Slyvia Plath ve Çizimleri

Plath’in yazarlığını besleyen güçlü melankolik görsel imgelerin en önemli esin kaynağını bir anlamda kendi çizimleri oluşturuyor.

Kısa ama yoğun yaşamı süresince sanatı kendine en önemli güzergah olarak belirleyen Plath’in yazarlığını besleyen güçlü melankolik görsel imgelerin en önemli esin kaynağını bir anlamda kendi çizimleri oluşturuyor.
Kırmızı Kedi Yayınları’nın yayınladığı Slyvia Plath – Çizimler kitabı Plath’in sıradışı bir yazar olmanın ötesinde olgun çizimlerinde de ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyor.

Şiirlerindeki temalara aşina olan Plath okuru için bu çizimler, bir anlamda dünyasının, görsel imgeleminin zenginliğinin kapılarını da bizlere açıyor.

cizimler_1baski-269x300

Mektuplar ve notlarla da desteklenen kitap kızı Frieda Hughes’un yazısıyla başlıyor. “Annem, şair Slyvia Plath 27 Ekim 1932’de Amerika’nın Boston şehrinde Massachusetts Memorial Hastanesi’nde dünyaya geldi. Enerji, tutku ve öğrenme hırsıyla dolu bir hayat sürdü ve 11 Şubat 1963 tarihindeki intiharına kadar bunları edebiyat ve sanat alanındaki çabalarına yöneltti.” Frieda Hughes, annesi Slyvia Plath’in resimle tanışmasını ise şöyle anlatıyor: “ …Gerçi annemin asıl hedefi şiir yazmaktı ancak sanat da onun hayatının önemli bir öğesiydi. Genç kızken Miss Hazelton adında birinden özel resim dersleri almıştı, yetişkinken de Yaddo günlüğüne ‘muhteşem hayalleri olduğunu’ yazmıştı.”

Muhteşem hayalleri olan kısa bir ömre muhteşem kitaplar sığdıran Plath’in bendeki önemi ve yeri de farklı. Kısa ama derin bir yaşamı olan Plath’in yaşamını sonlandırmasaydı neler yazacağının merakı, yazıyla acının iç içe geçmişliği yazarın doğası üzerine sorular zihnimi işgal etmekten asla vazgeçmese de onu okumaya ve anlamaya çalışmak hep bir büyü. Sonsuzluğa mühürlü bir okuma hali.

Ariel‘deki şiirlerinin izlerini, metaforlarının lirik tınılarını, çizimlerinde obsesif bir şekilde tekrarladığı atkestanelerinde bulmak mümkün. Derrida iz derken belki de bunu kastediyor. Geçmişin bir iz ya da Husserlcı tutulma olarak onun çizimlerinden şimdiye aktığını görebiliyoruz. Çizimlerinde nesnelerin yarattığı evrenden Alice’in tavşanı gibi dünyasına düşüvermek.

Bu çizimler bu büyüyü görselleştiriyor; Plath’in sanatının derinlerindeki gizil anlamların tezahürü gibiler.

Sanatındaki gelişim aşamalarını eşi Ted Hughes’a yazdığı mektuplar ve günlüklere de yansıtmış Plath. Her şeyi yazmak, kazımak, çizmek, hastalıklı bir tutkuyla harflere ve çizimlere dönüştürmek hep içindeki susmak istemeyen sesi bastırmak için yapılan şeyler.

Ve onu intihara sürükleyen o yalnızlığı da görebiliyoruz. “Yanımdan bisikletle geçen ya da Grantchester’e doğru ağır ağır yürüyen birtakım insanlar, ben uzakta oturmuş, ineklerin resmini çizerken gözlerini diktiler bana, bu anormallik duygusu öyle garip ki senden geliyor-senin polisle ve küçük kızlarla olan deneyimin gibi, acayip tutkularım ve öfkelerimle bir canavara benzediğimi hissediyorum, insanlar beni işaret edecekler. Şu var ki yalnız olmayı kesinlikle yeğliyorum. Zehirden kaçar gibi kaçıyorum insanlardan…”

Çizimler kitabı Plath’in Amerika, İngiltere, Paris ve İspanya yolculukları sırasında yaptığı çalışmaları içeriyor. Özellikle bu kentler içinde Paris, Plath için farklı. 25 Ağustos 1956’da annesine yazdığı mektupta dediği gibi: “Gittiğim şehirler içinde gerçekten en çok bu şehri seviyorum güzel, şık ve zarif ne yaparsak o.”

sylvia-plath-cat
“Curious French Cat” bu yolculuğu sırasında yaptığı çizimlerden sadece biri. Plath çatılar, kafeler ve kitapçılardan şehri yeniden kendi imgeleminde inşa ediyor.

David Harvey’in modernitenin başkenti olarak nitelediği, Benjamin’in kesintilerle birlikte on üç yıl kadar üzerinde çalıştığı Pasajlar‘ın ve burjuva medeniyetinin kalbi Paris, siyah kalem darbeleri, gölgeler, beyazlıklar ve lirik dokunuşlarla hayat buluyor Plath’in çizimlerinde.

Plath’in Amerika çizimleri ise Sırça Fanus’un imgelerine davet ediyor bizleri. Bunaltıcı sıcaklar ve hışımla parlayan gökyüzüne karşı, Plath çamur birikintilerinin içindeki küçük yengeçlerle ilgileniyor.

Günlüklerinde 20 Temmuz 1957’de yazdığı gibi rüyalar, çizimler ve şiirler birbirinin içine girerek kocaman kasvetli bir yumağa dönüşüyor. “Rüya görüyoruz ve rüyalarım iyileşiyor. Dün gece Newnham’ı gördüm, aydınlıktı, o eski rüyalarımdaki gibi basit ve kokuşuk değil. Nötr, iyiye çalan: kızılgerdan, acayip kuş kitapları ve doğal tasarımlı sınav kağıtları, ezilmiş çiçekler, ezilmiş pembe ve sarı boru çiçekleri, vahşi ve küçük.”

Plath için her zaman yazılacak çok şey var. Söylediği gibi: “Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.”