Popüler Edebiyat Dergileri Üzerine ‘Ad Hominem’ Tartışmalar

Neden bu dergileri çok kişi okuyor? Bu soru, ‘çünkü kültür seviyesi, çünkü düşük entelektüel düzey, çünkü arabesk güzellemeleri…’ gibi kalıplaşmış cevaplarla geçiştirilemeyecek kadar önemli bir soru.

Daha önce bir derginin var oluş aşamalarında yer almadım. Evet, çeşitli dijital ve matbu mecralarda yazılarım yayımlanıyor ancak “Bir dergi nasıl var edilir? Nasıl ayakta durur? Hangi yollardan geçer?” sorularının cevabını deneyimlemedim. Yakınımdaki eş, dost ve arkadaşlarımın bu alandaki emeklerinin tanığıyım, edebiyat dergisi okuru ve yazarıyım. Dolayısıyla bu yazıyı, bir okur ve bir tanığın yorumları, “eleştirilere, eleştirel bir bakış açısı” olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Son dönemde, popüler edebiyat dergilerinin Türkçe edebiyatın içerisindeki yeri ile ilgili sürdürülen tartışmaları takip ediyorum. Popüler edebiyat dergileri ve bu dergilerin Türkçe edebiyata katkılarını konuşalım konuşmasına da bunu hangi eleştirel zemine oturtarak konuşacağız? Türkiye’de bolca yazar, bolca şair, çokça genel yayın yönetmeni, çevirmen, editör var da yazılarıyla “Eleştiri dediğin böyle olur!” dedirtecek bir eleştirmen var mı? Eleştiri geleneğini sürdüren, yazdıklarıyla birçok çırağın ustası olacak eleştirmenler olmadıkça, Türkçe edebiyatta varmak istediğimiz o “yüksek” yere ulaşabileceğimizi sanmıyorum. Bu düşüncemi destekleyeceğim birçok şey var ancak onlar, başka bir yazının konusu olarak bir köşede beklesin şimdilik.

Yukarıdaki serzenişimi daha açık ve anlaşılır kılacak birkaç örnek vereyim. Mesela, popüler edebiyat dergilerin kapaklarına “ölülerin” taşınmasından rahatsızlık duyuyoruz. Peki, gerçekten, kapağa hayatını kaybetmiş yazarların taşınmasının popüler edebiyatın niteliksizliğiyle bir ilgisi var mı? Eleştirmenlerin birçoğunun eleştiri üslubu ve kriterlerini dikkate almaksızın, tıpkı eleştirdikleri popüler edebiyat dergilerinin spontan üretilmiş içerikleri gibi eleştiri üretiyor olması bir sorun olabilir mi? Yani, eleştirilerde mantık hatalarına düşülüyor, ad hominem ve argumentum ad populum’dan kaçamıyoruz. Örneğin, ölmüş yazarların kapağa taşınmasıyla ilgili benim deneyimim Oğuz Atay ve kitaplarıyla tanışma sürecim. Ben henüz Oğuz Atay kitaplarını okumadığım, hevesli olduğum ancak bir türlü kendimi hazır hissetmediğim bir dönemde, Notos’un Oğuz Atay’ı kapağına taşıdığı sayısını edinmemle Oğuz Atay okuru olma sürecim başladı. Bir diğer örnek de Kitap-lık dergisi olabilir. Kitap-lık, bugüne kadar, yaşayan ya da aramızdan ayrılmış olan birçok yazarı, şairi kapağına taşıdı; kapaklarında hâlâ benzer bir seçimle ilerlediklerini görebilirsiniz. Bu, yılların Kitap-lık’ını niteliksizleştirecek mi? Popüler edebiyat dergilerinin yazar ve şairleri, sloganvari cümlelerle belki de biraz klişeleştirerek kapağa taşımasını ben de komik ve yersiz buluyorum. Ancak yazarların dergi kapaklarından okuru selamlamasının nitelikten bir şey kaybettirmediğini düşünüyorum.

Popüler edebiyat dergileri ile ilgili tartışmalarda, benim yakalayabildiğim 13 yazı var. Yazıların birçoğu, benzer eleştirilerin sıralandığını ve argümanların sağlam temeller üzerinde yükselmediğini düşündürüyor. Popüler edebiyat dergilerini tartışırken gözden kaçırdığımız önemli birkaç şey var.

