Salgın Kayıtları XVIII: Esra Yalazan

Bugünlerde siyah bir Amerikalının polis şiddetiyle öldürülmesinden sonra başta Amerika, bütün dünyada hızla yayılan sokak protestoları, salgının olmadığı bir dönemde yine bu kadar güçlü olur muydu?

1. Bu salgın hayatınızı nasıl etkiledi, radikal bir kırılma yaşadınız mı? ‘Eskisi gibi olmayan’ şeyler var mı?

Bu salgın hayatımı radikal bir biçimde etkilemedi doğrusu. Ancak ‘eskiyle-yeninin’ yer değiştirme hızı, zamanın icadı, geçiciliğin büyüsü, kaygının neden olduğu duygu durumları, ölüm korkusu ve gelecek tahayyüllerine başka açılardan bakmamı sağlayan farklı patikaları gösterdi, diyebilirim.

2. Evde kalınan bu durumda, evinizle, ev dediğiniz yerle ve evin dışıyla alakanız değişti mi?

Hayır değişmedi. Uzun süredir evde çalışmanın konforunu yaşıyorum. Bu anlamda ‘ev’ dediğim yer, her koşulda benim dış dünyadan saklandığım, kendi sesimle, bedenimle, duygu ve düşüncelerimle yüzleşebildiğim, eğlenceli keşif yolculuklarına çıktığım bir tür ‘oyun alanı.’ Bu dönemin farkı, yalnızlık, yaşlılık, korku, yalnızlık gibi geniş kavramları içeren kitaplar okuyup, onlar hakkında yazarken ‘ev’in ya da yuva diye adlandırılan ‘yerlerin’ toplumsal, kültürel ve yazınsal tezahürleri hakkında düşünmek oldu.

3. Kendi alanınızda (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) nasıl bir değişim oldu? Teoride ve pratikte?

Burada sayılan disiplinlerdeki değişim hakkında yorum yapmak için erken olduğunu  düşünüyorum. Salgınların tarihine ve neden oldukları toplumsal, siyasi, kültürel çalkantılara bakıldığında, hastalığın dışına taşan hareketlere yol açtığı da görülüyor. Bugünlerde siyah bir Amerikalının polis şiddetiyle öldürülmesinden sonra başta Amerika, bütün dünyada hızla yayılan sokak protestoları, salgının olmadığı bir dönemde yine bu kadar güçlü olur muydu? Yoksa, salgının neden olduğu trajediler, yalnızlaşma, çaresizlik hissiyle büyüyen yardımlaşma güdüsü ve ihtiyacı bu isyanın hızla alev alıp yayılmasında ciddi bir rol oymadı mı? Yine bugünlerde ırkçılıkla hesaplaşmanın, ırkçılığı pek de sorgulanmayan bazı kimliklerin heykellerinin yıkılmasının zamanlamasıyla, salgının hatırlattığı özgürlük bilinci arasında anlamlı, rasyonel bir bağ kurulabilir mi? Bunu ancak gelecekten geçmişe bakarak söyleyebiliriz sanırım. Edebiyat, felsefe ya da çağdaş sanat tarihsel süreci kendi iç dinamikleriyle yorumlayacaktır.

4. Yakın gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz, bu salgın gelecekte bir ciddi değişime yol açar mı? İnsanların yaşayış ve düşünüş şeklinde bir değişim olur mu?

Bu sorunun cevabı da bir önceki soruyla bağlantılı. Acele öngörüler yanıltabilir. Yakın gelecekte çok ciddi bir değişime yol açacağını düşünmüyorum. Ancak uzak gelecekte ulus-devlet, sınır, vatan, milliyetçilik gibi temel kavramların değişimiyle bağlantılı olarak önemli siyasi dönüşümlere neden olacağını tahmin ediyorum. Buradan daha otoriter, içe kapanık, muhafazakar bir yaşam tahayyülü çıkmayacak sanki. İsyan dalgalarıyla ilk işaretler geldi.

5. Anlatmak istediğiniz bir salgın anısı ya da rüyası var mı?

Rüyalarımı maalesef çok iyi hatırlayamıyorum yoksa parçalanmış bilincimden süzülen salgın rüyalarından birini yazar, o esnada ruhumun kuytusundaki korkuları da keşfederdim belki.

6. Bu salgın zamanlarının size hatırlattığı ya da size eşlik eden kitap, film ya da müzikleri sorsak?

Yazmak için okuduğum (ve 2. soruda değindiğim) kitaplar dışında biraz mola almak istedim. Son bir aydır kötücül düşüncelerden, kaygıdan, gelecek endişesinden uzaklaşmak için yormayan ve iz bırakmayan filmler, diziler izledim. İyi geldi. Hazır çok uzun bir süre sonra periyodik yazılara ara vermişken bilinçli bir ‘okuma detoksu’ yaptım. Uzun sürmedi. Nurdan Gürbilek’in İkinci Hayat başlıklı denemeleriyle rutin okuma-yazma hayatıma döndüm. Yer, yurt, ev duygusu üzerine onunla beraber düşünmek ‘dil’in sınırları, imkanları ve yuvası hakkında yeni kapılar araladı. Bu aralar epeydir ertelediğim bir roman okuyorum; Valeria Luiselli’nin Kayıp Çocuk Arşivi. İnsanın hayatta kalmak için ödediği bedelleri, kayıpları, sesin, bedenin, eşyanın, coğrafyanın kendine has diliyle yorumlayan, aile kurumunu cesurca kurcalayan, iç sesiyle iz bırakan bu ‘yol romanını’ değerli buldum. Sanırım bu romanın çağrıştırdıklarına dair bir denemeyle çalışmaya döneceğim. Koşullar nasıl olursa olsun gelecek umudu ve hayali olmadan hayatta kalmak kolay değil. Bu sürecin benim içim en güçlü vurgusu bu oldu.

Yazı görseli:

Çağnur Öztürk

Sanatçının izniyle