Spinoza’yla İyi Bir Karşılaşma

‘Spinoza ile Karşılaşmalar,’ Spinoza’yı anlamak, düşüncelerinden faydalanmak için önemli bir kitap. Güçlü Ateşoğlu ve Eylem Canaslan’ın derlediği çalışma, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü tarafından gerçekleştirilen sempozyum bildirilerinin gözden geçirilip makaleler haline getirilmesinden oluşuyor.

Kötülüğün, kederin, umutsuzluğun kuşattığı günümüz dünyasından çıkmak için Spinoza’yı okumakta fayda var. 17. yüzyıl felsefesinin önemli filozoflarından olan Spinoza, realist bir düşünür olarak insana büyük görevler yüklüyor. Zira –hangi çağda olursa olsun- toplumsal, ontolojik sorunları her zaman yaşamak durumunda kalan insanlık, kendindeki gücü gördüğü taktirde bütün kör kilitler de açılıyor. Ancak Spinoza’yı dinlerken, onu çağdaşları Rene Descartes, Gottfried Wilhelm ve von Leibniz’den ayrı düşünmemek gerekiyor. Tabii burada Spinoza’nın tezleri, çağdaşı diğer düşünürlerle paralellikler içerse de, o yaşadığı somut gerçeklikleri baz alan bir filozof olarak ayrıcalıklı bir yerde duruyor. Bunun bir nedeni var elbette; Spinoza düşüncelerini gerçek hayatında da uygulayan bir filozof olarak bu ayrıcalığı besliyor.

spinoza-ile-karsilasmaa
Spinoza İle Karşılaşmalar, Spinoza’yı anlamak, düşüncelerinden faydalanmak için önemli bir kitap. Güçlü Ateşoğlu ve Eylem Canaslan’ın derlediği çalışma, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü tarafından gerçekleştirilen sempozyum bildirilerinin gözden geçirilip makaleler haline getirilmesinden oluşuyor. Dolayısıyla çok sayıda akademisyenin sunumundan oluşan metin, Spinoza üzerine üretilen yeni tezleri ve farklı okumaları kapsıyor. Bu yeni tezler ve farklı okumaların okuyucunun düşünce ufkunu geliştirerek, ona yaratıcı düşünme formatları sunduğunu söylemeye ise gerek yok.

Töz, sıfat ve kip…
Karşılaşma edimi düşünürün tezleri arasında önemli bir yer kaplıyor. Kitabın adının Spinoza ile Karşılaşmalar olması da onun argümanlarına gönderme yapıyor elbette. “Üçlülerin filozofu” olan Spinoza’nın, “üç ayak üzerine oturan epistomolojisi”yle şekillendirdiği ontolojisi her zaman güncelliğini koruyacakmış gibi gözüküyor. Zira Spinoza’nın felsefe tarihindeki ayrıksılıklarından biri de töz, sıfat ve kip ayrımını şekillendirdiği noktalarda başlıyor.

Derlemede yer alan her yazarın gerçekleştirdiği Spinoza okumasına gelince, günümüz yaşamı ve sorunsallarına yönelik güçlü vurgular içeriyor. Tabii burada hukuk, devlet, sistem, sanat, özne, nesne ve mizah bağlamında incelenen bir Spinoza’yla karşı karşıya olduğumuzu söylersek durum daha anlaşılır olur.

İnsanın gerçekten yaşamayıp da, sadece hayalini kurarak sevinç ve keder üretmesinin son derece mümkün olduğu fikrini savunuyor Spinoza. Örneğin, “İmgeden Akla: Spinoza’nın Toplum ve Bireysellik Anlayışını Tutkular Üzerinden Yeniden Okumak” başlıklı yazısında Mehmet Şiray, “Arzu İnsanın Özüdür” adlı bir çalışmadan şöyle bir Spinoza alıntısı yapıyor: “Önyargı, dolaysızın saydamsızlığı, koşullarını bilmeden sadece arzularımızın farkında olmamamızdır ve bu da bizi arzunun telos’unu evrenin kendisine yansıtmaya, dünyadaki rastlantısal olaylar ardında bir tür niyetlilik, hatta gizemli bir niyetlilik görmeye yönlendirir. Hurafe ise bu kendiliğinden felsefeyi, bir dizi pratikler yoluyla, ona belirli ve paylaşılan bir semboller ve anlamlar dizisi yükleyerek örgütleme çabasıdır. (…) Hurafe bu tekil karşılaşmaları kolektif bir hafıza, kolektif bir arzu içerisinde örgütleme, fakat bunu pratikler ile sembolleri sınırlayarak ve düzenleyerek yapma çabasıdır. (…) Hurafe toplumun imgelem temelinde kuruluşudur.”

Despot ile köle arasında duran
Derlemede yer alan her yazının son derece çarpıcı fikirler içermekle kalmayıp, günümüz sorunsallarıyla kurduğu bağlantıyla Spinoza’nın fikirlerinin de doğru yere oturduğunun altını çizmekte fayda var. Örneğin, “Spinoza’nın Ethica’sı Bağlamında Mizahın Politik İşlevi” adlı yazıda ‘keder’e yapılan vurgu oldukça önemli. Peki, keder duygusuyla kölelik arasında bir bağlantı olduğunu hiç aklınıza getirmiş miydiniz? Duyguların çözümlenmesinin yapıldığı söz konusu bölümde şöyle bir saptama yapıyor Nazile Kalaycı: “Spinoza, kendi yaşadığı dönemde cereyan etmekte olan politik çalkantılarda ‘despot’ ile ‘köle’ arasındaki kutsal birliği teşhis etmiştir: ‘Despotların örselenmiş ruhlara, örselenmiş ruhların ise despotlara ihtiyacı vardır.’ İtaat bütün toplumların temelidir. Düşünce gücünü itaat etmeye tabi kılan duygu ise kederdir; bu nedenle, kederli duygulanışları artırmak iktidarın işleyişi için zorunludur. Buradan hareket eden Spinoza, Ethica’da, kederden kaynaklanan duyguları (keder, nefret, tiksinti, alay, korku, umutsuzluk, vicdan azabı, infial, kıskançlık, alçakgönüllülük, pişmanlık, iğrenme, utanç, yerinme, öfke, öç, zalimlik) bu duyguların birbirlerine zincirlenişini ele alır…”

Tam da burada, mizahın büyük bir güç olarak merkeze yerleştiğini hatırlatmaya gerek yok herhalde! Böylelikle mizah, siyasal mücadelede de yası, yenilgi ve kayıpları dışlamakla kalmayıp, enerjinin ne şekilde kullanılması gerektiğine dair nadide bir yöntem sunuyor. Tabii aynı fikir, sadece toplumsal durumlara özgü olmayıp, bireysel ilişkileri de kapsıyor.

Söz konusu fikrin açılımı ise, iyi ve kötü karşılaşmalar olarak çıkıyor karşımıza ki, bu da Spinoza’yla ilgili tüm kilitli kapıları açan sihirli formül niteliğinde. Zira ruh “upuygun fikirler”e kendini açtığında sevinç de ardından geliyor. Tersi ise tahmin edildiği gibi kederi çağırıyor. Bu iki ayaktan birini tercih etmeyi ise kişiye bırakıyor Spinoza.