Salgın Kayıtları XI: Tuğrul Eryılmaz

Tek dileğim, salgın bitince, yeniden hatırladığımız iyilik ve vicdanın egemenliğinin devam etmesidir. Belediye ve mahallelilerin kurduğu dayanışma ağları buna en güzel örnek.

1. Bu salgın hayatınızı nasıl etkiledi, radikal bir kırılma yaşadınız mı? ‘Eskisi gibi olmayan’ şeyler var mı?

Hayatımda ilk kez altı yedi hafta hiç evden çıkmadan yaşamak zorunda kaldım. Bundan büyük değişiklik ne olur? İnsanlarla doyasıya yüz yüze kavga etmeden ya da sevişmeden hayatı telefon, internet gibi mecralarda geçirmek, çok zor. En azından bizim gibi 68’li kılıç artıklarına göre değil. Sanal dünyalar, sosyal medyalar soğuk ortamlar. 70 yılı aşkın hayatım boyunca hep insan sıcaklığı peşinde koştum, umarım kalan birkaç yılımı da aynı biçimde geçirebilirim.

2. Evde kalınan bu durumda, evinizle, ev dediğiniz yerle ve evin dışıyla alakanız değişti mi?

Maalesef evimi daha çok sevmek zorunda kaldım.

3. Kendi alanınızda (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) nasıl bir değişim oldu? Teoride ve pratikte?

Aslında medyada değişikliğin günahını sadece koronaya bağlamak büyük hata olur. Yazılı medya ve televizyonda düzgün habercilik yapmaya çalışan gazetecilerin dörtte üçü zaten devlet tarafından işlerinden uzaklaştırılmışlardı. Korona da neredeyse son çiviyi çakmak üzere. Ama bir de iyi bir taraf var ki, doğru ve güvenilir haber boşluğunu internet gazeteciliği, podcast, internet televizyonculuğu (Medyascope vb.) gibi yeni mecralar doldurmaya çalışıyor. Her ne kadar köle ücretleri ile çalışsalar da bizden sonraki kuşakların buralarda başarılı işler yapması müthiş mutluluk ve umut veriyor. Burada da tek büyük tehlike, klasik gazetecilik tekniklerinin bu yeni dönemde gözardı edilmesi. Veri gazeteciliği elbette çok değerli, çok başarılı örnekler de var ancak, karşındaki insanın gözlerine bakmadan yapılan röportajların içerdiği tehlikeyi de unutmamak lazım.

Hep içimde ukde olmuştur, bizim neden The Guardian, New York Times ya da Le Monde gibi bir gazetemiz yok.

4. Yakın gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz, bu salgın gelecekte bir ciddi değişime yol açar mı? İnsanların yaşayış ve düşünüş şeklinde bir değişim olur mu?

Otoriteler istedikleri kadar insanları kutuplaştırmaya çalışsınlar, büyük felaketler geniş kesimleri hep bir dayanışmaya itmiştir. Şu anda biz de onu yaşıyoruz. Tek dileğim, salgın bitince, yeniden hatırladığımız iyilik ve vicdanın egemenliğinin devam etmesidir. Belediye ve mahallelilerin kurduğu dayanışma ağları buna en güzel örnek.

5. Anlatmak istediğiniz bir salgın anısı ya da rüyası var mı?

Kabus mudur rüya mıdır bilmem ama son bir iki aydır sürekli aynı şeyi görüyorum: İnce dağ yollarından geçerek, saatlerce yürüyerek tam düşmek üzereyken kendimi deniz kenarında buluyorum. Sanki dersiniz, Truffaut’nun ‘400 Darbe’ filmindeyim. Oradaki ergen kahraman da bir şeylerden kaçarken kendini deniz kenarında bulur ve film orada biter. Benimki de orada oluyor, denize atlayıp karşı kıyıya ulaşıp ulaşamayacağımı bilmiyorum.

6. Bu salgın zamanlarının size hatırlattığı ya da size eşlik eden kitap, film ya da müzikleri sorsak?

Bu salgın günlerinde benim en büyük desteğim müzik. TRT Radyo 3 önemli oranda işimi görüyor. Yetmediği anlarda ise mis gibi CD’lerim var: The Rolling Stones, Tina Turner, Marianne Faithfull, David Bowie, The Beatles, Elvis Presley… İster inanın ister inanmayın, bunları dinleyip günde bir saat dans ediyorum. Haberlerimi de T24 ve Duvar’dan alıyorum. Bu arada unutmadan söyleyeyim, bütün bunları yaparken yanımda bir duble rakım ya da viskim mutlaka oluyor.

Yazı görseli:

Bengü Karaduman, Shelter

Sanatçının ve Martch Art’ın izniyle