Sovyetler’de Yemek Kültürü ya da Kahrolsun Mutfak Köleliği!

Sovyet ütopyası kadınların ev işçiliğini üstlenmemesinin devrimci niteliğinin bilincinde olarak yeni, devrimci bir yaşam tarzı yaşatmaya çalışmıştı. Yaratıcı ve paylaşımcı bir eylem olarak yemek yapmanın eğlenceli bir şey olduğunu teslim ederek, bir kez daha tekrarlayalım: Kahrolsun Ev İşçiliği, Çocuk Bakımı ve Mutfak Köleliği!

Sovyet Mutfak Sanatı, politize edilen yemek kültürü, edebiyattan yemek uyarlamaları ve müthiş içki ve yemek tarifleri üzerinden verilen yaratıcı bir Sovyetler tarihi anlatımı. Yazar Anya von Bremzen’in yemek yapmayı yaratıcı bir ifade biçimi olarak gören anti-sovyet annesi Larisa ve ailenin diğer kuşaktan kadınlarının ve devrimci babuşkaların hikayesi. Anya’nın tabiriyle zehirli madlen anıları.

Anya’nın Rahmetov usulü çileciliğin Sovyetler’in yemekle olan hukukunu belirlediğine dair bir tespiti var. Nikolai Çernişevski’nin Turgenyev’in Babalar ve Oğullar‘ına cevap olarak yazdığı, Lenin’e ve daha pek çok devrimciye ilham veren ve Dostoyevski’yi de faydacılığıyla sinirlendirip cevap olarak Yeraltından Notlar’ı yazmasına sebep olan ünlü Ne Yapmalı? kitabındaki aydınlanmacı rasyonalist karakter Rahmetov dünya nimetlerinden uzak durur ve çok gerektiğinde ispirto ocağında pişmiş ince bir dilim etle idare eder. Tolstoy’la Kropotkin de Rahmetov tarzı çilecilik geleneğini sürdürür, aynı zamanda bir vejetaryen olan Tolstoy çay, ekmek ve biraz sütle yetinmenin gerekliliğinden bahseder.

Oysa 19. yy’ın başka Rus yazarları için durum farklıdır, anlatılan sofralarda gül pembesi jambonlar, amber renkli balık çorbaları eksik olmaz. Çehov da meşhur slav iştahına değinir ve mide en asil organdır diyen Gogol bu kitapta da ayrıntılı tarifi verilmiş olan bir yemek şaheseri kulebyakanın bir başka hayali versiyonunu yaratır.. Devrimden sonra kulebyaka bir süreliğine gerici ilan edilecektir. Stalin’in çarlık döneminden birkaç yemek tarifini de tekrar yürürlüğe koyan yeni Sovyet mutfağı projesiyle tekrar gündeme gelir ama balıklı ve orijinal tarife uygun kulebyaka için Putin dönemini beklemek gerekecektir. Artık kulebyaka petrol anlaşmaları yapan oligarklar tarafından Romanov tarzı restoranlarda ısmarlanır olmuştur.

Anya’nın edebiyat aşığı annesi Larisa ise okuduğu romanlardaki ziyafet sofralarından alıntıladığı ve jeopolitik tecritten dolayı ise hiç tatmamış olduğu bir hayali yemekler listesi yaratır. Örneğin Proust’un egzotik ve kapitalist madleni, yani Larisa’nın deyişiyle madlenki bir tür marmelat dolgulu pirojki olmalıdır. Goethe okurken rastladığı ‘pot au feu’yü ise hayalindeki şekliyle yeniden yaratır.

Devrimden ve yemekten bahsederken, gündelik hayat ve adetlerin Sovyetler’de yeni bir yaşam tarzına (novy byt) bulmasından da bahsetmek gerekiyor. Bolşevikler gündelik sıkıntıların metafiziği sorununu ele alarak toplumsallaşmış, kolektif bir yaşam biçimi yaratmayı amaçlar. Komün apartmanların, halk kantinlerinin, kreşlerin, işçi kulüplerinin ve hazır gıda üretiminin amaçladığı şey, insanlara boş zaman yaratmak, insanların sıradan günlük işlerden sıyrılarak asıl önemli olana, yaşamın şiirsel ve insani yanına katılabilmesini sağlamaktır. Sosiski, bezelyeli kotleti gibi konserve yemekler, hazır mantı, dolma, bol lahanalı çorba, mayonezli salatalar ve sulu meyve kompot’u gibi yiyecekler ve Sovyetler’in lezzetli ve sağlıklı yemekler kitabı da bu gıda mühendisliğinin icatlarıdır.

