sanatsal eylem ve öznelerin iktidarı


yazar, okur/alıcı ve eleştirmenin iktidarla imtihanı

konumlar; kimlikler, kurallar, biçimler sınırlar ve sınırlamalar demektir. sınırlar ve sınırlamalar bir “iktidar”ın varlığını gerektirir. bir iktidarın olduğu yerde ise gerçek anlamda yaratıcı özgürlükten söz edilemez. özgürlüğün olmadığı yerde de aslında sanat yoktur!

erk. (os.: iktidar, kudret, kuvvet, idare, kabiliyet, hâkimiyet; fr.: pouvoir; alm.:vermögen, faehigkeit, gewaît, recht; ing.: power; it.:potenza, potesta) yapabilme gücü… çoğunlukla güç terimiyle eşanlamlıdır. siyasal anlamda, bir toplumda egemenliği elinde bulunduran bir kurulu dilegetirir. fransız düşünürü montesquieu, bu anlamda, yaşama-yürütme-yargılama erklerinin birbirinden ayrılması ilkesini ileri sürmüştür (montesquieu, esprit des lois, x ı, 6). dilediğini yaptırabilme gücü (os.:nüfuz) anlamında da kullanılır. türk dil kurumu’nca yayımlanan ruhbilim terimleri sözlüğü’nde ruhbilimci adler’in ileri sürdüğü başkalarından üstün olma ve onları egemenliği altına alma iradesine, ing. will to pover deyiminin karşılığı olarak ‘erk istenci’ terimi önerilmiştir. erk istenci ya da erk iradesi (alm.: wille zur macht) deyimi, başkalarının iradelerini kendi doğrultusuna çeken irade anlamında alman düşünürü nietzsche tarafından da kullanılmıştı. türk dil kurumu’nca yayımlanan toplum bilim terimleri sözlüğü’nde de montesquieu’nün yukarda sözü edilen kuramına fr.: söparation despouvoirs (os.: tefrikikuvâ) deyimi karşılığında erklerin ayrımı, devletin bütün etkinlik alanlarını kendi elinde toplamasına fr.: totalitarisme deyimi karşılığı olarak ‘erk tekelciliği’ terimi önerilmiştir. (orhan hançerlioğlu, felsefe sözlüğü)

erk: bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar; sözü geçerlik, istediğini yaptırabilme gücü, nüfuz; bir bireyin, bir toplumsal kümenin, bir toplumun, başka birey, küme veya toplumları egemenliği, baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneği,iktidar.

iktidar: bir işi yapabilme gücü, erk, kudret; bir işi başarabilme yetki ve yeteneği; devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü kullanma yetkisi; bu yetkiyi elinde bulunduran kişi ve kuruluşlar.(farabi, büyük türkçe sözlük)

 
sanatçı yaratım süreci ve iktidar

“ben elime iğne alarak gıdım gıdım kayayı törpüleyip derince bir oyuk

kazmadıktan sonra eserin kaynağına ulaşamam. roman yazabilmek için

vücut gücümü ve zamanımı zalimce kullanmam ve zahmet çekmem gerekir.

 her roman yazmaya kalkışımda yeni baştan derin bir çukur açmam gerekir.” s.48

“benim için roman yazmak, sarp kayalıkları tırnaklarımla tırmanıp, uzun süreli

çetin mücadeleler sonucunda zirveye ulaşma eylemidir. kendimi yenmek ya da

kendime yenilmekten başka seçenek yoktur” s:99

haruki murakami, “koşmasaydım yazamazdım”

 

sanatçının iktidarının hikayesi ya da tarihsel gelişimi, yaratının ortaya çıktığı ve onun diğer kesimlerle ilişki kurmaya başladığı anda başlar. başlangıç halinde en azından yaratısı üzerindeki egemenliği nedeniyle sanatçı iktidar koltuğuna oturmuştur.

sanatçının iktidarı, sanatını yaratırken kullandığı araç ya da aracın unsurları üzerinde, yarattığı gerçekliğin kendisi üzerinde ve onun biçimlendirilme sürecinde onunla kurduğu ilişkide ve nihayetinde de aslında özne olarak kendisi, aklı ve duyguları üzerindedir.

