Salgın Kayıtları VI: Mehmet Ali Boran

Sanat faaliyetlerimizin bugünü ve geleceğine dair ilişkisel estetik kuramının öngördüğü formların işlevsizleşmesine ve sanatı nasıl bir preker ortamın beklediğine dair kaygım var.

1. Bu salgın hayatınızı nasıl etkiledi, radikal bir kırılma yaşadınız mı? ‘Eskisi gibi olmayan’ şeyler var mı?

Dışarısıyla bağları güçlü olan biriyim. Sokak, insan, konuşmak, temas, yürümek, görmek, gözlem yapabilmek vs. Bunlar benim kültürel sermayemin hazinesi ve bir anda evde kalabilme ayrıcalığına sahip olmaktan ötürü, birçok alışkanlığıma şimdilik mola vermiş durumdayım. Sakallarımın çok uzaması dışında herhangi bir radikal değişiklik olmadı; fakat dışarıdaki sessizlik şimdilerde olduğu gibi devam ederse, beni dışarısı için tahrik eden nedenler fazlasıyla azalacak gibi. Bu durumda ne tür kırılmalar yaşarım bilmiyorum. Beri yandan, Kızıltepe’de (Mardin) benim jenerasyonum, bizden önceki jenerasyon ve sonrakilerin de yaşantısı, sokağa çıkma yasaklarıyla sürekli sınanan bir bitki örtüsünün içerisinde başladı ve halen devam ediyor; hatta şimdilerde uygulanan sokağa çıkma yasaklarının anonslarındaki kibar ve davetkâr üslup bizleri şımartıyor diyebilirim.

2. Evde kalınan bu durumda, evinizle, ev dediğiniz yerle ve evin dışıyla alakanız değişti mi?

Evet fazlasıyla değişti. “Evde kal“ çağrılarına zorunlu bir şekilde uyamayan büyük bir  insan topluluğu var. Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği hafta sonları bile çalışma zorunluluğu olan insanlar iş başındaydı ama benim bu çağrılara uyabilmek gibi bir lüksüm oldu. Ve bu lüksümü, uzunca bir zamandır derleyip toparlamaya ihtiyaç duyduğum birçok şeyi elimin altından çıkarmak için kullandım. Öyle ki, balkona çıkıp hava almayı, dışarıyı seyretmeyi unuttuğum birçok gün oldu.

Zamanın, dışarıdaki koşuşturmadan ötürü yetmediğini düşünürdüm. Fakat şu süreçte anladım ki evin içerisinde, dışarıdaki işler olmasa da zamanı yeterli bir şekilde kullanamıyorsunuz. Uzun zamandır kendimle sürekli kavgasını yaptığım, günlük tutmuyor oluşumun sebebinin, buna vakit ayırmamak ya da yetmeyen zaman meselesi olmadığına da kani oldum.

3. Kendi alanınızda (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, politika, çağdaş sanat, felsefe, sosyoloji, gazetecilik vesaire…) nasıl bir değişim oldu? Teoride ve pratikte?

Tarihsel bağlamda değişim, zaman içerisinde oluşan bilgi birikimleri ve deneyimlerin sonucunda gerçekleşmektedir. Bu uzun vadede yavaş ilerleyen bir değişim mekanizmasıdır. Hızlı bir değişim için katalizör görevi gören toplumsal hareketler, doğa olayları ve ekonomik faaliyetler, işleyen kimi çarkların hızlı bir şekilde değişmesini ya da tepetaklak edilmesini sağlayan etmenlere dönüşür. Mesela İkinci Dünya Savaşı sonrası sanat ya da 11 Eylül saldırıları, Berlin Duvarı’nın yıkılması, ABD’deki mortgage krizi, Brexit ile başlayan post-truth, ekolojik yıkım ve bunların karşısındaki hareketler… bu örnekler çoğaltılabilir.

Şu günlerde ise “yaşayan cansız” diye en güzel tabirini bulan virüs nedeniyle, “yeni normal” şeklinde tanımlanan alışkanlıklar edinmeye başladık. Bu alışkanlıklarımızdan biri de sanat ortamlarında denenen yeni metotlar. Bir istisnai hal olarak pandemi sürecinde ortaya çıkan, evden online sanat faaliyetinin ne ölçüde doğru ve sağlıklı olabileceğine dair hepimizin kafasında soru işaretleri var. Benim de sanat faaliyetlerimizin bugünü ve geleceğine dair ilişkisel estetik kuramının öngördüğü formların pandemi sürecinde işlevsizleşmesine, hatta soluğunun kesilmesine ve bu durumun kaideye dönüşmesi halinde, sanatı nasıl bir preker ortamın beklediğine dair kaygım var.

90’lı yılların başında güncel sanat için insanın karşılıklı eylemlerini baz alan ve bununla sanatta yeni bir kanal açan Nicolas Bourriaud, birbirine temas etmenin şart koşulduğu “randevular, buluşmalar ve bir araya gelme” denklemi içerisinde güncel sanatın daha doğru bir şekilde icra edilebileceğini “ilişkisel estetik” kuramı bağlamında teorileştirmişti.

