Sennur Sezer: Gerçek Bir Yaşam, Gerçek Bir Şair

“Sezer’in dizeleri yaşar, adeta bedeni vardır yazdığı her satırın; bir işçi, bir kadın, bir anne seslenir okura dize dize; o seslendikçe ete kemiğe bürünür harfler.”

“Daha güzel bir dünya için
Bir söz, bir renk, bir öykü yontmak
Bir şarkı söylemek
Bu avluyu dolduran herkesin
Görevi”

Sözüyle, rengiyle, öyküsüyle; şarkısıyla, direnciyle, şiiriyle daha güzel bir dünyanın umudunu ayakta tutan kadınlardan Sennur Sezer. Yaşamını emekle yoğuran, dizelerini yaşamının, savaşının gerçekliğiyle işleyen bir kadın. Gerçek bir yaşamı, gerçek bir mücadeleyi olanca yalınlığıyla yazan, gerçek bir şair. Bu yüzdendir ki onu kaybettiğimiz şu haftada dahi hakkındaki hiçbir cümle geçmiş zamanda yazılmayacaktır. Alın terinde, çalışmanın neşesinde; umutsuzluğu ve umudu barındıran her cümlede; karanlığın içinden aydınlığı çağıran her dizede yaşıyor Sezer, hep yaşayacaktır.
“Bir ses arıyorum
Yeni bir şarkı için
Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla,
Sevinçle duyulacak bir ses,
Çünkü umutsuzluk yasaktır
Don vuran ağaç sürgün verecek,
Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.
Ama susmaktan sesimi yitirdim
Nasırlaştı dilim.
Elim ateşten korkmuyor,
Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım küt
Ateşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirim
Köz basarım yüreğime.
Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor,
Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyen
Çekirdek ateşten korkmuyor.”
Dilinin nasırlaşmasından korkan ama ateşten korkmayan bir savaşçıdır bu dizelerin şairi. Haksızlığa uğramak değil, haksızlık karşısında susmaktır korkusu. Yaşamı boyunca mücadele etmiş bir emekçinin korkusudur bu. Bu topraklarda işçi olmanın, kadın olmanın, şair olmanın bedelini çok iyi bilen bir insanın korkusudur bu. Bedel ödemekten kaçınmayan birinin korkusu.
“Dünyaya saldığım türkü
Sular aktıkça durulur
Bozuk yapılar yıkılır
Çürür sarı yaprak gibi
Hadi kendini yen hadi kendini”
Böyle diyor Sezer “Akşamın Türküsü”nde. Peki, ne zaman yener şair kendini? Ne zaman yener şiir kendini? Ne zaman yener ve aşar yaşam kendini? Gerçekliğini, anlamını kucakladığında. Sezer’in yaşamını, şiirini bunca kendiliğinden ortaya koymasını sağlayan da budur. Sezer’in dizeleri yaşar, adeta bedeni vardır yazdığı her satırın; bir işçi, bir kadın, bir anne seslenir okura dize dize; o seslendikçe ete kemiğe bürünür harfler. Şiirini soludukça – ki çoğu şiiri okunmaz, solunur – karşımıza tam bir savaşçı çıkar; okurun içindeki savaşçıyı da mücadeleye çağıran bir ayartıcı! Sözünü, hüznünü saklamayan bir bedenle; bedenini çaresizliğini saklamayan dizelerle ortaya koyacak kadar cesur bir savaşçı!
327705“Dünya’ya birden iner karanlık. Ve üstüne sinmiş is
kokusuyla, hep geç kalırsın artık.”
Karanlığın indiği dünyada umudu arayan insanın vazgeçilmez eşlikçisiyle, bir geç kalmışlık duygusuyla yol alan şairin direnişidir her dizesi. Yaşamının mücadeleye adanan her anıdır yazdıkları. Budur satırlarındaki sert ve ham gerçeklik, budur dizesinin içimizdeki o umuda – ve umutsuzluğa – kan taşıyan damarı.
“Daha ümidimi yitirmedim
Biri vardır kalabalıkta o köyden
Karşılıklı susabiliriz”
Ümidini yitirmeyenlere hâlâ çok sözü var Sezer’in; bir tersane işçisi, bir kadın, bir anne, bir şair olarak; her şeyden önce bir savaşçı olarak.
Ve ümidini yitirenlere de bir el uzatacak elbette Sezer; yaşayan, direnen ve acıyı her zerresinde duyan bir şair olarak.
“Ah, dilini anlamadığım kalabalık
(…)
Ah, sesime sağır yalnızlık”
***
Bu bir anma yazısı olacaktı. Olmadı. Bu yazının yazarı sustu, şair konuştu.
Öyle de olmalı. Yaşamını şiirle, mücadeleyle, direnişle; tüm bu karanlığa karşın üretmekle geçirmiş şaire kalmalı şimdi söz.
Evet, öyle.
Zira gerçek bir yaşam, gerçek bir şair ancak kendi sesiyle anılabilir.