sanatçı seçer, koyar, öne çıkarır ve biçimlendirir. ama onun bu eylemi aynı zamanda, yarattığı yapıt dolayımında iktidarını, yapıtını yayımlayan, dağıtan, satan, sergileyen, icra eden, gösteren üzerinde; sanatının alıcısı/okuyucusu/izleyicisi/dinleyicisi/tüketicisi üzerinde; hatta kısmen onu farklı biçimlerde duyuran ve değerlendiren eleştirmen üzerinde de kurduğunu düşünür.

dahası, aynı biçimde, sanatı ve yaratısıyla, bunu gerçekleştirdiği dünyanın düzenini gözeten ve sürdüren ‘siyasi iktidar’ ve onun unsurları üzerinde olduğunu da aklından geçirir; en azından bunu hedefler.

aslına bakılırsa bazı durumlarda bu arzu bir gerçeklik de bulabilir. bunun koşulları gerçekten başarılı bir sanatçı olması, ortaya çıkan yaratının da içermesi gereken tüm unsurları içermesi, biçim olarak da olması gerekene yaklaşması; diğer yandan bu yolla gerek birey gerekse toplum üzerinde uzun erimde bir etki yaratmasına bağlıdır. kuşkusuz bu süreç zorlu, sıkıntılı ve uzun erimli bir süreçtir ve olası bir dönüşümde payı da bir ‘katre’dir.

bu olgunun bir başka yanı da yaptığı ve başta kendisi ile sanat aracı üzerindeki erkinden kaynaklanan güç ve olanaklarıyla yarattığı iktidarın, sürecin tüm diğer unsurlarının iktidarlarıyla ne kadar örtüştüğü, uzlaştığı, özdeşleştiği ya da arzu edildiğine bağlı olmasıdır. ancak bunların hepsi aynı doğrultuda buluşursa o kadar iktidar olur ya da mevcut iktidarda pay sahibi olur.

tek bir cümleyle söylersek toplumsal düzlemde eğer varsa sanatçının iktidarı, ancak bir büyük iktidarın paydaşı olmaktan daha öte değildir.

bir sanatçı sanatsal yolculuğuna başlarken, iktidar olmayı ister mi, ya da ne kadar ister, yaratısını ortaya koyarken bunu ne kadar gözetir veya önceler; bunların hepsi “içerden ve kendi içinde” ve öznel unsurların öne çıktığı ayrı bir tartışmada ele alınabilir.

şu kadarı bir gerçekliktir ki, ortada bir yapıt ya da yaratı varsa ve bu, o sanatçı tarafından yaratılmışsa o zaman bir belirleme gücünden, erkten, dolayısıyla da bir iktidardan söz etmek yanlış olmaz. sanatçının öznelliğinden kaynaklanan farklılıklar dışında, mevcut gerçeklik ve örneklerden yola çıkılırsa bunun tersini iddia etmek olanaklı değildir. ancak bir sanatçı ya da yaratıcı bu iktidarı ortadan kaldırmaya uğraşabilir, hatta bazen de bunu gerçekleştirebilir.

 
iktidarın paylaşılması

öte yandan yapıtı bağlamında ilişkide bulunduğu tüm diğerleri ise ya onu koltuğundan alaşağı etmeye uğraşırlar, ya onun koltuğunu kendi iktidar koltuklarının yanına çekmeye çalışırlar ya da kendi koltuklarının bir bölümüne oturması için izin verirler.

bu süreç gerçekten zor ve çatışmalıdır ve çünkü sanatçıların pek çoğu öznel olarak hep o koltukta oturmayı arzular. yaratısının o andaki tek sahibi olduğu için de en azından yaratısı bağlamında ve en azından onun üzerindeki iktidarını kendi belirlemek ve gerçekleştirmek derdindedirler. yapıtının anlamını, değerini ve önemini en iyi onlar bilmektedirler ve bunun hep sürmesini istemektedirler. bu tutum yaratma eyleminden sonra gelen başta tecimsel olanlar olmak üzere yapıtıyla ilgili tüm süreçlerde de belirleyici olma ve bu süreçlerden iktidarının beslenmesi ve sürdürülmesi için yararlanmak isteme olanağını da sağlar.

yaratısı eğer bir kitapsa nasıl bir kağıda basılması ve kapağının nasıl olması gerektiği; duyuru, tanıtım ve reklamının nasıl yapılacağı gibi süreçlerde erk ve söz sahibi olmak ister.DSC06414-d

ne ki süreç nadiren bu kurguya uygun yaşanır. çünkü artık paylaşım temelli bir “kurtlar sofrası”nda ve en azından başlangıçta tek başınadır. çünkü düşler, hayaller, arzular pembe olsa da yaşam hep gri ve onun beyazdan siyaha kadar değişen grinin tonlarındadır, acılıdır, eziyetlidir. hiçbir koltuk salt ona oturacak olan için üretilmemiştir ve oturanıyla yoktur. ona bir gün başkaları da oturacaktır. çünkü insan sonsuza kadar yaşamını tek ve aynı koltukta sürdüremez.

