Büyücü Bir Yazarın Öyküleri: “Peruk Gibi Hüzünlü”

Günümüzün abartılı hallerini düşündüğümüzde, öykülerdeki duygusallığın ölçülülüğünün bir anımsatarak öğretme hali olduğunu söyleyebiliriz. Ölçülülük derken, yazarın vıcık duyarlılıklar, çığırtkan sevgiler ve yakıcı öfkelerden uzak durarak her duyguyu bütün derinliğinde ve sadeliğinde okura geçirmesinden bahsediyorum.

“Değerli olan her şey bir şekilde özneldir.”[1]

“çocuklar tekinsizdir annelerse uçurum; olur olmaz düşülür. bitmemiş her sevişme paslı bir iğne gibi doğrudan kalbe yürür. söz bitimi gibidir odanın her köşesi bir kuşatma büyütür. gece sona ermeden peruk takan birini öpmezsem yaram büyür…”[2]

Yalçın Tosun, ilk kitabı 2009 yılında yayımlamış bir öykü yazarı. Kendisini ben Peruk Gibi Hüzünlü[i] adlı ikinci öykü kitabı ile tanıdım. Bu yazıyı geç tanışıklığımızı kendi açımdan telafi etmek adına kaleme alıyorum.

Vladimir Nabokov, dehası olan bir yazarın yazınında, genel geçer düşüncelerin değil, özgün ifadelerin olduğunu söyler. İyi yazarların düzenbaz olduğunu ve doğayı taklit ettiğini -en büyük düzenbaz doğadır- doğada muhteşem bir hile ve büyü olduğunu belirtir. Nabokov’a göre iyi yazar üç bileşkeden oluşur. Bu üç bileşke, hikâye anlatıcısı olma, öğretmen olma ve büyücü olma yetisidir. Üstün gelen özellik büyücülük olduğu zaman iyi bir yazardan bahsedilebileceğini vurgular. Okuyucu, metne mesafesini koruyabildiği halde okurken -belkemiğinde- bir titreme yaşıyorsa, iyi edebiyatın sırrı açığa çıkmış demektir.[3]

Nabokov’un bu açıklamasının bir benzerini Edgar Allan Poe da kendi “Kuzgun” adlı şiirini incelerken farklı bir şekilde ifade eder. Poe, her olay örgüsünün sonuca[ii] götürülmesi gerekli olsa dahi, yazarın aklında yalnızca sonuç olursa, bu durumun, metnin her noktasındaki davranışın sonuca uyarlanması durumunu doğuracağını, bunun da metnin niyetine, tavrına ve kurgusuna kaçınılmaz sonuç ve nedenlilik havası verebileceğine dikkat çeker. Bu nedenden ötürü kendisinin yazarken etkiye odaklandığını ve bu şekilde olay, tavır ve davranışları şekillendirdiğini okuruyla paylaşır. Etki için de iki gerekliliği göz önüne aldığını belirtir: Belli oranda telkin edicilikle beraber gizli ve belirsiz anlamlar inşa etme. Bir sanat yapıtında zenginliğin ikincisinden kaynaklandığını ekler.[4]

Şiir ile nesir iki ayrı türdür. Ancak nesir yazınına ağırlık veren çoğu yazar şiirden vazgeçemez. Bunu sebebinin ise şiirin imgelem ile yaptığı etkinin hikâye anlatmayı tetiklemesi ve büyülü alana giriş yapmaya el vermesi olduğu fikrindeyim.

Nabokov’un ve Poe’nun dediklerini kurmaca okurken göz önüne almaya çalışırım. Bir o kadar saygı duyduğum Thomas Bernhard, Eski Ustalar’da akıllı insanların hayranlık –hayranlık ve büyülenme benim için yakın durur- duymayacağı ancak takdir edeceğine ilişkin kanısını ifade etse de, sanırım ben halen büyülenmek, hayranlık duymak isteği içerisindeyim. Gizli ve belirsiz anlamların aşırıya kaçmadığında verdiği etkiye, büyülenmeye ve büyücülere düşkünlüğüm var.