Elitist Bakışı Dikey Kesen Popüler Kültür

Semih Gümüş, “Edebiyatın Üstüne Basıp Geç” yazısında düştüğü elitizm hatasından popüler edebiyat dergileriyle ilgili daha sağlıklı değerlendirmelere nasıl varabiliriz? Arabeski aşağı kültür öğesi görmenin ve popüler edebiyatı, tek tek insanların yetersizlikleriyle tanımlamaya çalışmanın bir çözüm olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Lowenthal’in tanımıyla “popüler kültür,” yığınların belli bir zaman ve yerdeki sosyo-psikolojik özelliklerinin göstergesi olarak okunmalı. Popüler edebiyat dergilerini, aşağı kültürü (ne demekse) yücelttikleri için niteliksiz olmakla suçlayarak edebiyatta popülerleşme üzerine bir tartışmayı neticelendiremeyiz. Gümüş’ün yazısının olumlayabileceğim en önemli tespiti, popüler edebiyat dergilerinin, edebiyata yönelik algıyla ilgili olumsuz bir değişim yaratıyor olduğudur: “Bu ‘popüler edebiyat dergileri’ de yazılan her şeyin edebiyat olduğu anlayışına yer açmaya çalışıyor. Açılan boşluğa koşan sayısız yazar nasıl olsa var.”

Peki kim bu yazarlar? Görünen o ki farklı sanat alanlarında üretim yapan kişilerin, edebiyatta da başarılı yazılar üretebileceği gibi bir ön-kabule sahibiz. Benim popüler edebiyat dergileri meselesi ile ilgili en bozulduğum şey, sanatçı-oyuncu-müzisyen olan insanların, mesleklerinde başarılı olduğu için yazarlıkta da başarılı olacağının düşünülmesi; hevesli ve yetenekli genç arkadaşlara kapılarını açmaya çok da yanaşmayan dergilerin başka mesleklerde markalaşmış isimlere kucak açmasıdır. Bu, edebiyatın bir tür “kolay sanat” olarak görülüyor olduğu anlamına geliyor. Az çok düzgün cümle kuran, Türkçe öğrenmeyi başarmış herkesin edebiyat yaptığı bir ortamda “yüksek edebiyat-aşağı edebiyat”tan çok daha temel meseleler konuşmalıyız gibi geliyor bana.

Müzisyen olmak için enstrüman çalmanız ve / veya sesinizin iyi olması beklenir. Oyuncu olmak için teatral yeteneğe sahip olmanız beklenir, ressam olmanız içinse iyi resim yapabilmeniz. Yazar olmak için ne bekleniyor peki? Kurallı ya da devrik cümle kurabilmeniz mi? Hele bir de geniş çevreniz varsa ya da ünlüyseniz, buyurun efendim, istediğiniz gibi yazarlık yapabilirsiniz.

Can Semercioğlu, “Yeni Dergiciliğin Kültürel ve Edebi Hegemonyası” adlı yazısında, popüler edebiyat dergilerinin okurun algısındaki yönetimine işaret ediyor: “Bu göstere göstere edebiyat yapma anlayışı da aslında okuru bir derdi olan bir yere yöneltme anlayışından uzaklaştırarak konfora yakınlaştırıyor. Okuyucu adeta bir katarsisle, bir ruh arınma ayiniyle kendisini her şeyden uzaklaştırabiliyor rahatlıkla. Sorumluluk duygusunu, sorumluluk alan bir konumu yok sayan bir anlayışa sebep oluyor.” Kanımca popüler edebiyat dergileri tartışmasında yazılan en toparlayıcı yazılar arasında olmasına rağmen, Can Semercioğlu, yazısında, nitelikli olanı işaret etmek için arabesk kültürü aşağı kültür olarak tanımlama alışkanlığının dışına çıkamıyor.

Niteliksiz popüler edebiyat dergileri üzerinden yaptığımız eleştirilerde arabesk kültürü ötekileştirdiğimizin de farkına varmak gerekiyor. Arabesk kültürü aşağılamadan akademik literatüre sokan belki de ilk isim Meral Özbek’e göre, arabesk müziğin ( ve aynı zamanda arabesk kültürün) Türkiye’nin seçkinci değil, aşağıdan yukarıya doğru ortaya çıkan, ilk büyük kitlesel kültürel biçimlenmesi olduğunu söyleyebiliriz. Ve kimilerimiz, yüksek edebiyatı yüceltmek için popüler olanı eleştirirken, apaçık karşımızda duran bir kültürü aşağılıyor. Mesele, arabeskin aşağı kültür öğesi olması değildir. Arabesk kültürün, diğer hiçbir kültürden “aşağı” olmadığı konusunda anlaşmaya ve bütünsel kültür içerisindeki yerini daha doğru anlamaya ihtiyacımız var. Bu konu hakkında detaylı bilgi sahibi olmak ve arabeskin modernizmle olan zorlu sevdasını anlamak için, Meral Özbek’in “Popüler Kültür ve Orhan Gencebay” isimli araştırması okunabilir.