çatışma bazen birbiriyle kesişen, bazı ittifak ve beraberliklerin olduğu, en azından üç farklı kesimle ve bazen birbirine koşut bir yarışın sürdüğü üç farklı kulvar ya da alanda sürecektir.

bu üç alanın kendilerinde bir “erk” bulan egemenleri de bu süreçten nemalanmak, yararlanmak ya da sürece sahip olmak isteğindedirler ve aslına bakılacak olursa bunu da hemen her zaman başarmaktadırlar.

 
sanatçıya ve sanata hizmet mi, iktidar mı?

bunların ilki “yayımcı, dağıtımcı, satıcı” (edebiyat dışındaki sanat biçimlerinde de organizatör, sergileyen, icra eden, mekânını ve diğer araçlarını sağlayan, gösteren gibi bu kesimlere denk düşen bileşenler vardır ve onlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir) triumvirasından oluşan tecimsel ya da maddesel sürecin bileşenleridir.

bu bileşenler aslında içinde bulunulan ekonomik ve politik sürece göbekten bağlı oldukları için onların iktidarları, aslında mevcut siyasi iktidarla uzlaşmış olmayı ya da ittifak kurmayı ve onun gücünün bir parçasını da elinde bulundurmayı gerektirir.

bu alanda ya da kulvardaki mücadele, sanatçı/yaratıcı için belki de yaratma sürecindekinden çok daha zor ve güç koşullarda gerçekleşir. çünkü asıl olarak sanatçı onların iktidarını kabul ettiği oranda kendi iktidarını koruyabilir ya da sürdürebilir. iktidarını, en azından başlangıçta maddi anlamda onlardan satın almak (nadiren sahip olduğu kaynaklardan) ya da bu anlama gelecek bazı ödünlerde bulunmak, istek ve arzularından kısmen vazgeçmek zorunda kalabilir. ilgili taraflar açısından bu başarıldığında kendine güçlü bir müttefik yaratmış (bu bazen iktidarından vazgeçme pahasınadır) olacaktır.

özünde bu kesim için yaratı ya da yapıt -geçmişten farklı olarak en azından günümüzde- tümüyle bir ‘nesne’ yani asıl olarak bir ‘meta’dır. öncelikli hedef daima hemen kazanmak ve taraflara kazandırmaktır. bu süreçteki her şey aslen kapitalizmin, sermayenin ve üretim sürecinin kurallarına göre şekillenir. genellikle akılla ve çıkarla yürür ve öznelliklere, duyarlıklara, duygusallıklara prim vermez ya da bunlardan nadiren etkilenir. burada belki “ben mutlak belirleyen ya da iktidar olayım” düşünce ve duygusu yoktur. ama kuralları bu kesimlerin kendileri koymamışlardır ve ona uydukları koşulda bunu sürdürebileceklerini de bilirler. istek ve arzuları yalnızca “kazanmak”tır ve yapacaklarını da bunu sağlayacak zorunluluklar belirlemektedir. üstelik yalnız bir yazarı ya da yapıtı değil, sürecin bütününü ve sürekliliğini gözetmek zorundadırlar. en özgün ve naif örneklerde bile yapıt ancak onun bu niteliğini, ticaretin gereklerine uygun hale getirmek için bir “özel” çaba gösterilir. bu süreçte yalnız iktidar değil o iktidarın devamını sağlayacak pek çok kişi, kesim ve emek harcayanın da gereksinimleri ve varlıklarını sürdürme zorunluluğu belirleyici olacaktır. bunun adı da “paranın iktidarı”dır.

bu kesimler için yazar ve yapıtın önceliği, “işin gerekleriyle” koşutluğu ya da uzlaşması oranında söz konusudur. tüm öğeler kendi gereklerine göre sıralanmak zorundadır.