Tabii tam bu noktada kadınları da gündelik yaşama dair bu gereksiz işlerden kurtarmak gerekmektedir. Yeni Sovyet kadınlarına karşı, hâlâ yemek yapmakta ısrar eden çar yanlıları vardır. Anya’nın babuşkası (büyükanne) kabarması gerekmeyen az yoğurulan bir hamur tarifini “kitap okuyacak yerde neden yemek pişireyim ki” diyerek reddeder. Kuşaktan kuşağa yemek tarifleri de aktarılmaz olur. Oysa ki, genç ev sahibeleri için yazılmış devrim öncesi bir yemek kitabında tarifler hizmetçinizi kilere gönderin şeklinde başlamaktadır. Hizmetçilerse kara ekmekten yapılan hafif alkollü bir içecek olan ‘kvass’ ve karabuğdayla idare etmek zorundadır.

Tüm bunlar kendi ailemden geçmişe dair anlatılan bir anekdotu aklıma getiriyor. Büyük anneannem, yani anneannemin annesi Turvanda Zekiye Terziyan bir gün yeni evli anneannemi ziyarete gider. Onun mutfakta kendini harap ettiğini görünce de tepkisi “Ayşe? Sen şimdi böyle fuzuli işlerle mi uğraşıyorsun?” demek olur. Anneannemse gönüllü mutfak köleliğinden memnun olmasa da duruma razıdır, annesine kötü kötü bakar ve bir şey demez. Anneannem çok sonraki yıllarda annesine hak verecektir ama yine de tahta kapaklı yemek kitabını elinden bırakamaz. Kitabın yazarı cumhuriyet hanımlarına seslenen bir önsöz de yazmıştır. Artık haremlik selamlık köşklerin, konakların modasının geçtiğinden ve modern, frigidaire’li mutfaklarıyla apartman dairelerinde yaşamanın konfor ve zarafetinden bahseder. Yalnız yemek tariflerinde de, kadının konumunda da aslında gelenekseli muhafaza etmekten yanadır. Kitapta mumbar dolması gibi en zahmetli yemeklerden bin bir çeşit çorba ve yemek tarifine kadar her şey mevcuttur ve tabii avdan gelen beylerin getirdiği av etleri, mideden geçen yol mantığı ve sofra adabına kadar her şey ince ince anlatılır. Hatta kiler ve frigidaire arasında bocalar, kilerle başlar frigidaire’le bitirir sözü.

Sovyetler’e dönecek olursak, Sovyetler’in, kadınları modernleştirmeye değil özgürleştirmeye –özgürlük aynı zamanda modernliktir- çalıştığını görürüz. Sovyet lezzetli ve sağlıklı yemek kitabı da ideolojisini yanında getirmektedir. Ama önce Sovyetler’de kadın özgürleşmesine değinmekte yarar var.

“Karholsun Mutfak Köleliği! Yaşasın Yeni Gündelik Hayat!

Lenin 1919’da “kadınların asıl kurtuluşu, asıl komünizm ancak ehemmiyetsiz ev işlerine karşı mücadelenin başladığı yer ve zamanda başlayacak” diye çok doğru bir tespitte bulunmuştur. Kadını alçaltan evle ilgili önemsiz uğraşların ve insanı ahmaklaştıran, sinir bozucu çocuk bakma angaryasının da kadının işi olmadığını söyler. Devrimle beraber kadın ev kadını değil özgürleşmiş proleterkadır. “Kahrolsun Mutfak Köleliği!” sloganlarıyla, yeni Sovyet yaşam tarzını anlatan afişler tasarlanır. Yine Çernişevski ilhamlı bir yaklaşım da serbest aşk üzerinedir, kadın yalnızca eş değil, aşklar yaşayabilen özgür insandır. Derken Zhenotdel (Bolşevik Parti Merkez Kurulu Sekreteryasına bağlı kadın örgütü) kurulur ve gündem maddeleri arasına Orta Asya Müslüman topluluklarında kadının özgürleştirilmesi ve kürtaj hakkını da alarak kadınları örgütlemeye başlar. Kürtaj hakkı 1920’de kazanılır ve dünyada ilk defa Sovyetler’de uygulamaya koyulur ama Müslüman kadınların örgütlenmesi daha çetrefilli bir süreç olacaktır.

