Salgın Kayıtları X: Necmiye Alpay

Her şey biraz sinemalaştı, ekrana taşınmak anlamında. Uzun sürerse, çevrimiçinde yenilikler de ortaya çıkabilir. Doğrudan demokrasiye doğru!

1. Bu salgın hayatınızı nasıl etkiledi, radikal bir kırılma yaşadınız mı? ‘Eskisi gibi olmayan’ şeyler var mı? 

Evet ve hayır.

2. Evde kalınan bu durumda, evinizle, ev dediğiniz yerle ve evin dışıyla alakanız değişti mi?

Evet ve hayır.

3. Kendi alanınızda (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) nasıl bir değişim oldu? Teoride ve pratikte?

Teori için henüz erkendir sanıyorum. Ancak var olan kavramlardan yararlanarak düşünülebiliyor. Pratikte ise, kitapçılar kapalı, yeni kitap ve dergileri ancak internetten izleyip yine internetten siparişle alabiliyorsunuz. Diğer her şey de çevrimiçinde olup bitiyor, ses çıkarmak, haberdar olmak, haberdar etmek. Hayat büyük ölçüde çevrimiçine taşındı.

Bütün alanlar etkilendi, birinciliği sinema, tiyatro ve siyaset aldı, üretimleri bir araya gelmeyi gerektirdiği için. Öte yandan her şey biraz sinemalaştı, ekrana taşınmak anlamında. Uzun sürerse, çevrimiçinde yenilikler de ortaya çıkabilir. Doğrudan demokrasiye doğru! Korkutucu yanı ise altyapısının demokratik ellerde bulunmaması olabilir.

4. Yakın gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz, bu salgın gelecekte bir ciddi değişime yol açar mı? İnsanların yaşayış ve düşünüş şeklinde bir değişim olur mu?

Konuyla ilgili epey söz üretiliyor ama, belirsizlik hâlâ her şeye hâkim. Geleceğimizi olumlu yönde olduğu kadar, olumsuz yönde etkileme potansiyeli de var. Hangisinin hangi ölçüde ağır basacağı, şimdiden neyi kabul edip neyi etmeyeceğimizi netleştirebilmemize bağlı. Temel hak ve özgürlüklerimize yönelen tehditlere non pasaran diyebilecek miyiz, doğayla ve kendimizle daha barışık bir yeniyi yaratabilecek miyiz vb.

5. Anlatmak istediğiniz bir salgın anısı ya da rüyası var mı?

Anılar oluşmakla meşgul. En çok önemsediklerimi Cogito dergisi için yazıya döktüm. Haziran 2020 sayısında yayımlanacak.

6. Bu salgın zamanlarının size hatırlattığı ya da size eşlik eden kitap, film ya da müzikleri sorsak?

Kitapları sıralayayım biraz: Şiirde başı Gülten Akın çekiyor, bir sempozyum vesilesiyle onunla yakın plan meşgulüm. Ümit Güçlü, Suç Şiir adlı kitabında, son yılların ‘ihlâl’ kavramı karşısında çıtayı yükseltiyor. Memed Osman’ın Düş Yiyiciler Sirki, Irmak Zileli’nin Son Bakış, Pınar Öğünç’ün Beterotu, Tomris Alpay’ın Gülsün, Ağavni, Zilha; Sedef Betil’in Kısa Karanlıklar (özellikle “2. Perde Son Sahne”), Banu Özyürek’in Poz (en çok da “Gör ve Unut,” “Sevgili Tanrım, Sevgili Allahım” ve “Kutsal Sevgilimiz”), Antonin Artaud’nun Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin (çev. Mehmet Bağış) adlı yapıtları salgın zamanlarının iyi okumalarındandı.

Film olarak geçenlerde bir klasiği ilk kez izledim: Vittorio De Sica, ‘Kızım ve Ben’. Unutulmazdı. Romanını okumuştum on yıllar önce, yazarı Alberto Moravia. Umarım piyasada Türkçesi vardır ya da yeniden basılır. Filmden ayrı olarak nefistir roman da.

Yazı görseli:

Mehmet Çeper, Thirst, 2016

Sanatçının izniyle