 
özne ya da nesne olma ikilemi

“sonra oturup bunu yazdım. bundan sonrası sizin rüyanızdır

artık, dilediğiniz gibi kendinizce çoğaltabilir, yeniden yazabilir,

aynalayabilirsiniz onu. ben size ancak buraya kadar eşlik edebilirim.”

murathan mungan; kibrit çöpleri; (öykü-deneme); – rüya ayna, s.50

 

ikinci mücadele alanı ya da kulvarının asıl aktörü, yaratılan yapıtın alıcısı / okuru / dinleyeni / izleyeni / tüketeni / harcayanı olarak tanımlanabilecek mevcut ticari kavramlara ifade edersek ‘son kullanıcısı’dır.

DSC01555-donun varolduğu süreçte de aslında ana unsur ya da bileşen, yapıtı edinmenin asıl yolu olarak kullanılan alım süreci, dolayısıyla burada da belirleyici “para”dır. dolayısıyla da “paranın iktidarı”nın kuralları onun için de en azından bireysel/kişisel düzlemde geçerlidir ve ona en azından bu anın başında, paranın sahibi olan taraf olarak “son kullanıcı” asıl egemen konumundadır.

bir sanatsal yapıt için bir harcamada bulunup bulunmayacağı, eğer bulunmaya karar vermiş ve buna imkânı varsa bunu hangi sanatçının hangi yapıtı için yapacağı yalnız ve yalnız onun erk alanındadır.

dahası, sıklıkla yapıtın içeriğini bilmediği için bu karar süreci ya birtakım simgelere, ya da bir şekilde oluşmuş, doğruluğu her zaman kuşku götürür “sanı”lara bağlıdır. ayrıca yine son kullanıcı bunu “öznel ya da nesnel” anlamda bir çeşit yatırım aracı gibi de değerlendirebilir yani bir “çıkar / yarar / umar” bu kararını belirleyebilir.

ama her durumda son kullanıcı herkesten bağımsız olarak parasını harcayacağı yapıt için bir seçimde bulunurken özüne ait bu iktidarını kullanacak ve seçimini yaratanların tümünün üzerine mutlak bir “hakim” konumunda bulunacak; onun yeğlemedikleri, almadığı yapıtların yaratıcılarının iktidarlarının dışında kalacaktır.

bu noktada son kullanıcı bir “sahip olarak” aldığı üzerinde mutlak iktidara sahiptir. son kullanıcı bunun bilincindedir ve bu noktadaki gücünü ve iktidarının olanaklarını son sınırına kadar kullanmayı yeğler. yapıtın yaratıcısına yönelik duygusal düşünsel bağı ne olursa olsun bu bir “gerçeklik”tir. aslında yaratıcının bu sürece tek etkisi onda uyandırdığı duygu ve eğer varsa önbilgiler bağlamında ve oldukça küçüktür.

“son kullanıcı” tercih ederek para verdiği yaptın yaratıcısı üzerinde de bu iktidarını sürdürme niyetiyle para üzerinden bir değiş tokuş ya da katılım biçimiyle sanatçı ile aradaki aracıların iktidarlarına en azından dahil olmuş olduğunu hissedecektir. burada benzer bir yapıt üretmemiş olsa bile, bunu yapabilenlerin üzerinde kurduğu bu “küçük” iktidar aracılığıyla aslında bir özne olarak kendini olumlamaktadır. bu iktidar ona yapıt üzerinde yapabilecekleri göz önüne alındığında da kendini gerçekleştirme olanağı yaratacaktır.

 
yapıt üzerindeki “dışsal” iktidarlar ve yaptıkları
 

bu kesimin edindiği yapıt üzerinde ve onun dolayımındaki iktidarı neredeyse sınırsızdır. onu yok edebilir, farklı işlevlerde kullanabilir; örneğin bir tanrı katına çıkarabilir, onun kendisine sağladıklarıyla başkaları üzerinde iktidar kurabilir ya da yapıtı ve yaratanını aşağılayabilir. onu kimsenin görmeyeceği, bilmeyeceği bir halde tutabilir. dahası, sanat yapıtının doğrudan kendisine de müdahalede bulunabilir. yazılı bir metinse altını çizebilir, boş yerlerine kendi düşünce ve duygularını ekleyebilir, her biçim ve yolla kendi yaratımlarında bir unsur olarak kullanabileceği gibi paylaşabilir, değiş tokuş edebilir, hatta yeniden ticari süreçlere sokabilir ve başkaları üzerindeki iktidarının bir aracı ya da nesnesi yapabilir.

