Mahkum Olmayı Reddeden Kadınların Hikayesi

Ortadoğu coğrafyasındaki bir kadının hayatı üzerinde söz sahibi olma hakkını savunmasını okurken, kendi yaşadığımız coğrafyadaki eril politikaları, kadınları önceden belirlenmiş hikâyelere hapsetme arzusunu ve inşa ettiğimiz direniş noktalarını terk etmememiz gerektiğini yeniden hatırlıyoruz.

‘siz haklısınız,

ben ölümümden sonra hiçbir zaman

cüret edemedim aynaya bakmaya

ve o kadar ölüyüm ki,

hiçbirşey ispatlamıyor artık ölümümü.’

Furûğ Ferruhzad

Sınırın farklı taraflarında kalmışların ortak bir dili olabilir mi?

Filistin-İsrail savaşı… Geçmişinde acılar barındıran, bugünse güvenlik nedeniyle kimliksizleşmeye razı gelmiş aileler ve sonraki kuşaklara açıklanamayan sırlar… Savaşın dışında, güvenli alanda olmasına rağmen savaşın yıkıma uğrattığı insanlara yardım etmeye çalışanlar…

Savaşın iki farklı tarafında yer alan, fakat devlet politikalarının zalimliği karşısında aynı kaygıları yaşayan insanlar arasında sanıldığı gibi bir uçurum yok. Hayfa’nın Kırık Parçaları, ne olursa olsun ötekiliğin ötesine geçerek ortak bir dile ulaşılabileceğini yeniden hatırlatıyor.

Filistinli feminist yazar Hulûd Hamis, ilk romanı Hayfa’nın Kırık Parçaları’nda toplumsal roller, iktidar, savaş ve ötekileştirme ile ilgili birçok noktaya temas ediyor. Devletin yaydığı ölüm ko(r)kusu umudu, aşkı, hayalleri ve hayatı esir almaya çalışsa da hayat içerisinde kimi zaman geçmişte kimi zamansa şimdide yaratılan direniş noktaları umudu besliyor. Böylelikle roman, yalnız kadın mücadelesini değil devletler, silahlar ve iktidar sahipleri karşısında hayata devam etme umudunu besleyen insanları da selamlıyor.

Hayfa’nın Kırık Parçaları, Arap kültürü ve Filistin kimliği üzerine yazılmış en önemli romanlardan biri olduğunu daha en başından açık ediyor. Roman, adlandırma kültürünü işaret eden bir babaanne-torun anısıyla açılıyor; Meyzun’un adının Nakba, yani felaket gününden kalan acı bir hatırayı taşıdığını öğreniyoruz. Kitabın ana karakteri Meyzun, ailesinden ayrı yaşayan, takı tasarlayarak hayatını sürdüren, dayatılan kadınlık rollerini kabul etmemeye kararlı, evliliği kökten bir biçimde reddeden, İsrail vatandaşı Filistinli-Hıristiyan genç bir kadın. Müslüman bir sevgilisi, kendisini kısıtlamayı başaramadığı için pes etmiş ancak uyarılarıyla hayatına yön vermeye çalışan bir ailesi var. Filistin kökenli İsrail vatandaşı olan bu kadın, hayatla, savaşlarla, haksızlıklarla daimi bir mücadele içerisinde ve asla pes etmiyor. Meyzun’un hayatındaki kırılma babasının hiç bilmediği, gizemli ve hüzünlü hikâyeler barındıran geçmişini öğrendiği sırada yaşanıyor. Bu güçlü kadının monologları ve her daim doğru olanı yapmayı arzuluyor oluşu, okur için de kendi yaşamı ve kararları üzerine düşünme zemini hazırlıyor. Okur, Meyzun’un hikâyesinin akışıyla birlikte aşk, aile, toplum, yardımseverlik, inançtan doğan inat gibi kavramlar arasında sürüklenip kendi yerini ve yaşananlar karşısındaki duruşunu belirginleştirmeye çalışarak yola devam ediyor. Ortadoğu coğrafyasındaki bir kadının hayatı üzerinde söz sahibi olma hakkını savunmasını okurken, kendi yaşadığımız coğrafyadaki eril politikaları, kadınları önceden belirlenmiş hikâyelere hapsetme arzusunu ve inşa ettiğimiz direniş noktalarını terk etmememiz gerektiğini yeniden hatırlıyoruz.

hayfanin-kirik-parcalari-anasayfa
Güldünya Yayınları

Roman, Meyzun’un hayatındaki gelişmeler üzerinden farklı alt metinlere açılıyor. Hulûd Hamis aşk, evlilik, cinsellik, kimlik, aidiyet gibi konuları feminist bakış açısıyla ele alıyor ve tavrını, yarattığı karakter üzerinden ilan ediyor. Romanın, aynı zamanda, İsrail-Filistin meselesine dair bıraktığı ipuçları var. İsrail’in Filistin’i işgali, sınır hattında yaşanan acılar, iki devletin birbirini dinlememek konusundaki ısrarına rağmen, iki tarafın insanlarının birbirleriyle iletişim kurma çabaları büyük sorunların altındaki insani çözümlere işaret ediyor. İletişimsizlik ve yok sayma, insanların gündelik hayatlarını ve kararlarını da ele geçirmiş durumda.

İki devlet arasında yaşananların, insanların gündelik hayatına yansıması ise acı veren hikâyelerle dolu. Sağlık, eğitim, barınma gibi temel sorunların yanında birbirini tanıma, anlama, kabul etme gibi çok daha insani konularda da sıkıntılar yaşanıyor. Ve çocuklar… Bu savaşta da yaraların en derinini, mutsuzluktan en büyük payı çocuklar alıyor.

Hayfa’nın Kırık Parçaları, Arap kültürü ve Filistin kimliğini temele alan ve bu şekilde ilerleyen bir roman olmanın yanı sıra, Ortadoğu kültürünün, Ortadoğu’da kadına bakışın ve dayatılan yaşam biçiminin yansımalarını da okurla tartışıyor. Hulûd Hamis, romanında mücadelesinden doğan inancını ilan ediyor: Değişim de barış da biraradalık da bu inatçı, toplumsal rolleri kabul etmeyen ve ötede duranları anlamaya çalışan kadınlardan, onların kız kardeşliğinden doğacak.

Yazı görseli: Maysaloun Hamoud’un yönetmenliğini yaptığı 2016 yapımı Bar Bahar / In Between filminden.