Salgın Kayıtları XIII: Fırat Demir

William Burroughs! Onun bize anlatmaya çalıştığı virüs dünya artık hepimize görünür oldu. Kontrol ve Gözetim üzerine daha dikkatli düşünmek için bir neden daha.

1. Bu salgın hayatınızı nasıl etkiledi, radikal bir kırılma yaşadınız mı? ‘Eskisi gibi olmayan’ şeyler var mı?

Hayır, aslında pek bir şey değişmedi, hatta dünyanın bu yeni ritmine kolay alıştım; zamanın benim yaşadığım hızla uyuşur gibi olduğunu hissetmemle birlikte tüm olası paniklerden de hemen sıyrıldım.

2. Evde kalınan bu durumda, evinizle, ev dediğiniz yerle ve evin dışıyla alakanız değişti mi?

Ev denilen alanla ilişkim hep sorunlu olmuştur zaten. Param olduğunda ev güzel, para yoksa bazen ev de yok. Salgının ortasında yeni bir ‘ev’e taşınıyorum, belki bu sefer kendime ait kılabilirim. Dışarısı ile ilişkimin de değiştiğini söyleyemem. Kuşbakışı düşünürsem, seyahat etme seyrinin nasıl değişeceğini merak ediyorum. Sağlık pasaportu gibi tehlikeli fikirler dolaşıyor etrafta. Gerçi dikkatim çok dağınık ve zaman delik matarada su kadar hızlı akıyor. Ele gelir düşüncelerden epey uzaklaştım.

3. Kendi alanınızda (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) nasıl bir değişim oldu? Teoride ve pratikte?

Bir aya kadar çok çalıştığım için yazmaya vaktim olmuyordu. Şimdi karantinayı da kullanarak tüm zamanımı tüm bencilliğimle kendime harcıyorum, ama sessizce. Her şey bu kadar belirsizken, kimileri bu karantinayı bodrum katlarında eve sığdırmaya çalışırken, Avrupa’nın eline sınırları kapatmak için çok güzel bir bahane geçmişken, sağlık ile özel hayat arasındaki bağ aşınmışken… edebiyatta şifa aramayı gülünç buluyorum. Kimsenin izlemediği canlı yayınlar filan bana sadece Jane Eyre’i hatırlatıyor. O küçük kızcağız da umarsızca sadece kendisini önemser ya. Online sergileri vs. çok gereksiz buluyorum. Kültür sektörünün devam edip edemeyeceğine dair hiçbir kaygım ya da öngörüm yok. Sistemin düzeltmeyi reddettiği, görmediği tüm kusurları üzerimize yığdığını fark ettim ve her türlü sorumluluktan sıyrıldım. Kendimi sorumlu hissettiğim bir an olursa harekete geçerim. Jean Cocteau’ya soruyorlar, “Eviniz yansa, evden neyi kurtarmaya çalışırsınız?” “Yangını,” diyor.

4. Yakın gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz, bu salgın gelecekte bir ciddi değişime yol açar mı? İnsanların yaşayış ve düşünüş şeklinde bir değişim olur mu?

William Burroughs! William Burroughs! Onun bize anlatmaya çalıştığı virüs-dünya artık hepimize görünür oldu. Kontrol ve gözetim üzerine daha dikkatli düşünmek için bir neden daha. Her ne için olursa olsun, tüm dünyada herkesin aynı anda aynı tepkiyi veriyor olması beni ürkütüyor. Devletler için mükemmel bir totaliter yönetim pratiği oldu bu süreç. Ayrıca iyi vatandaş olmaya çalışanlardan hep rahatsızlık duyardım, şimdi her yerdeler. Çok parası olanlar -şirket sahipleri ya da yazarlar, bu imkan sadece para ile ilgili- daha güvenli yerlere çekildiler, orta sınıf şehirliler de, ki bu iyi vatandaşlık olayına kendilerini en çok onlar kaptırırlar, marketlerde vesaire kendilerini önemli hissetmek için polisçilik oynuyorlar. Can sıkıcı. Kapitalizm hepimizi ölüm fikrine o kadar alıştırmış ki, böylesi bir süreç de aslında kısa sürede kabullenildi ve tüketilebilecek bir hale getirildi. İnsanların tüketim alışkanlıkları değişmedi, hatta salgın halinin yarattığı paranoya ile iyice körüklendi. Bir kriz anında sistemin nasıl çöktüğünü gördük ama umursamadık. Karşımıza yine Burroughs’un kontrol junkie’si çıkıyor: Kontrole bağımlı ve kaçınılmaz bir şekilde kontrol tarafından ele geçirilmiş – “Control is controlled by its need to control.”

Yine de bazılarımız şüphe ile flört etmeye başladılar. Şüphe akıl açıcı bir dürtü, belki uzun vadede bu şüphe ile yeni düşüncelere varılabilir. Ayrıca gözünü biraz açan, üst orta sınıfın ne kadar gereksiz ve işlevsiz olduğunu sokağa bakarak anlayabilir. Şehir dışındaki evlerine çekilenler, hala o evlerdeler ve sonsuza kadar o evlerde kalabilirler. Belki büyük şehirlerde yaşanacak ekonomik kriz (ki devletlerin eline geçmiş bir koz daha; Korona bahanesi ile iyice sıkılan boğazlar) distopik ve punk bir on yıl getirir, dışarısı denilen yer daha pürüzlü olur, bu pürüzsüzlüğe karşı duyulan saplantı azalır, belki.

Hedonik ve tekrara dayalı, gücünü tüketmekten, ‘faydalı’ hissetmekten alan “iyi görün, iyi yaşa” mottolu yüzeysel sağlık anlayışının aşındığını görmek isterim.

5. Anlatmak istediğiniz bir salgın anısı ya da rüyası var mı?

Hayır, yok.

6. Bu salgın zamanlarının size hatırlattığı ya da size eşlik eden kitap, film ya da müzikleri sorsak?

Biraz da ben iyi vatandaş olayım ve reçete vereyim yani? Öyleyse,

Virüsü tanımak için: William Burroughs’nun “The Limits of Control” makalesi.

Sağlık ve özel hayat arasındaki sınırın nasıl aşındığını çok iyi özetlediği için: Franco Berardi, Heroes: Mass Murder and Suicide.

Hap niyetine: Mark Fisher, Capitalist Realism.

Canavarlaşan tehlikeli bedenler için: Ebru Ojen, Aşı.

İşe yaramamanın güzelliğini anlamak için: Gustave Flaubert, Bouvard ile Pécuchet.

Ütopya için: Aaron Bastani, Fully Automated Luxury Communism.

Ölü canlar için: küçük İskender, Periler Ölürken Özür Diler.

Eğlenmek için: Nathanael West, Gönül Abla ve Temizinden Bir Milyon.

Müzikte ise bu aralar kız kardeşimin keşiflerinden de etkilenerek sadece elektronik müzik dinler oldum; dark techno, dark wave, house… Listem de burada.

Yazı görseli:

Eda Gecikmez, Post Endüstriyel Cambazlar

Sanatçının izniyle