bu alanın unsurları asıl olarak tekil unsurlardır; bununla birlikte bilgi, düşünce ve beğenileri toplumun ortak unsurlarından kaynaklandığı için birbirlerine benzeyebilir, dahası birbirlerini etkileyebilirler, benzer ve ortak davranışlar doğurabilirler. aslında bu süreç bir anlamda yapıtın yaratıcısından başlayarak ona kadar ulaşmasını sağlayan tüm aktörlerin de erki dışındadır. kopyalama ve çoğaltma eyleminde bulunmadığı sürece (aslında şimdiki teknolojiyle ulaşılan sanal ortam bunun da yolunu açmıştır) yapıt üzerinde her türlü tasarrufta bulunma hak ve yetkisini ona vermekte ve kabul etmektedir.

ondan öncekilerinin tümünün sanat yapıtı üzerindeki iktidarlarının belki de en zayıf ya da kırılgan tarafı budur. tam da bu yüzden diğer tarafların tümü onları bu yönleri ya da yanlarıyla etkilemek, değiştirmek ya da işlerine / çıkarlarına uygun davranmadıklarında bozmak, yok etmek, en azından görünürlüklerini, bilinirliklerini azaltmak için davranırlar.

ne var ki günün iletişim olanakları, özellikle sanal ortamın sağladığı olanaklar ve bu yolla etkileşim onların iktidarlarının sürmesinde, en azından görünürlüklerinin sağlanmasında önemli katkı sunarlar.

 
‘eleştirmen!’ ne kadar dışarıda, ne kadar içeride
 

bir eleştirinin, eleştiri ilkelerinin geçerliliğini savunabilmesi için

sanatsal yaratıyla ilgili ilkelerin olması, bunların açıklanması

ve eleştiricinin de eleştiri ilkelerinden geriye, derinlemesine,

doğru bir eleştirel gözlem yolculuğu yapması gereklidir.

özdemir ince, “şiir ve gerçeklik” s.193

 

“her okur biraz eleştirmen olmalıdır. okur ve eleştirmenin

kötüsünü, seçkinleşmiş okur ve eleştirmen ortadan kaldırır.

salah birsel, şiirin ilkeleri, s.172

 

bu çatışmalı sürecin üçüncü alanı da bu iktidar alanını, yalnız bir sanatçı ya da yapıt üzerinde değil tümel olarak, ama o sanatçı ve yapıt aracılığıyla da belirlemek, paylaşmak ve paylaştırmak, hattâ sürüp sürmemesine karar verme gücüne erişmek ve elinde tutmak üzere varolan “eleştirmenler / yarışmaların jüri üyeleri / danışmanlar / akademisyenler / tanıtımcılar / reklamcılar”lar ellerinde tutmaktadırlar.

bir yaratıcı için oldukça çok sayıdaki, her biri kendinden menkul olan ve özünde salt kendi iktidarlarını sürdüren, kendi aralarında da zaman zaman çatışan bu bileşenlerle mücadele etmesi ve bir çatışmaya girmesi çok zordur ve bu süreçte yaratıcılar nadiren başarılı olurlar. bu kesimlerin alan üzerindeki iktidarları o sanatçı ve yapıttan önce de vardır, sürmektedir ve her zaman da sürecektir. onlar bu süreci sanki tüm diğerleri adına ve sanat alanı için yapıyorlarmış gibi görünseler de genellikle salt kendilerinin iktidarlarını sürdürmek için kullanırlar. çünkü öncelikle onlar da sistem içi unsurlardır. pek azı sistemin zorunlu kurallarının dışında salt kendisi ve düşüncesi, bu alana dair doğruları ve nihayet alan ve yaratım sürecinin özgürlüğü ve gelişmesi için etkinlikte bulunurlar.

onların sahip oldukları erki yaratan unsurlar “bilgi/deneyim/ilişkileri”, yararlandıkları araçları ise “görmek/görmemek, yazmak/yazmamak, konuşmak/konuşmamak, söz edip/etmemek”tir.