Bir insanın tek bir kitabını okuyarak onun iyi yazar olduğu sonucuna varmak iddialı sayılabilir. Ancak ben yine de Yalçın Tosun için böyle bir iddiada bulunmanın beni zaman içinde haksız çıkartmayacağı kanısındayım. Tosun’un her satırında kendini belli eden inceliği ve özenini düşündüğümde, onun yazını hakkında yazarken beylik laflardan kaçınmak gerektiğini hissediyorum.

Bu sebeple öncelikle teknik kısmı yazıp, olası beylik laflarla hızlıca vedalaşmak istiyorum. Peruk Gibi Hüzünlü öykü kitabı, Tosun’un şiirini dizelere ayırıp alıntılayarak dört bölüme yayılan on altı öyküden ibaret. Yalçın Tosun geveze bir yazar değil. Her ne kadar sevdiğim geveze yazarlar olsa da bu belirlemeyi olumlu bir anlamda kullanıyorum. Tosun, damıtarak yazan bir yazar. Öykülerinin zorlamadan uzak, kendiliğinden bir havası var. Yazarın yalın yazımıyla bu kadar kuvvetli bir etkiyi okura verebilmesi için öykülerinin üzerinde özenli bir çalışma yaptığı çok açık. Fırsatım olursa yazara öyküleri son haline gelmeden üzerinden kaç defa geçtiğini, kaç defa yeniden yazdığını sormak isterim. Bu kadar arı bir söyleme ulaşmak düşünülenden çok daha zor olsa gerek. Ayrıca yazarken kullanılan sentaks da son derece ahenkli ve çok iyi bir ritmi var ki bu yazarın şiirle olan ilişkisi düşünüldüğünde anlaşılabilir. Ancak bu söylediğimden öykülerin anlatımının şiirsel olduğu sonucu çıkarılmasını istemem, zira kastetmek istediğim yazarın kelimelerle, kelimelerin yazarla olan sıcak dostluğu. (Öykü ya da herhangi bir nesrin imgelem yüklü şiirsel bir dili olmasının pek sevdiğim bir üslup olmadığını not düşeyim.)

0000000376026-1Yazar tarafından birçok farklı anlatım biçimi kullanılmış. Öykülerde farklı anlatım biçimlerinin kullanılması da kitaba ayrı bir dinamizm katmış. Anlatım biçimlerindeki çokluk içerisinde dahi dil arılığını korumuş. Yazarın geri dönüşlerdeki yetkinliğiyle beraber bilinç akışını da hünerli bir şekilde kullanması göze çarpıyor. Bu anlamda zengin bir anlatım yelpazesiyle karşılaşıyoruz.

Ama aslında Yalçın Tosun’u iyi yazar yapan şey nedir?

Yalçın Tosun etki ile büyü arasındaki geçişkenliği anlayan ve bu geçişkenlikten yararlanan bir yazar. Öykülerini sonuca götürürken etkiyi aklından çıkarmadığı, öykülerindeki olay ve tavırları bu etki etrafında şekillendirdiği hikâyelerinin zorunlu nedenlilikten uzak olan havasında kendini hissettirmekte. Kendisinin dile ve anlatım tekniklerine olan hâkimiyeti ile zaten iyi bir hikâye anlatıcısı olması işten bile değil.

