmaya çalışan bu tür oyunlara fırsat verilmemeli
pastada unutulmuş bir pırlanta yüzük
pastaya saplanmış kaplan dişi
kısacık kestim saçlarını karımın
4376 şu ana kadar etkisiz hale getirilmiş terörist sayısı
kuru değneğimi böğürtlenlere sürttüm
evet kimler ister tartarelli all’uovo bolognesi
ellerime baktım yoktular sanki
çekirge uykusu ot sıcağı telsiz cızırtısı
yamaca düştü susuz bir yıldırım
-ıslak ensemi sildim eski bir fotoğrafta
bir taşa oturmuşum karışmış gölgem
yüzüm uzamış çağrılmaktan
gömleğimde büyüyen gediği ateşin-
bir şey kesinliğime varmak üzereydi…

helikopter sesi var havada
karga ölüme güdümlü kıştan
ağustos en sevdiğim kızım