bu kişiler uzunca ve yine çatışmalı bir yoldan geçerek o noktaya geldikleri görülür. doğrudan bir yaratıcı eylemde seyrek olarak bulunsalar da en azından alanlarının “kuramsal ve pratik bilgileri”ne sahiptirler, bunun için çok büyük emek harcamışlardır ve varlıklarını sürdürmek için de birilerinin üzerinde yaratacakları iktidarlarıyla kendi varlıklarını ve işlevlerini sürdürmek zorundadırlar. onların da iktidarlarını oluşturma ve sağlama olanakları da oldukça geniştir; kendi ortamlarını ve çevrelerini yaratmışlar, orada bu yaptıklarından kaynaklanan “koltuk”ların sahibi olmuşlardır.

bunların tümü genellikle adına “medya” denilen bir mecrada gerçekleşmektedir ve o medyalar da asıl olarak sistem içi yapılardır ve ana iktidarın içinde ve ona tabi olarak varlıklarını sürdürürler; dolayısıyla onlar da asıl olarak birinci grupla ittifak, ikinci grupla da bir erk egemenlik ilişkisi ve paylaşımından kaynaklanan bir iktidar ilişkisi içindedirler ve yaklaşım olarak bu iktidarlarına eğer yararlı, uygun ve gerekli görürlerse yaratıcı ve yapıtı da dahil edeceklerdir.

bu alanın bileşenleri içinde en alt ya da ilk katmanda bulunan “tanıtımcılar/reklamcılar”ın esas olarak kendi iktidar alanları çok dar ya da zayıftır. bunları belki de “emekçi” kategorisinde değerlendirmek çok daha doğru olacaktır. çünkü neyi, nasıl tanıtacakları dahil, aslında bu alanda pek belirleyici değildirler. haberdar etmekle görevlidirler ve bunun karşılığında bir genellikle bir “ücret” alırlar ve genellikle hem onlardan istenenleri hem de istendiği gibi yaparlar. mümkünse diğer bileşenlerin alanlarına girmemeleri, onlarla çelişmemeleri, hatta onların en azından dediklerinden yararlanmaları gereklidir.

işleri ağır ama aldıkları karşılık az ve sağladıkları iktidar da küçüktür. yine de bu alanın diğer bileşenleri üzerinde en azından bir “ışık yakan”, “uyaran”, “düdük çalarak işaret eden” konumundadırlar. kısacası erkleri ya da güçleri, dolayısıyla iktidarları onlara yaptıkları işin bedelini ödeyenlerin onlara tanıdığı kadardır.

bu bileşenin bir türü de bunu “keyfi için” ve kendi yarattıkları bazı ifade mecralarında yapan, aslında ve öz olarak ikinci gruba girenlerden yani ‘seçkin’ son kullanıcılardan oluşmaktadır ki, bunlar sıklıkla görmezden gelinir, ama yazdıklarıyla bazen kendi bilgi alanlarından kaynaklanan nedenlerle bu alanın “uzman”lar kategorisi içinde değerlendirilir. yine de onların “görmezden gelinmesi” en sık yeğlenen ve iktidarları sarsmayacak yoldur.

eleştirmenler ve tüm diğerleri genellikle o güne kadar hiçbir yaratı ortaya koyan bir yaratıcı olmadıkları halde, salt “bilgi”den (?) kaynaklanan bir iktidarın paydaşlarıdır. bilgi bu süreçlerde yer almaktan ve aslında deneyimden doğan ve çoğunlukla, alanın doğasından da kaynaklanan nedenlerle “nesnel” olmayan bir mahiyettedir. hemen her zaman tartışılır ve farklı okumalarla farklı sonuçlara ulaşılabilir bir nitelikte ve muğlaktır. öte yandan bu ‘tartışılır olma’ özelliği bile sonuçları bakımından bir iktidarın yaratılması için kullanışlı bir araçtır.

 
üçgen piramit nasıl duruyor?
 

bu kesimler genellikle “kendinden menkul” zan, sanı ve bazen sanrılarla belirlendiği için yaratıcı dışındaki diğer iktidar süreçlerinin hepsinden biraz daha yukarıda oldukları kanısındadırlar ve bu konumu muhafaza etmeye, diğer üç kesime de egemen oldukları düşüncesini yaymaya çalışmakta ve iktidarlarını bunun üzerine kurmaya en azından ayakta tutmaya çalışmaktadırlar.

tüm bu süreçleri bir geometrik biçim olarak uzayda ifade edecek olursak tepesinin neresi olduğu kolaylıkla öngörülemeyen bir üçgen piramit gibi düşünebiliriz. yazar, yayıncı, okur ve eleştirmen kesimlerinin her birinin aktörleri bu piramidin üst tarafında her zaman kendisi olduğunu düşünürler ve en azından böyle bir algı yaratmaya çalışırlar.

