Korsanlığın da bir ‘etik’i var

Geçen gün etilen.net sitesinden Metis Yayınları’na Açık Mektup başlığıyla yayınlanan bir yazı okudum… beni bir okur olarak inciten, irrite eden ve bu yazıyı da güdüleyen şey söz konusu metnin okuyanı yayınevine ‘karşı’ saf tutmaya çağıran yüzeysel ‘politik’ saldırganlığı ve yıkıcılığı oldu.

Geçen gün etilen.net sitesinden Metis Yayınları’na Açık Mektup başlığıyla yayınlanan bir yazı okudum. Metis Yayınları etilen.net’te ücretsiz indirmeye sunulan bir John Berger romanının yayın haklarını hatırlatan ve ücretsiz indirme kopyasının siteden kaldırılmasını isteyen hukuki bir uyarı göndermiş. Sitenin yetkilisi de bu uyarının öz ve biçimine dair eleştiri, savunma ve saldırı içerikli bir yazı yayımlayıp sosyal medyada dolaşıma sokmuş.
Olayın yayın etiği, karşı kültürel değerler, eser ve sanatçı hakları bakımından konuşulacak birçok boyutu var. Ama beni bir okur olarak inciten, irrite eden ve bu yazıyı da güdüleyen şey söz konusu metnin okuyanı yayınevine ‘karşı’ saf tutmaya çağıran yüzeysel ‘politik’ saldırganlığı ve yıkıcılığı oldu.

Metis Yayınevi bu ülkenin en değerli kültür öğelerinden biri. Bugüne kadar özenle seçilmemiş, ustaca çevrilmemiş veya birkaç kelimeye indirgeyemeyeceğimiz bir alternatif kültürü tanıtma/ üretme/ besleme/derinleştirme/ paylaşma maksadı taşımayan tek bir kitap yayımlamamış bir kurum. Bu yanıyla yelpazenin herhangi noktasından okurlar için “özel” bir özne. Kültür endüstrisi ve saf ticaret bağlamında değerlendirilmesi, “para kazanma iştahı” gibi tatsız cümlelerle eşleştirilmeye çalışılması bir tür insafsızlık ve en hafif ifadeyle haksızlık. Bu haksızlığın “sol”dan geliyor olması, bilgi paylaşımı, kültürel korsanlık ve siber anarşi gibi kavramlarla temellendirilmeye çalışılması ise haksızlıktan çok daha vahim, çocukça, öz-yıkımcı bir patolojik radikalizm örneği, bir tür sekterlik. Ve sekterlik de Türkiye’de alternatif kültür ve düşüncenin ana akım veya sağ tarafından kolayca ezilebilmesinin en önemli nedenlerinden biri.

Korsanlık başlı başına, her yönüyle ve hemen kabul edilecek komünist veya anarşist bir temel değil sadece, bir yöntem. Kime karşı ve ne için kullanıldığı bu yöntemi iyi veya kötü kılar. Tarihte köyleri veya adaları basıp yoksul insanların ürünlerine el koyan; çocuk ve kadın kaçıran korsan hikâyeleri de maalesef mevcut. Bu minvalde korsanlık politik aktivizme tercüme edildiğinde ancak o aktivizme içkin bir etikle birleşerek pozitifleşebilecek bir mefhum. John Berger’den ve onun çevirmeninden, yayıncı ekibinden romanını çalıp okuyucuya açmak bilgi paylaşımı veya Robin Hood ruhlu bir eylem değil. Her şeyden önce yazarın, çevirmenin ve yayıncının üst sınıf büyük burjuva olmadıkları, yani emeklerinin bir bölümünü ücretlendirerek yaşamak zorunda oldukları gayet görünür bir durum.

Bu durumda kitabın kopyasını bedava dağıtmak anarşist bir paylaşımcılıktan ziyade kültür emekçisinin emeğini ve yaşam koşullarını hiçe sayan şımarık bir küçük burjuva duyarsızlığına daha yakın. Zaten talihsiz metnin yazarı da istemeden kendini ele vermiş yazıda; diyor ki, biz bu korsan yayıncılık işini yıllardır hiç para almadan hatta kendi cebimizden ödeyerek yapıyoruz. Yani bir şekilde fazladan parası var ve politik hobilerini finanse edebiliyor ki edemeyenlere kapitalist damgasını yapıştırmakta bir behis görmüyor. Politik hobi diyorum çünkü Türkiye’de yaşayan ve gerçekten değişim arzulayan birinin söz konusu yayıncılara karşı böyle umarsızca kılıç sallamasını aktivizm çerçevesine sığdıramıyorum.

Bir diğer önemli konu da kitap okuma / okutturma meselesi. Bir şekilde bilgisayarına kopya kitap indirmiş olan herkes bilir ki o kitaplar çoğunlukla okunmaz, orada yıllarca durur. Aynı zamanda bu kitap bende nasılsa var hissiyle de asla edinilmezler. Öylece dururlar harddisklerin diplerinde. Yani bedava kitap kopyası dağıtmanın (ders kitapları dışında) bilgi paylaşımına çok da katkısı yoktur. Kaldı ki bir roman ne kadar “ortak bilgi” olarak algılanabilir, o da ayrı bir tartışma. Ve kaldı ki burada bahsi geçen kitabın fiyatı 11 TL. O meşhur karşılaştırmayı yaparsak bir paket sigara parasına nasıl da denk. Yaratıcılarıyla dayanışma inceliğini göstermeye ne kadar da müsait.

Şimdilik bu kadarını söyleyip bırakıyorum. Bitirirken de çocukluğumdan beri severek takip ettiğim Metis’e karşı atağa kalkan değerli anarşipster yoldaşlarla çok önemli bir bilgiyi ücretsiz olarak paylaşmak istiyorum:
Biliyor musun, dünyamızda geçekleşen kötü frekanslı olayların önemli bir kısmı “haydi şimdi biraz kötülük yapalım” niyetiyle gerçekleştirilmiyor. “Bindiği dalı kesmek,” ve “kendi kalesine gol atmak,” gibi riskli deyimler var sözlüklerde; herkese açık hem de.

* Etilen’in yaptığı açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.