Mamut ve Mükerrer Yapıt!

Mamut’ta son yaşanan intihal vakası, son zamanlarda sıkça karşılaşılan ‘benzer işler’ sorununu tekrar gündeme getirdi: ‘benzer işler’de görülen artışın nedeni ne olabilir?

Mamut Art çok kısa sürede genç sanatçıları profesyonel galeri ve koleksiyoner yapılarıyla buluşturan önemli bir arayüz haline geldi. Ben de geçen yıl bulunduğum jüri üyeliğim dolayısıyla gösterilen ilgiye ve de yaşanan gerilime bizzat şahit olmuştum. Yanılmıyorsam kısa sürede (üç partide) bine yakın portfolyoya bakmak zorunda kalmıştım. Bu ilginin birçok nedeni var ama en önemlisi, başta İstanbul dışındaki genç sanatçılar olmak üzere İstanbul’da kemikleşmiş ağlar dışında bir nefes alanı sağlıyor olması. Hepimiz farkındayız; zaten çok az olan contemporary galeri sayısına bir de iki ya da üçü geçmeyen küratöryel ilişki ağı eklenince zorluk ortaya çıkıveriyor. Mamut Art seçkisine katılmak genç bir sanatçı adayının görünürlüğü için bir vazgeçilmeze dönüşüyor; tabii strese de…

Buna Akbank ve Siemens’in genç sanatçı seçkilerini de ekleyebiliriz ama en dinamiği hâlâ Mamut görünüyor. Zaten sanatçılar üçüne birden başvuruyorlar çoğu zaman. Seçkiye kalmak galerilerin, koleksiyonerlerin ve sanat medyasının dikkatini çekmek için önemli hale geliyor. Son yıllarda birçok galeri Mamut Art’tan seçtiği sanatçıları sözleşmeyle bünyesine aldı; bu da bilinen bir gerçek. Yani özetle, kemikleşmiş, katılaşmış ya da cemaatleşmiş (sayısı en çok üç olan ve neredeyse aynı mekanlara takılan ve çoğu da arkadaş olan) ağları aşmak için küçük de olsa bir umut ve sızıntı yaratıyor. Büyük bir rekabet de…

Derslerim ve yeni çıkan EK dolayısıyla bu yılki seçkiyi izleme fırsatı bulamadım. Tam İzmir Kitap Fuarı’ndan dönerken sanatçı Mete Yim Ben’in uyarılarıyla direkt bir çalıntı (esinlenme değil) vakasından haberim oldu. Mükerrem Baki, Zen Helena Song ve Remi Rough’un yapıtlarını birebir uygulamıştı. Mete’nin sosyal medyada başlattığı tartışma Mamut Art yönetimine kadar ulaştı ve Mamut Art seçkideki sanatçının sözleşmesinin fesh edildiğini ve satışların iptal olduğunu bir özür ile duyurmuş oldu. Gerçekten inanılacak gibi değildi. Mükerrem Baki aynısını yapmıştı. Yani ortada açık bir çalıntı vakası vardı.

Öncelikle bu çalıntıyı, sanatçıların üzerindeki “yırtma” baskısı ve de profesyonel bir galeriye ve ağa kapak atma gayretinin motive ettiğini düşünüyorum. Bütün riskleri üstüne alan bir alana girme gayreti. Tabii Mükerrem internetin gücünü ve yeni kuşak sanatçılarının ilgi alanlarını fazla dikkate almamış görünüyor ki yakalanıverdi. Kim bilir ileride ortaya çıkacak başka ne vakalar olacaktır ki umarım olmaz.

Tartışma jüriye kadar uzandı hemen. Öncelikle bir önceki yıl jüride bulunmuş biri olarak şunu söylemem gerek; jüri elbette dikkat etmeli. Sanatçının tek bir işini değil dönemi içindeki dönüşümleri ve portfolyosunu da gözetmeli, ilgilenmeli. Ama zaman sorunu ve yüksek başvuru oranı dolayısıyla bu pek mümkün görünmüyor. Bir de dünya tarihindeki en yüksek sanatçı ve sanatçı adayı nüfusu gözetildiğinde, jürinin bir intihali yakalama olasılığı epey düşüyor. Elbette internet araması belli kolaylıklar sağlasa da gözden kaçırma olasılığı daha yüksek. Aslında Mükerrem Baki olayı, üzerine sürekli yazmak istediğim bir konu için de vesile oldu.

Benzer İşler

Farkındasınızdır, sanat dünyası sık sık benzeri esinlenme ve çalıntı üzerinden büyüyen tartışmalara şahit oluyor. Ben neredeyse her hafta buna benzer ihbarlar da alıyorum; bunların bir kısmı, bilinçli bir tetikçilik talebi. Örneğin, sosyal medyada Benzer İşler adlı bir hesap zaman zaman çarpıcı benzerlikler yakalıyor. Bana da danıştığı oluyor bazı işler üzerinden. Bazen çok çarpıcı benzerlikler yakalıyor; hakkını vermek lazım. Daha önceki yazılarımda ve röportajlarımda bu benzerliklerin çoğunun kötü niyetten kaynaklanmadığını, daha çok contemporary’nin dayattığı benzer kavramsallaştırma ve yordamların baskısıyla oluşan şablonlaşmanın sonucu olarak görülmesi gerektiğini söylemiştim. Asıl tartışılması gereken bu yordamlardaki tektipleşme, konserveleşme ve şablonlaşmaydı. Şunu biliyoruz artık; modernizmin 1870’lerden sonraki birçok yordamı artık demokratikleşti ve de herkesin malı oldu. Hızlıca sıralamak gerekirse; doğaçlama, kalın boya sürme, eskiz ruhu, kübist kırılma, kolaj-fotokolaj, ekspresyon, mat ve monokrom renkler, grotesk ve bozma, skandal ve parodi ve de pastiş. Sonra baş belası Duchamp’ın hazır nesneleri ve kavramsallaşmanın günümüze uzanan tekrara açık hatları. Contemporary buna 1990 sonrası başka yordamlar, rutinler ve şablonlaşmalar ekledi. Kiç ve ‘camp’ı kullanmak, stoper (durdurucu) hazır nesne, video şablonlar, neon, dokümantasyon yığıntısı, minimalizm, fotomanüpülasyon ve de hiperrealizm…

Liste uzatılabilir elbette. Ama öncelikle günümüz sanatının kavramsal bir sömürgeleşmeye tabi olması, ötekilik, kimlik, melezlik, yeniden temellük, simülasyon, sıkıcı hale gelen pastiş stratejileri, rizom, palimsest ya da oryantalizm gibi küratöryal kavramların üreteceği zorunlu benzerlikler. Yani kötü niyeti ve intihali dışarıda bırakırsak, herkes zeki ve aynı şeyi bulabilir.

Ama en önemlisi de gittikçe daralan, seçkinleşen ağların ve mekanların “dışlanan” ya da alana akan sanatçı yığınları üzerinde bıraktığı bir an önce “yırtma” telaşı.

İşte tartışılması gerekenler bir tarafıyla bunlar. Zor olanı da bu zaten. Contemporary hep şikayetçi olduğumuz sıkıcı yönlerinden kurtulacaksa buradan başlamak gerekecek! Yoksa kurbanlar artmaya devam edecek; alan ise daralmaya…