aslında sürecin tümünün belirleyeni olan asıl özne olarak “siyasi-politik” iktidar, bu piramidin içinde yer aldığı uzay parçasının adıdır ve görünmez (?) ve “mutlak hakim” bir el olarak tüm süreci şekillendirmektedir.

 
iktidarsız bir seçenek ve başka formlar, biçimler
 

ne ki tüm yaratma süreçleri hep ve sadece böyle olmak zorunda değildir. tek tek iktidarların paydaşlarından başlayarak olası iktidarların tümüyle ortadan kalktığı olasılıklara kadar çok ve daha farklı seçenekler de vardır ve var olacaktır. geçmişte ve şimdi bunun örnekleri vardır, yaşanmıştır ve gerçektir; tarih ve insanın evrimi ileriye doğruysa gelecekte de olması kaçınılmazdır.

özünde başlarken sorulacak soru “yaratma sürecinde iktidarlar ve iktidar ilişkileri nasıl yok edilir” olmalıdır. böyle düşünüldüğünde bu örnekleri de onları oluşturan olanakları da görmek mümkün ve muhtemeldir. bu olanakların ya da yolların belki de ilki sürecin içindeki tüm tarafların konumlarının belirsizleştirilmesi, giderek yok edilmesi olabilir.

bir tür füzyon/birleşme ile yazar, yayıncı, okur, eleştirmen sınırları belirsiz bir şekilde aynı kimlikte birleşebilir, bir araya gelebilir ya da toplanabilir ve böylelikle hepsinin olumlu yanlarını bağrında taşıyan başka bir varlığa dönüşebilir, bu anlamda da gökten yere inip eşitlenebilir.

kuşkusuz bu önce konumların ve o konumların var ettiği yukarıda anlattığımız iktidarların reddiyle olası ve olanaklıdır. bu başarıldığında ardından kimliksizliğe, unvansızlığa ya da bireyde birleşmiş ama benzerleriyle bir araya gelerek güçlenmiş bir “çok kimlikliliğe” oradan da gerçek bir kolektifliğe ulaşmak söz konusu olabilir.

bu noktada sınırların ortadan kaldırılması bir yandan içsel süreçler ve yeğlenen paradigma farklılığıyla gerçekleşirken, başta bilgisayar ve iletişim teknolojisinin sağladığı bazı teknik olanaklar da bunu kolaylaştıracak ve olanak sağlayacak durumdadır.

hiçbir konum ve koltuk sonsuza kadar varolmaz, diğer yandan zaten bireyler yaşamlarını hep tek bir koltukta oturarak ve tek şapkayı taşıyarak sürdüremezler. dolayısıyla zaten varolan “hal”lerin geçişkenliğini ve değişilebilirliğini baştan kabul eden ve öyle davranan özneler, önce bir araya gelebilir ve yaratı sürecinde birlikte davranabilirler. sahip olunabilen bilgi ve deneyimin paylaşıldığı, açık ve sınırları belirsiz birliktelikler ve bunlardan kaynaklanan kolektifliklerde mümkün olabilir.

kuşkusuz bu herhangi bir nedenle yaşamın içinde var olmuş “öteki”liği ve “dışlama”yı, “ayrımcı”lığı engelleyen bir eşitlik ve dayanışma temeli beraberlikleri ve buluşmaları gerektirecek, eyleme dönüşebilen “uzlaşma”larla ortak kimlikler de ortaya çıkabilecektir.

tiyatroda, dansta, müzikte zaman zaman yapılan aktif öznelerin birlikte gerçekleştirdikleri doğaçlamalar ve enstalasyonlar, resimde yapılan müdahaleye imkân tanıyan sanatsal örneklerde olduğu gibi birlikte ve ortak yaratma süreçlerinin gerçekleşmesi, bunların çoklu, eş zamanlı ve art arda başka buluşmalarla yinelenmesi kastedilen iktidarsız sanatçıların “başlangıç” örnekleri arasında sayılabilir.

