Şekilsiz Robot

Artık bir araya gelişimizi hiçbir dünyevi veya kozmik güç durduramaz, gerçeği biliyoruz, “hayır” gerçeği kimse bizden alamaz. Korkularımız geride kaldı, düşündüklerimiz neyse yaşamımız da öyle olacak.

I.

Zihnimi korumaya ve gelecek olana kendimi hazırlamaya çalışıyorum. Ruh halim andan ana değişirken oluşturduğum koruyucu kalkan bir göl, bir fanus, zaman zaman da öte yanını bir daha asla göremeyeceğimi düşündüğüm bir duvar oluyor. Boşluk korkusunun beni sardığı zamanlarda olan bitenle hiçbir ilgim olmadığı hissine kapılıyorum, korku unuttuğum boşluklara doluyor. Yarattığım koruma kalkanının gerekliliğini sorguluyorum ama beni burada tutan daha güçlü bir şey var.

Zihnimdeki tehditleri savuşturmaya çalışırken iç sesimin olmadığını fark ettim. İç sesim yok. Yalnızca birbiriyle çatışan iç ses parçalarından ibaretim, birbirini yok eden kelimeler ve savaşan ifadeler. İçerde ve dışarıda ve görebildiğim her yerde savaş var. Oysa ki varlık yalnızca oluşsa o zaman içimdeki öz yıkımın nedeni nedir? Kendi düşüncesine saplanmış negatif narkissos karşımda duruyor. Savaşın parodisi olmalı o, sado mazoşist bir ahlakçı, solipsist kalbin kırık kanadı. Var olabilmek için tiranların bakış açısını benimsemiş. Katı-ahlakçı-rezil tiran. Bir kalbim, bir bedenim var, bir yaşam alanım olmalı, ruh değil, bedenim ben, gerçeğim. Bedenimle özgürleşebilirim, biliyorum bunu. Öz yıkıma direneceğim. Negatif narkissosun, çiçek açmayan lotusun bir anlamı var..

Geriye bakmaya gerek yok, her şey başından beri acıyla dolu, kaçacak sığınacak bir yer yok. Ben içimdeki despotlarla savaşıyorum, halkların sözde dostları, insanların babaları ben geliyorum! Yağmur, ateş, boşluk, eylem, Arte-povera, siyah üzerine kötücül gri dalgalar bana yardım edin. Otorite! Yaltaklanma! İsyan! Çukurdan çıkmamak için yaratılan kronik mutlak güçsüzlük! Joseph K suçlusun. Harekete geç ya da otoriter vicdanın sesini dinle – itaat et ve öl.

II.

Uykuda geçirdiğim zaman sona erdi, uzun yıllardır kapsülün içindeyim. Artık çıkmam gerekiyor. Yaşadıklarım dışarıda bir yansıma bulmadığı sürece boş ve anlamsız. Dışarısı neresi? Artık iki gerçekle yaşamak istemiyorum, dışarısı ve içerisi, bütün ve gerçek olmak istiyorum, var olmak, bedenimde olmak istiyorum. Zaman geldi. Bugün öğleden sonra şehre geliyor. Biçimsiz grilik içinde birbirimizi bulacağız. Tam griliğin kalbinde, 13. yüksek denetim merkezinde ben olmayan ben’le ben buluşacağız.

Ona bakmak kendimi dışarıdan görmek gibi, o benim aynam. Artık bölünmüş bir varoluş yok yalnızca bedenimiz var, bunda anlaştık. Konuşurken dudaklarımız kıpırdamıyordu aslında, konuştuğumuz bir kaç havadan sudan söz gerçekleri gizlemek içindi. Uzayda ve zamanda birbirine ait olan bütün bedenler bir araya gelmeye başlıyor, uykuya benzer varoluşumuz artık son bulacak. Kendi kendimizle olan savaşımızı bitirdik. Artık bir araya gelişimizi hiçbir dünyevi veya kozmik güç durduramaz, gerçeği biliyoruz, “hayır” gerçeği kimse bizden alamaz. Korkularımız geride kaldı, düşündüklerimiz neyse yaşamımız da öyle olacak.

Büyük ve sessiz çağrıyı yaptık ve savunma kalkanlarımızı devreye soktuk.