Lenin’in ifadesiyle köleleştirilmişlerin en köleleştirilmişi, ezilenlerin en ezilenleri, egemen reisler, kocaları ve ruhban sınıfı tarafından boyun eğdirilen Orta Asya kadınlarıdır. Başlık parası, çocuk yaşta evlilik ve çok eşliliğe maruz kalan kadınlar uzun giysilerinin üzerine ağız ve göz kısmında açıklık bulunmayan, baştan dize kadar inen at kılından dokunmuş kalın bir örtüyle örtünmek zorundadır. Türkmenistan’da kadın hakları için çalışmalar yapılırken, Özbekistan’da Taşkent’in meydanında, Zhenotdel öncülüğünde devrim sloganları eşliğinde peçe çıkarma gösterileri başlatılır. Öncü kadınlar 8 Mart’ta at kılından örtüleri ateşe atar. Ama bu girişim kadınlara misliyle ödetilir; özgürlük istemindeki kadınlar tecavüze uğrar, öldürülür ve parçalanmış cesetleri köylerde teşhir edilir. 1920’lerin sonlarındaysa peçe çıkarma gösterileri sona erer ama faaliyetler yeraltından yürütülmeye devam eder. 1930’da ise Stalin Zhenotdel’i “kadın sorunu çözüldü” diyerek dağıtır ve kürtajın ve boşanmanın hoş karşılanmadığı geleneksel aile değerlerine dönüş başlar. Ev işçiliği yükü, ücretli işçilikle beraber yine kadın yoldaşlara kalır.

Stalin’in “Hayat daha mutlu!” sloganı yeni bir dönemin habercisi olur ve “komünist burjuva yaşam tarzını” geçerli kılar. Sovyet şampanyası ‘Sovetskoye Sampanskoye’ tüm musluklardan akmaya başlar, tango, parfüm, sofra adabı ve Puşkin geri döner. Bu arada değişen politikayla birlikte kitapta bolca bahsi geçen “lezzetli ve sağlıklı yemekler kitabı”ndaki tarifler bir eksilir bir fazlalaşır. Örneğin aslen Gürcü olan Stalin’in etkisiyle istiridye jöleli balık ve gürcü şarapları kitaba girerken 53’teki baskıda Stalin’den yapılan bütün alıntılar çıkarılır.

70’lere gelindiğinde Brejnevvari samimiyetsizlik ve kötümserlik baş gösterir, ideoloji yıkılır, ütopik projenin sonu başlar. Muhalifler Brejnev dönemi yozlaşmasına ve tüketimin teşvik edilmesine karşı duydukları küçümsemeyi olivier salatalarında et, balık ve türevlerinden uzak durarak ifade ederken, iktidara yakın duranlar, yani parti dükkanlarına erişebilenler lüks haşlanmış dil kullanır. Mavi yakalılar ise olivier salatasına bir tür salam (doktor kolbasası) koyarak kendilerini ifade ederler. Larisa ise yengeç, taze salatalık ve elma ekleyerek bohemliğini ortaya koyar. Kitabın arkasında merak edenler için Larisa’nın olivier salatası, yani diğer adıyla Rus salatası tarifi de mevcut.

Gorbaçovlu 80’lerde ise 20’den beri basılmamış Joyce’la beraber, Bulgakov ve Platonov’un yasaklı kitapları basılmaya başlar. Bu iyi bir gelişme olarak görülse de bunun yanı sıra orak çekiçli hediyelik eşyaların da satılmaya başlamış olması kıyamet alameti olarak anlaşılabilir.

Ve nihayet Yeltsin’le serbest piyasa şokuna girilir, milli kaynaklar bir gecede özelleştirilir ve dünün bürokratları bir gece içinde oligarklara dönüşür. Derken Putin sahneye girer ve narsisistik tüketimin dibine vurulur. Petrol geliri üzerinden yürüyen ve artık pahalılıkta dünyada ilk sıralarda yer alan Moskova, yazarın ifadesiyle “Puşkin heykelli Dubai”ye benzerken, mafya şirket kapitalizminin vinçlerle görünür olan inşaatçı güçleri her yeri kaplar. Bir yandan Rus milliyetçiliği, bir yandan otoriter söylemler, yerine göre Sovyet nostaljisi, 1940’ların Stalinist marşları ve yurtseverliğin yanı sıra çarlık dönemine öykünen restoranlarda kulebyaka ve kaz ciğeriyle birlikte ‘carpaccio’ ve suşi de menülerdeki yerini alır.

Bu hikaye burada bitse de mücadele devam etmektedir. Belli bir dönem arasına sıkışmış Sovyet ütopyası gündelik hayatın bir eziyet olmaktan çıkmasını amaçlamış ve kadınların ev işçiliğini üstlenmemesinin devrimci niteliğinin bilincinde olarak yeni, devrimci bir yaşam tarzı yaşatmaya çalışmıştı. Yaratıcı ve paylaşımcı bir eylem olarak yemek yapmanın eğlenceli bir şey olduğunu teslim ederek, bir kez daha tekrarlayalım: Kahrolsun Ev İşçiliği, Çocuk Bakımı ve Mutfak Köleliği!