Nispet No: 8

Sait Faik’in “Dolapdere” öyküsü kelimeleri sökülerek farklı bir zamanda aynı sokaklarda yaşanmış bir öykü olan “Nispet No:8″e dönüştürülmüştür. Dışarıdan eklenen kelimeler sarı renkle işaretlenmiştir. Bu bir şiir değil, deneme olarak ‘şiirimsi’dir.

Dolapdere’de içimizdeki asfalta,
Ne akşam, ne maydanoz işlemektedir.
Sanki semtte gözleri Sardunya sulayan birisi:
Deliklerinden gürül gürül dişi kırmızı sular yağan ağzı bağlanmış,
Vasfının diplerinde buralarını acıtan aşka bozuluvermiş.
Öteki: geceleri pespembe titrer, şık büyük beyaz kovalar gibidir,
İçinde durmadan eski kelime karşılığına kızan edepsiz zaman yetişir.

İşte bu iki düşman
yağmurlar ve kovaların oyunları
Elmadağı’nda bir Mukavvadan şatoda başlar,
Pırıl Pırıl anılar bu çamurlarda yetişir,
Köpek… ler burada rüya gezer.
Mahalle sinemasında pudralı karanlık
birdenbire yankesicilere ve haraççılara ve külhanbeylere
ve dekolte jigololara kaynaşıverir.
İçerde mumlar ve cigara,
Bu semt gençlerinin tutuşan kara filmidir.

Semt meyhaneleri hastalarına rakı pembesiyle kırmızı maktadır.
Nispet Bar hastanesinde,
Kalfaları tahtadan ellilik hıyar kocalara
Tövbekar çilingir ustaları tütün basar.
Burada bu ellilik delikanlılar dikçe hiddet satar,
İçinde kodoşluk geçen sesleri Mukavvadan Şato No 8’de keskin dumanları kadar duyulur.
Ertesi günü emektar karılarına dönmeye giderler.

                                                                                                                                                  Mahalle barında kötüye çare yoktur.
Semtte bayram günüyse, balık rakıya oynamaz.
Seslerine alışık pirzola, ciğer onlara sus
Gazinosunda, çoğu kırmızı günlerden kalmış kocaman avizelerle
Beyoğlu fabrikasının karanlığında güzeldir.

Ben bir kaldırım serinliğine -ğarken,
asfaltta içiniz çıkmış.
Bu kokulu yağmurdan kalma su
Sokaklara inince semtte
Karanlığın her duraklayışı kapkara sefil bir ışıktır.
Senin kıştan gardrobunda çıplak İstanbul’a yakışıklı evler kulübeler giydiririz.
Badanacılar terzi olamadı ğından camcılar çıraklarıyla çabucak gelir,
Çırılçıplak İstanbul’un dolabı burasıdır.

                                                                                                                                    Kıştan çıplak aşk vardır ve sacdan yokuştur,
Şıkırtıları görürsünüz ne pahasına yürürsünüz…
Kıştan çıplak tesadüf şeyler mümkündür.
Öyle havada ıpıslak görürsünüz…
Meltem sel olsa, saçları diken…
Kokusuna girersiniz.
Rastlamak sokakta sağınızda yağmışsa,
Elmadağı başka dağa dümbelek der.
Beyoğlu’nun mücerret tüyleri yok mu?
Sıra sıra yaprak açar.

Semtlere semtten önce duvarcılar koğuldu.
Çırakları Yenişehir’e kuyumcu oldu.
Mahalle berberinde Fatih’in pembe bıyıklı adaleleri
Perukalı analara ve kızlarına zincir yuları gerler.
Elmaya ve iyiye artık yok sanki bahçıvan.
Derebeyin topukları, yokuşu diken yapan semt bostanları

                                                                                                                                                                           Amonyak yapan kızlar,
Akşam köşelerde şehvete iner.
Amonyak burnunuzun kuyruğu.
Midye tavası fabrikasına benzer evler
Fabrikanın tavası na binlerce akşam yapışmış,
Keman gözümüzü falcılara çevirmiştir.
Prenslerle yüzlerce aziz vardır
Yaz kokusu bıyıklarında

Gözlerine istiridye kapamadan evvel kız,
Birbirini dili fukaralaşmıştır işten
Ancak yine de şarap güzelleri olduklarını
Görüyoruz…Açlığa düşen kızı…
Eroin olsa bile, çekirdekleri bıçaklı ayrılan

                                                                                                                                                       Taştan ayaklı yalan doğru duyulur
Görüyoruz
Semtleri dükkanında ıslık
Tanıyan olmadığı yönlerden gelmiş
Görürsünüz

Ağır kokuya en şairanesini ve eski hasır yeri arayan üşüşür.
Kuşu gıcırtı
Işık etrafını pas görürsünüz.
İnsanın alınlarına şivelerinden kara adları,
Adlarından da kim sesi sıralanmıştır,
-rürsünüz.

                                                                                                                                                    Yenişehir’in güneş çocuklar cebi var
Mendil girdiğinin kilisesi öteki için
Atın arklara her hızlanışı, yanlış kilisesi muydu?
Dolapdere eski yeni izleri çırılçıplak bir çarşı
-sıltıları… beynimizin meydanını -tiyarlar mi be?
Bu acayip mahpushane aynasız
Bir insan dolap beygirinin beygir kızları ve kontesler
Her bir yeni ama
Bir bir bir bayılırım

anlayacağınız
Oyna-, -lesiz,-sız – den, etmeden olukların tarafına indim
İleride tekrar inebilirsiniz.