Yazar belki bilmediğimiz değil ancak unuttuğumuz şeyleri hatırlatarak, bizi bizden koruyarak bize dair şeyleri yeniden öğretiyor. Öncelikle ince detaylar ile gösterilen karakterlerin mahremiyetine yazarca saygı gösterilmiş. Gösterilmek istenen gösterilmiş ve verilmek istenen etki verilmiş olsa dahi karakterlere şefkatli bir elle dokunulmuş, didiklenmemiş. Günümüzde her türlü mecranın kendimizi durmaksızın ifşa etmeye davet edip kışkırttığını göz önüne alırsak, aslında mahremiyet tekrar hatırlanması ve öğrenilmesi gereken bir şey belki de. Şefkat demişken, yazar bunu bazen usulca dudak ve yanak çizgisi arasına konan bir öpücükle bazen de insanın kendi kendini anlamlandıramaması ve kendi zayıflıklarına yenilmesini yargılamadan, olduğu gibi bize vererek yapıyor. İnsanın her an -hadi kabul edelim çoğu zaman- kendine dair farkındalığının tam olması ya da günümüzde makbul sayılan özgüven yumağı bir canlı olması; insan, insan olarak düşünüldüğünde gerçekçi değil. Bunun için suçlu hissetmemiz gerektiğini, aslında insanın bu detaylarla insan olduğunu ve bunun bir felaket olmadığını yazarın bize gösterdiğini düşünüyorum. Bu noktalarda güzelleşiyoruz kimi zaman. Bunlara ek olarak yazarın farklı cinsel eğilimleri olan kişileri hikâyelere dâhil etmesi veya hikâye kahramanı olarak kurgulaması da yine kendiliğindenlik içinde yapılmış. Farklı cinsel eğilimler konu edilirken, olağandışı sahneler kurgulanmamış ve zorlama herhangi bir durum yaratılmamış ki bu aslında en çok hoşuma giden hususlardan biri oldu.

Günümüzün abartılı hallerini düşündüğümüzde, öykülerdeki duygusallığın ölçülülüğünün de bir anımsatarak öğretme hali olduğunu söyleyebiliriz. Ölçülülük derken, yazarın vıcık duyarlılıklar, çığırtkan sevgiler ve yakıcı öfkelerden uzak durarak her duyguyu bütün derinliğinde ve sadeliğinde okura geçirmesinden bahsediyorum.

Yalçın Tosun benim nezdimde anların anlatıcısı. Yazar, karakterlerini, o kurgulanan anların içinde görmemizi sağlamış. Karakterlerin gizi ya da öykünün o gizemli havası kitaptaki bütün öykülerde devamlılık gösteriyor. Belki tam da bu giz ve gizem yüzünden yalnızca bir izleyici olmayıp, düşünmeden edememeye[iii] başlatıyor okuyanıSürece dâhil ediyor. Okurken, öykülerin her birinin sona erdiği yerde aslında öykünün devam etmesi, kurgulanan anların uzaması ve o anlarda kalabilme, karakterleri daha çok tanıma isteği uyandırdı bende. Sonlanamama hissiyatı hâsıl oldu bünyemde. Bir tek öykü benim açımdan yazarın sonlandırdığı yerde sonlandı ve aslında o öyküde de bir sonlanmama söz konusuydu; o öyküde de yarım kalmış bir resim vardı.

İşte tam bu noktada yazarın benim açımdan neden büyücü olduğu açıklık kazanıyor. İnsan hayatını düşündüğümüzde bir sürü yarım kalmışlıkla zaman zaman bir bütünlük yakalanmadığını söyleyebilir miyiz? Bazı şeyler, bazı kişiler için sonlanır, diğerleri içinse bu sonlanmalar bir yarım kalmışlık olabilir. Bazı öyküler yazarı için sonlanır ama okuyan için belki de bir yarım kalmışlıktır. Ve bu yarım kalmışlıklar birleşerek bir bütünü işaret ediyor olabilir. Her son bir başlangıçtır gibi bir klişe değil bahsettiğim, her sonluluk aslında bütünün içinde bir an ve bir anı. Her yaşanmışlık aslında sonluluğumuz içinde anlamlı ve sonsuzluğu oluşturan bir yarım kalmışlık.

[1] Vladimir Nabokov

[2] Peruk Gibi Hüzünlü şiiri, Yalçın Tosun

[3] Vladimir Nabokov, Edebiyat Dersleri, “İyi Okurlar ve İyi Yazarlar”, İletişim Yayınları, 2015, s. 35-41.

[4] Edgar Allan Poe, Bütün Hikâyeleri, “Yazmanın Felsefesi”, İthaki Yayınları, 2010, s. 7-18.

[i] Kitap, 58 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanmıştır.

[ii] Metinde dénouement olarak yazılmıştır.

[iii] Yalçın Tosun’un kitaptaki öykülerinin birinde geçen söz öbeğidir.

Yazı görseli: Shikoba, Alana Janesse