Salgın Kayıtları VII: Memed Erdener

Devletimizin süreci olağanüstü iyi yürütmesi nedeniyle gündelik hayatımız etkilenmedi. Twitter’a daha az girdik, eve televizyon aldık. Böylece merkez medya haberlerine inancımız katlanarak arttı.

1. Bu salgın hayatınızı nasıl etkiledi, radikal bir kırılma yaşadınız mı? ‘Eskisi gibi olmayan’ şeyler var mı?

Devletimizin süreci olağanüstü iyi yürütmesi nedeniyle gündelik hayatımız etkilenmedi ve radikal bir kırılma yaşamadık. Twitter’a daha az girdik, eve televizyon aldık. Böylece merkez medya haberlerine inancımız katlanarak arttı. Ardından sistemli bir ilgisizlik aile fertlerini kapladı. Daha sonra ise doğruyu değil, makbul olanı yeğledik.

2. Evde kalınan bu durumda, evinizle, ev dediğiniz yerle ve evin dışıyla alakanız değişti mi?

Kamusal alanın liberaller, solcular, hain kürtler, dinsiz azınlıklar, onların LGBT dedikleri ve diğer aşırı özgürlükçülere de yasaklanması ailecek gönlümüze su serpti. Halbuki millî refleksin bu küresel salgını beklememesi ve daha acil davranması gerekmekteydi. Unutmayınız ki, millî zapturapta saygısızlık edenlerin ve bilhassa pek çok ülkeye yapılan tıbbî malzeme yardımlarını hazmedemeyenlerin işgüzar ve işbirlikçi tavırları ibretlik düzeydedir. Ümükleri sıkılmalıdır. Sorunuza geri dönersek. Evin dışıyla olan alakamız tabii ki değişmiştir. Evin dışı ve millî olanın dışı bizi ilgilendirmemektedir. Yaz gelmekte, yazın turistlere karşı bile tetikte olmalıyız. Hatırımızda olsun ki kuvvetsizler yaşayamaz, ezmeyen ezilir ve tabii ki hak güçlünündür. Bırakınız bu şorololar bellek, hafıza diye kıçlarını yırtıp dursunlar. Nihayetinde millî unutuş hepimizi sarıp sarmalayacaktır.

3. Kendi alanınızda (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) nasıl bir değişim oldu? Teoride ve pratikte?

Teoride Allah’a inancımız derinleşti, pratikte partiye bağlılığımız tunçlaştı. Ülkeyi kuran alafranga, züppe Kemalist baskıcı rejimden fersah fersah uzaklaştık. Hain olmayan Kürtlerle dahi konuşmuyoruz. Sorunuzdaki parantezin içindeki kelimelerin (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) ülkemizin bekasını tehlikeye soktuğunu anlamamak için aptal veya vatan haini olmak gerekmektedir. Bu parantez içindekiler lüks bilgilerdir, faraziyelerdir. “Tek kitap” ciddiyeti, o parantezin içindeki cibiliyetsiz ve kadınsılaştırıcı pek çok nifak tohumundan bizi koruyacaktır.

4. Yakın gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz, bu salgın gelecekte bir ciddi değişime yol açar mı? İnsanların yaşayış ve düşünüş şeklinde bir değişim olur mu?

Devletinin emrinde vatandaşlığın tüm milletimizce kabul görmesinin ardından bu kadim millet, pekala bir millî mukaddes cinnet geçirebilir. Bu cinneti, toplu linç gösterileri ve mezardan vatan haini cesedi çıkarma performansları izleyebilir. Nihayetinde ürkek değil, erkek partinin ışığında, insanların yaşayış ve düşünüş şekillerinde beklenen değişim gerçekleşebilir. Hatırlatmalıyım ki dinî ve millî ülkülere millî kinle varılabilir. Ancak millî kinle, gayrı millî ideolojilere zemin hazırlayan özgürlükçü Batıcı illetten kurtulunabilir.

5. Anlatmak istediğiniz bir salgın anısı ya da rüyası var mı?

Evet, bir millî-kösnül kabus gördüm. Bu bayrak-kırmızı rüyada, Türk-islâm ordularının başında, sinemamızın büyük karakter oyuncusu Hüseyin Peyda (1920-1990) vardı. Rüyada işlenen bir millî serüvende, binbir zorluğun ardından büyük “A”lı Allah, küçük “t”li tanrıyı kovuyordu. Ardından, memlekette insan hakları denen lüzumsuz hürriyetler kaldırılıyor, ortalık güllük gülistanlık oluyor ve milletin kadınsılaşması durduruluyordu. Uyandığımda alnımda soğuk ter, gönlümde ise bir pervasızlık, hakikate dair büyük bir meraksızlık peydah olmuştu. Mutluydum. Nekahat devrem başlamıştı.

6. Bu salgın zamanlarının size hatırlattığı ya da size eşlik eden kitap, film ya da müzikleri sorsak?

Nihal Atsız’ın tüm eserlerini evde hazırolda okuduk. Karaköy altgeçitten aldığım alarmı çalarak İsmet Özel’in yakın dönem şiirlerini ezberledik. Ve bir akşam namazından sonra ailecek and içtik. Bundan böyle: Emirlere mutlak itaat edecek, cıvımayacak aksine çelik sinirli olacak, sır saklamayı ve haddimizi bilecektik. Milletimize Bizans’tan geçmiş olan gevşeklikten uzak duracaktık. Kendimizi devlete adayarak onun varlığında erimeliydik. Fena-fillah ve fena fi’d-devle ve’l mille!

Not: Bu yazı, Tanıl Bora’nın elden bırakılamaz kitabı Cereyanlar’dan pek çok alıntı içermektedir.

Yazı görseli:

Memed Erdener, Famulus, 2016

Sanatçının izniyle