belki de önemli ikinci unsur yapıt ve yaratıların açık, değişebilir, dönüşebilir ve gelişebilir olmasının daha başta yeğlenmesidir. tamamlanmamış ve tamamlanmayı bekleyen ve farklı öznelerce ve onların benlik ve varlıklarında bütünleşmeyi ön kabul olarak gören, farklı formları bir arada içeren yapıtlar giderek formlar arasındaki sınırların da ortadan kalktığı yeni formlarda sanat (artık ‘sanat’ diye ayrı bir kategori altında bile olmayabilir, ya da böyle adlandırılmayabilir, varlığın ve gerçekliğin farklı ve yaşamın içindeki yeni biçimlerinin denendiği, geliştiği tümleşik/çok formlu yaratılardır bunlar) yapıtları ortaya konulabilir.

bir cümlesi, hatta bir sözcüğü yazılmış geri kalanı boş sayfalardan oluşan kitaplar, farklı kurgulanışlarla başka başka biçimde okunup başka anlamlar türetilebilen “çoklu metin”ler, şiir, öykü, roman, deneme, eleştiri gibi edebi formların aynı yapıtta farklı biçim ve beraberliklerle bir araya getirildiği ya da birbirinin içinde eridiği örnekler, birden çok yaratıcının ürettiği kolektif yapıtlar mevcut “edebi” örnekler arasındadır ve bunların çok daha ileri örnekleri “iktidarı reddeden ve ortadan kaldıran” bakışla yeniden, yeniden yaratılabilir.

elektronik ve sanal ortamın sağladığı buluşma, paylaşma ve etkileşim olanaklarının bu sürecin kolaylaştırıcı ve gerçekleştirici bir unsuru olduğu/olacağı gözden kaçırılmamalıdır.

mevcut nesneler ve formlarla yeni bir şekil oluşturulması ve bunun da bir anlam ifade etmesi, yeni bir dili öğrenerek, o dilde bir anlam ifade etmek gibidir. eğer yeni bir dil daha önce olmayan, bilinmeyen, bu anlamda yaratılacak bir dil ise, onu yaratacak olanların özgürlüğü de elbette sınırsız olacaktır. seslerden sözlerin oluşturulması, onlara anlamların yüklenmesi ve o anlamların bir gerçekliği ifade etmesi yalnızca bunu beraber yapanların ve onlara katılacak olanların ellerinde olacaktır. sanat eserleri ve onun yaratım süreçleri bu yolla çoğalabilir, çoğaltılabilir ve çeşitlenebilir.

bu noktada hedef benzemek değil farklılıkları sonrasındaki adımı önceleyen uzlaşma yaklaşımının benimsenmesidir. sanatta yapıtın demokrasinin yollarından biri olan oylama yoluyla belirlenemeyeceğine göre, çoğunluğun beğendiğinden çok farklı olarak aynı noktada buluşanların, uzlaşma ve yaratma süreçlerine olanak tanıyan, hem yapıtlar, hem de süreçler bakımından bir çoğulculuğun da benimsenmesi ve kabulü gereken olmazsa olmazlardandır.

kuşkusuz bu yeni yaratı süreçlerinin kullandığı araç ve biçemler, postmodern sanat örneklerin kullandığı kimi nesne, biçim ve araçlardan da yararlanmayı gündeme getirecektir. her şeyin, her cismin, her parçanın başka buluşmalarla yeni biçimler, yeni tümellikler, yeni yapıtlar yapılabileceği gerçeği kastettiğimiz yapıtlar arasındadır.

bu bir felsefi yaklaşım olarak “kapitalizmin son durak olması ve sürekliliğine içkin” bir düşünce ve yaklaşımdan çok, yeni bir yaşamın ve birlikteliklerin ezberlere dayanmayan, dayatmacı olmayan bir arayışını önceleyen bir nitelikteki bu kullanım/yararlanma biçimleri, örneğin “Gezi Direnişi” benzeri toplumsal eylem ve eyleme hallerinde görüldüğü gibi başka/yeni/özgün/kolektif yaratıların kaynağı olabilecektir. yeni yaratılar, sonuç/ürün öncelikli ve hedefli bir faaliyet değil, süreci değerli, önemli ve öncelikli olan bir eylem hâli olarak tasavvur etmeyi gerekli kılmaktadır. olası örnekler ve oluşmuş yeni formlar üzerinde çoğaltılacak yeni tartışmalar umuduyla.

yazarın notu: yaşamı eşitlemeye dilimizden ve alfabemizden başlayabiliriz. eşitlemeye
alfabeden başlıyor ve artık mesajlarımda “büyük” harf kullanmıyorum.

“en az yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.”