Fakat HŞKM’i (Hareket Şurası Koordinasyon Merkezi) buna hazırlıklı. Çalışmalarımızdan haberdarlar, misilleme olarak Merkez adına yıkacak ve yok edecek, merkezin tüm gücüne sahip olacak devasa bir robotun inşasına başladılar.

Çalışma olağanüstü hızla ilerliyor, robotun inşası için binlerce gönüllü köle çalıştırılıyor, mümkün olan en kısa süre içinde robotu yapıp bitirmeyi amaçlıyorlar. Aldığımız malumata göre bu devasa robot dünyanın en külüstür, en şekilsiz mekanizması. İnce bir mühendisliğe gerek duyulmadan, yalnızca kaba güce yarayacak şekilde yapılandırılıyor, sızdırdığımız üç boyutlu fotoğraflara bakınca korksak mı gülsek mi karar veremiyoruz.

Bugün altı aylık çalışmanın sonuçlarını gördük. Sanki gezegenin bütün hurdaları bir araya toplanıp bu işe yaramaz devasa yaratık meydana getirilmiş, adeta araba mezarlığından fırlamış gibi. Bu bir şaka mı yoksa Merkez gerçekten zekadan yoksun mu? Demek ki bu hantal robotun yeterli olacağını düşünmüşler. Belki de yemle ve kandır prensibinden yola çıkıyorlardır, robotun gizlediği başka bir mekanizma olabilir mi? Şekilsiz robot elbette ki eninde sonunda bir ölüm makinası, ölüm saçmak için 839.9 metrelik boyuyla ve hurda yığınına benzeyen gövdesiyle şehir merkezinde şöyle bir yürümesi bile yeterli.

Yüzbinlerce yıllık savaşı bitirecek olan şey yine yüzbinlerce yıllık bilgilerde saklı. Hazırlıklarımızı hızla tamamlamaya başladık. Sun Tzu’nun bir yol, iki gök, üç yer, dört komutan, beş kural prensibini H.A. – H. Arendt’e dayanan bir yorumla tekrar ele aldık; yol lidersizdir, halk halktır, gök yerdir, yer göktür, komutan yoktur, kural kuralsızlıktır.

Şehre saldırmak için gerçekleştirdikleri büyük hazırlığa bakınca, çaresizlik ve korku içinde olduklarını görebiliyoruz. Savaş sanatında şehre yapılacak saldırı, en kötü ve en son çaredir. Karşımıza dikilen kaba güç ve şiddete karşı dokuz yerin altında savunmada kalmayı kararlaştırdık.

III.

Dayanışmamızı güçlendirmek için kendilerine ‘ispiritizmacılar’ diyen başka bir muhalif grupla iletişime geçmeyi denediysek de pek bir yararı olmadı. Kadim altın çağ inancına sahip bu grup ‘ATA’larının ruhlarına danışarak astrolojik tahminler eşliğinde geçmişte vuku bulduklarına inandıkları altın çağı yeniden yürürlüğe koymayı amaçlıyorlar. Yaptıkları gece gündüz süren toplantıların sonucunda görünmez iletişim ağlarını kullanmaya karar verdiklerini öğrendik. Sabaha karşı insanların uykusunun en derin olduğu saatte bu ağlar yoluyla eski liderlerinin marşlarını çalarak, bilinçaltında bir uyanış başlatmayı hedefliyorlar. Bulabildikleri tek çözüm bu. Kimi zaman da saat tam gece yarısını vurduğunda sıkıcı bir konuşmaya başlamak üzere “iyi geceler sayın dinleyenler” diye bir ses evlerin orta yerinde çınlıyor. Düştükleri durum gülünç. Ellerindeki gelişmiş ‘bilince girme’ tekniklerine rağmen içerikten yoksun ve başarısızlığa mahkumlar.

IV.