Çağdaş sanat alanında şu süreçte değişiklikler gerçekleşti. Sanat etkinlikleri sokaklardan ve insanların arasından geriye doğru çekilerek, sanal ortamlarda ekranlara yansıtılan bir seyirlik duruma dönüştü. Bu, konfor alanımız olan evden gerçekleştirebileceğimiz bir eylem alanına çekti bizi. Bir ekranın arkasına sıkıştırılmış bir yığın dokümanla baş başayız. Evden çıkmamıza gerek kalmadan sanal bir soğuklukla, sanal olanın imkanları dahilinde eseri görmeye ve anlamaya çalışıyoruz. Avangardın başlıca buluşu olan interaktivite yok. Kamusal alan deneyimlenmeye kapalı vs. Peki bu durumda, temel estetik formunu temas etme zorunluluğu üzerinden kurgulayan ilişkisel estetiğin yaşamsal fonksiyonunu yitirmesi sonucunda, bizi gelecekte bekleyen sanatsal üretimler ve ortamlar nasıl olacak acaba?

4. Yakın gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz, bu salgın gelecekte bir ciddi değişime yol açar mı? İnsanların yaşayış ve düşünüş şeklinde bir değişim olur mu?

Sağlık üst başlığı altında birçok alanda büyük değişimler bizleri bekliyor. Bu değişime dair emareleri şimdiden görmeye başladık. Önümüzdeki dönemlerde olası bir yeni virüs salgınına karşı her türlü önlemin alınabilmesi için devlet mekanizmasına birçok şeyi teslim etmeye şimdiden hazırlandık gibi. Etken ve edilgen olma bağlamında virüs insanlardan rol çaldı. Halihazırda etken olan virüs; edilgen olan ise insandır.

Bu etken olma durumunu insanlar yakın bir zamanda virüsü kontrol altına alarak ele geçirecektir. Fakat bir sonraki salgında, bu şekilde güçsüzleşmemek ve edilgen bir pozisyona düşmemek için sağlık adına her türlü uygulamayı kabulümüz olarak görüyor gibiyiz. Ve olası bir salgına güçlü bir şekilde karşı duracak bir otorite en yoğun arzularımız arasında yer almaya başladı.

Çin hükümeti kontrol mekanizmasını baskıcı rejim aracılığıyla, bir telefon uygulaması üzerinden sağlamış durumda. Her şey kontrol altında! Peki ya demokratik toplumlar ve ülkelerden oluşan Avrupa Birliği’nin bu süreçteki dayanışmasının ilk günden su sızdırması? Herkesin kendi kabuğuna çekilmesi? Bu ne tür bir milliyetçiliği tetikleyecektir? Çin gibi baskıcı bir metodu uygulamak istemeyenler de güçlü bir sağlık sistemini oluşturmaya mı çabalayacaklar?

Peki ya makinelerin durmaması için öngörülen çözüm önerileri? Akıllı makineler, robotlar ve bilgisayarlar dünyasında hepimizi bekleyen lacivert renkli preker zamanlar bizleri kucaklamaya hazır olacak…

5. Anlatmak istediğiniz bir salgın anısı ya da rüyası var mı?

Yakından ve uzaktan geçip giden ambulans sesleri, sürekli servis edilen metinler ve videolar, sosyal mesafe, karşı apartmandaki gencin babasıyla kavga esnasında kırdığı camlar, ATM sırası, Ro’nun (kızım) her sabah uyandığımda “Korona bitti mi?“ sorusu, evde kal çağrılarına uyma imkanı olmadığı için işe gitmek zorunda olan arkadaşlarım, sebzeler, 2016’da yaşadığım şehrin dört bir yanındaki şehir savaşlarından alışkın olduğum stoklama kültürünün aynı yoğunlukta tecelli etmesi, uzun zamandır eksik kalan kimi şeylerin derlenip toparlanıp düzeltilmesi, boş sokaklar, balkondakiler, online mitingler, probiyotikler ve tabi ki daha fazla kahve.

6. Bu salgın zamanlarının size hatırlattığı ya da size eşlik eden kitap, film ya da müzikleri sorsak?

Film olarak ‘The Platform’ ve dizi olarak ‘The Last Kingdom’ (bu dizide, dizinin geçtiği İngiltere’de baş gösteren ölümcül bir salgın hastalığa da yer verilerek bir karantina uygulaması işleniyor).

Ve yine bir sanatçı dostumun tavsiyesiyle, zaman zaman denk geldiğim, fakat bir türlü filmlerinin tamamını izlemeye başlayamadığım Miyazaki filmleri. Bu anime filmlerde, içerisinde bulunduğumuz şimdinin suratımıza çarptığı virüs gerçekliklerine dair sorunları ve çözümleri birlikte ortaya koyan kavramsal çerçeveler var. Sorunların failleri ve kökenlerinden şöyle ya da böyle haberdardık. Fakat Miyazaki sorunları en can alıcı yönlerden ele alarak, bu sorunların insan dışındaki “şeylerle“ beraber, canlı ve cansız ayrımı gözetilmeksizin çözülebileceğini ve bunun için halen geç olmadığını söylüyor. Miyazaki izlemenizi özellikle tavsiye ediyorum.

Şu süreçte evimi sesiyle ve müzikleriyle dolduranlar; Rûmet Alxas, Kamasi Washington ve Mehmet Akbaş…

Birçok distopik kurgu şu süreçte kendini hatırlattı. Fakat Jose Saramago’nun Körlük‘ü herhalde şu salgın sürecine eşlik edebilecek, hatırladığım en iyi örneklerden biri.

Yazı görseli:

Mehmet Ali Boran, The Guard, 2019, Süre: 02.33

Sanatçının izniyle