Ali Oktay Özbayrak, “Popüler Dergilere Karşı Gelmenin Yükselişi, Söylenmenin Gücü”nde, Enis Batur’un metinlerinin daha çok okunmasını istiyorsak, niteliksiz bulduğumuz popüler edebiyat dergilerinde Enis Batur’un yazılarını gördüğümüzde dudak büzmeyeceğiz, diyor. Sahiden, sevdiğimiz ve nitelikli edebiyat ürettiklerini düşündüğümüz yazarların “daha çok okunması” için, onların bu dergilerde yazmalarını normal mi karşılamalıyız? Bence bu sorunun cevabı açık ve seçik bir şekilde “Hayır” olmalı. Gerek dergi okurlarına gerekse genel okura, nitelikli edebiyatta ne bulduğumuzu, nitelikli edebiyatın kıymetini anlatabilmemiz gerekiyor. Öğrencilik yıllarında, edebi metinler derslerinde zorla Türkçe edebiyat klasikleri okuttuğumuz insanlara nitelikli edebiyatı nasıl anlatırız, hep birlikte bu sorunun cevabını düşünelim isterim. Bu tartışma, sanat ve toplum ilişkisi üzerine yürütülecek derin bir tartışmaya da evrilebilir. Bana kalırsa, nitelikli metinlerin peşine düşmeyen okurlarla tanıştıracağız diye, Türkçe edebiyat alanında çok kıymetli üretimler yapan yazarların popüler edebiyat dergilerinde değersizleşmesi ve sıradanlaşmasının önüne geçmek gerekiyor.

Popüler edebiyat dergileri üzerine tartışma yürüten yazılan içerisinde, Sarphan Uzunoğlu “Ahkâm dergileri: Kabileleşmeye dönüş” isimli yazısında, meseleye çok güzel bir çözüm öneriyor: cıvık romantizmden ve klavyede kahramanlaştırdığımız her şeyden kurtulmak! “Aslında bu edebiyat dergilerinin bize ettiği tam da budur. Anaakım medya kanalları üzerinden ‘şöhretine’ kavuşmuş ve hatta şöhreti iş edinmiş insanlara edebiyatı dizayn ettirmektir. Bize düşen görev de şu: Üstünde tepindikleri her şeyi suyunu çıkarana kadar sömüren ve kültürel sermayeyi işgal etme girişiminde bulunan yozlaşmış ve fikirsizleşmiş şimdicilik hareketini bir güzel bertaraf etmek.”

Sanırım mesele dönüp dolaşıyor, edebiyatın, etimolojik köken olarak edep kelimesinden türemesine geliyor. Aman ha yanlış anlaşılmasın, hemen yüzünüzü ekşitmeyin; edep derken, belli bir duruşa, belli bir kültüre ve dile sahip olmak, yaptığınız işe ve emeğinize (bu emek her ne olursa olsun) değer vermekten ve üslup katmaktan bahsediyorum. Edebiyatla ilişkilenmiş, okur, yazar, şair, çevirmen, editör vs. olarak var oluşunda edebiyata yer açmış birçok insan popüler edebiyat dergilerini yerden yere vuruyorken, neden bu dergileri çok kişi okuyor? Bu soru, ‘çünkü kültür seviyesi, çünkü düşük entelektüel düzey, çünkü arabesk güzellemeleri…’ gibi kalıplaşmış cevaplarla geçiştirilemeyecek kadar önemli bir soru. Ben bu sorunun doğru cevabını henüz bilmiyorum. Sorunun herhangi bir doğru cevabı var mı, bundan da emin değilim. Ad hominem’den kaçarak yürüteceğimiz keyifli eleştiriler okumayı da heyecanla bekliyoruz.

Not: Konuyu tartıştığım, yazıya yön veren fikirlerini benimle paylaşan Çiğdem Zeytin’e teşekkür ederim.