Hantal ve donanımsız karşı güçler Robotun inşasına hızla devam ediyor. Bizim çoktandır farkında olduğumuz açıklarını kapatmak için propaganda tedbirlerine başvurmaya karar verdiler. İlk iş olarak bilince girme tekniklerini ispiritizmacılardan çalarak kendi yayınlarını yapmaya başladılar. Yayınları haklılık ve doğruluk üzerine, ne kadar korkunç ve şiddet içeren bir şey yaparlarsa insanların bilinçaltlarına o oranda haklılık sinyalleri göndermeye ve şiddetin kaynağı olarak aslında var olmayan bir düşmanı hedef göstermeye çalışıyorlar. Ne yazık ki henüz çalabilecekleri tutarlı bir marşları yok, uydurdukları efsaneler de yetersiz kalıyor. Propaganda beklenen etkiyi yapacağı yerde muhalif olmayan grupların bile kafasını karıştırmaya başladı. Ayın 15’i kimseye bir şey ifade etmiyor, tarihi bir türlü doğru hatırlayamıyorlar, sloganları tekrarlamaya çalışırken sözleri şaşırıyorlar. Bir yayın sırasında Yurttan sesler elektro-korosu sloganları, sembolleri, şiirleri ve yarım yamalak marşları tamamen birbirine karıştırarak kakafoni yarattı. Bu skandalın yarattığı karışıklığın ardından bir süre yayınlara ara vermek zorunda kaldılar. Duruma el koyan propaganda şurası bu olayın nedenlerinin araştırılması için ajanlarını görevlendirdi.

Bizse bu saçma sapan yayınlara KAHKAHA’yla karşılık veriyoruz.

V.

Her şey aniden, beklenen zamandan çok daha önce başladı, robot geçtiği her yeri yıkıma uğratarak Konstantinopolis’e doğru yürüyor ve insanları metalik ayakları altında eziyor. Yüzlerce yıllık güzellikler sanki şekilsiz robotun arkasından sürüklenerek hiçliğe karışıyor. Ormanlar karardı, deniz bile yok olmaya yüz tuttu, dalgalanıyor, çalkalanıyor ve git gide çekiliyor. Robotun geçebilmesi için denizin bir kısmını doldurdular. Nefesimizi tutmuş bekliyoruz, şehre büyük hasar verildiyse de sığınaklarda olanlar henüz bir zarar görmediler. Ama zaten şehirdeki bu yürüyüşün nedeni sığınaklara ulaşmak. Robot adım adım yaklaşıyor ama bu bizim kararlılığımızı hiç etkilemiyor.

VI.

Bu noktadan sonra her şey çok hızlı gelişti. Son hazırlıkları tamamladım. Dokuz yerin altındaki sığınağa henüz ulaşamamıştım, arkamdan yaklaşan korkunç gürültüyü duyuyordum, geride kalan son grup da içeri girdikten sonra büyük demir kapıyı kapattık ve hızla merdivenlerden aşağıya inmeye başladık, sığınağın kalbine ulaşmamız gerekiyordu, kapılardan geçerek sürekli daha aşağıya, yerin altına inmeye çabalıyorduk ki birden nefesimiz kesildi, çok yaklaştığını hissediyorduk, uğultulular giderek artıyordu. Nihayet en derindeki sığınağa ulaştığımızda herkesin bir araya gelerek muazzam genişlikte bir halka oluşturduğunu gördük, ben olmayan ben benim içimdeydi ve herkes ötekiyle birleşmişti. Hemen halkaya katılarak güçlerimizi birleştirdik, yaklaşan yıkımdan hiç etkilenmiyorduk, yaşamımız birdi, herkes bir beden ve herkes gerçekti. Yok olsak bile bunun bir önemi yoktu, yarattığımız bilinç yok edilemez boyutlara ulaşmıştı artık.

VII.

Beklediğimiz an geldi, önce korkunç bir ses duyduk, arkasından gelen yıkımın büyüklüğüyle yerin onlarca kat altındaki sığınaklarımız korkunç bir şekilde sarsıldı. Bize sonsuzluk gibi gelen bir an içinde şekilsiz robot yere yığıldı ve parçaları şehrin dört bir yanına denizlerin içlerine kadar dağıldı.

VIII.

Enkazı temizlemek ve şehri yeniden yaşanılır kılmak uzun bir zaman alacak ama bunu dert etmiyoruz, mücadelemiz sonsuz. Yıkımın getirdiği gri toz bulutlarını dağıtmak için zaman kaybetmeden kutlamalara başladık. Kazanlarda portakal ve limon dilimleri, soda, şeker, karanfil, portakal likörü ve kırmızı şaraptan oluşan iksirlerimiz hazır. Kutlama için gerekli diğer malzemeler de en kısa zamanda temin edilecek. Müzik sesleri gelmeye başladı bile..