Madame Bovary ya da Madame Delamare

Madame Bovary’nin ‘gerçek’ hikayesi.

delamare

Raoul Brunon’a göre Delphine Delamare’nin bir model olarak kullanıldığı tablo.

 Joseph-Désiré Court (1844)

 

6 Mart 1848 yılında, Fransa-Normandiya’da, gazetelerde bir haber çıktı. Ry şehrinde, Delphine Delamare adlı bir kadın, arsenik içerek yaşamına son vermişti. Üstelik yirmi altı yaşında ve arkasında küçük bir kız çocuğu bırakarak (Alice Delphine Delamare). Kocası da (bir doktor), ertesi yıl 8 Aralık 1849’da yaşama veda etti.

17 Şubat 1822 yılında doğan Véronique Delphine Couturier, yaşadığı kasabada iyi bir manastır eğitimi ve müzik (piyano) eğitimi alır. Durumları iyidir fakat şehir insanlarına göre daha küçük maddi imkanlara sahip bir aileden olan Courtier, kasabanın en güzel kızlarındandır ve hayalleri çok büyüktür. Güzel bir yaşam, iyi bir eş, lüks bir hayat…

1838 yılında babasını tedavi etmeye gelen dul ve genç bir doktor olan Eugène Delamare ile evlenir. Ve 1842 yılında Alice Delphine Delamare’yi doğurur.

Kadının ölüm haberini okuyan binlerce Fransız, kendisinden yaşça büyük kocasının ilgisinden sıkılan, evliliğin rutinlerine ayak uyduramamış, büyük hayalleri olan bu köylü kızının kocasını birkaç farklı erkekle aldatmış, kendini alışverişe vermiş, onlarca elbise ve ev eşyası alarak kendini borca sokmuş olduğunu ve sonunda maddi zorlukların baskısına dayanamayarak intihar ettiğini öğrendi. Fakat yirmi yedi yaşındaki bir adam (kadının kocası, bir zamanlar bu adamın doktor olan babasının öğrencisi olmuş bir adam), bu haberi içinden bir türlü atamadı, Asya ve Afrika’ya yaptığı yolculuklarda bile bu olayı içinde taşıdı ve bu adam Eylül 1851’de bu olayı yazmaya koyuldu ve yedi yıl sonra bitirdiği roman Paris’te yayımlandı.

Kocasını aldatmakla başlayan küçük maceraların onu ölüme kadar götürmesi, Madame Delamare’yi Gustave Flaubert’in elinde Madame Bovary’ye çevirir. Ahlaki değerlerin ardındaki gizli detayları anlatan Flaubert, kendinden yaşça büyük olan bir erkekle evli ve aşk romanlarından başka hiçbir erkek tanımamış olan Emma karakterini yaratırken, okuru Emma’nın hayallerine ve korunaklı yaşamına sokar. Çocukluğu, okuduğu kitaplar, düşüncelerinin kökeni… Flaubert bizi Emma’nın neredeyse bütün yaşamına dahil eder. Emma’nın sıkışmışlığı ve ruh hali, yaptığı hataların bir sonucu değil belki de sebebi olarak gözler önüne serilir romanda. Emma’yı her övüşünde ardından ironik bir kusur, her kusurunda da ironik bir iyilik bahşeder Flaubert karakterine. Ve bu ahlaki olayı bir ‘insan’ portresine dönüştürerek, kendi tezini, ‘kayıtsız ahlakçılığın karşı tezi’ olan bir sanat anlayışını ilk çağdaş realist romanda bütünleştirir. Ve bir anlamda Madam Delamare’yi de aklamış olur.