Kızıl Rosa: Rosa Luxemburg’un Resimli Yaşamöyküsü

 

“Küçük, topal Yahudi kız” Rosalia Luxemburg, 18. yüzyılda dağılan ve Prusya, Avusturya ve Rusya arasında paylaşılan Polonya’nın Rus yönetimi altındaki Zamozcs kentinde bir kereste tüccarının en küçük çocuğu olarak 1871’de dünyaya geldi. Antimilitarist, enternasyonalist bir yazardı ve oradan oraya savrulan fırtınalı bir yaşam sürdü: Zürich, Berlin, Varşova, Londra ve yine Berlin. Kararlı bir düşünür ve eylemciydi. Ulusalcılığın burjuvaziye ödün vermekle eşanlamlı olduğunu savunarak sosyalist enternasyonalizmin bayraktarlığını yaptı; ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunan Lenin’e eleştiriler yöneltti. Bir türlü anlaşmayı beceremeyeceği Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ne (SPD) katıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Karl Liebknecht ile sonradan Alman Komünist Partisi’ne dönüşecek olan Spartakist Birliğini kurdu. Eylemler, sürgünler, hapis cezalarıyla dolu yaşamı 1919 yılında sona erdi. Bizzat SPD’nin desteklediği ve sonradan Nasyonal Sosyalistlere evrilecek olan aşırı sağcı Freikorps örgütünün kiralık askerleri tarafından dövülmüş ve sonra vurulmuştu. Cesedi 1 Temmuz tarihinde bir köprünün altında bulundu. 13 Temmuz günü Friedrichsfelde’de benzer şekilde infaz edilen yoldaşı Liebknecht’in yanına defnedildi.

Luxemburg’un okuduğum ilk kitabı arkasında Brecht’in bir şiirinin yer aldığı ve şimdilerde baskısı tükenen Hapishane Mektupları’ydı (Boyut, 1986). İkincisi Kate Evans’ın yenilerde basılan Kızıl Rosa: Rosa Luxemburg’un Resimli Yaşamöyküsü oldu. Kitap yalnızca Luxemburg’un hayatını anlatan bir çizgi-roman değil, daha çok aynı zamanda on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde ve yirminci yüzyılın başlarında Avrupa’da yaşanan siyasi gelişmelerin ve sosyalizm çevrelerinde tartışılan konuların bir özetini de sunuyor aynı zamanda. Evans Luxemburg’u tüm yönleriyle (Fiziksel engeli, Yahudiliği, kadınlığı, aşkları, espritüelliği, kararlılığı) ele alıyor ve bu sayede sağlam bir portre çıkarıyor ortaya.

 

 

kızıl rosa

 

Yazar, çizer ve konuşmacı Kate Evans’ın Kızıl Rosa’dan önce hamilelik, emzirme, iklim değişikliği gibi konularda yazdığı kitapları var. Kitap Verso yayınevinin 2015 tarihli İngilizce baskısından çevrilmiş. Sıcağı sıcağına bir çeviri anlayacağınız. Bu sıcaklık kitabı yazan ve resimleyen Evans’ın Luxemburg’un görüşlerinin ne denli güncel olduğunu yer yer vurgulamasından ve anlatılan hikâyenin pek de değişmediğini hatırlatmasından da anlaşılabilir. Örneğin Luxemburg’un revizyonist Eduard Bernstein’la girdiği polemik: Kapitalist sistemin çelişkilerinin sanıldığı gibi keskinleşmediğini, sistem içindeki bankalar ve şirketler gibi kurumlarca dizginlendiğini, dolayısıyla kapitalizmin alaşağı edilmesinin gerekmediğini ve işçi sınıfının ona uyum sağlanabileceğini ileri sürer Bernstein. Evans Bernstein’ın savlarını kredi kavramı üzerinden çürüten Luxemburg’un bu polemikteki öngörülerinin ne denli yerinde ve hâlâ geçerli olduğunu söylüyor. Luxemburg’a göre kredi kapitalizmin ateşini canlandırmaktan öte bir işlev taşımaz; dolayısıyla var olan sistemin işçi sınıfının lehine evrileceğini düşünmek saflıktır.  Evans işte tam bu noktada 2008 yılında Amerika’da patlak veren ve bütün dünyayı bir yangın gibi saran ekonomik krizin bizzat Bernstein’ın işaret ettiği konut kredileri, sigorta şirketleri ve bankalar aracılığıyla patlak verdiğini ve bunu Luxemburg’un öngörüsünün bir kanıtı olduğunu belirtir.

Kitabı sıradan bir çizgi-roman olmaktan kurtaran unsurlardan biri de yapıtın içinde Luxemburg’un yazılarından, mektuplarından ödünç alınan kısımların italikle belirtilmesi. Bu yönüyle kitap hem Luxemburg’la ilk kez tanışacak olan okurlara keyifli, sürükleyici ve öğretici bir giriş hem de onu hâlihazırda tanıyanlar için görsel tatlar sunuyor.

Kızıl Rosa’nın sonunda yaklaşık 30 sayfalık bir notlar kısmı yer alıyor. Luxemburg’u tanıyanlar notlara bakmaya pek ihtiyaç duymayabilir;  ancak söylemeden geçmeyelim: bu notlar Luxemburg’un yaşamından ve metinlerinden çarpıcı bölümler içeriyor. Notların ardından Paul Buhle’nin kaleme aldığı ‘Sonsöz’ ölümünden sonra Luxemburg’un nasıl yorumlandığını, çarpıtıldığını, bir yerlere çekildiğini ve yeniden nasıl dirildiğini ve eko-feminizmden antimilitarizme kadar uzanan farklı disiplinlerle yakınlığının nasıl keşfedildiğinin öyküsünü anlatıyor. Kitabın sonunda kısa bir kaynakça bölümü ise Rosa Luxemburg üzerine yazılmış kitaplara ilişkin bilgiler yer alıyor.

Görsel açıdan Evans çizim ve desenlerin sayfa düzenini sürekli değiştiriyor ve sürprizlerle dolu bir görsel etki yaratıyor. Örneğin sayfa 24-25’te Luxemburg’un penceresinden dışarı baktığında gördüklerini betimlediği sayfa pencerelerle örülü, okur bu sayede Luxemburg’un gözüyle dışarıyı dikizliyor. Rusya’daki 1905 isyanının yarattığı kargaşa bir fırtına ya da girdap görünümünde resmedilmiş. Sayfa 73’te Polonya’daki grevden önceki benzer eylemlerin çizimi dantelli bir kumaşı andırıyor.  Yine sayfa 74’de Luxemburg’un devrimci kuramının (eklenen, kesilip biçilen, yeniden yerleştirilen, esnek ve estetik bir yöntem) bir kırkyama olarak resmedildiği sayfalar sosyalist kuramda feminist ya da kadınsı bakışa ya da bu bakışın olanaklılığına bir şapka çıkarma olarak görülebilir. Özellikle hapishane mektuplarının yer aldığı bölümler ve onlara eşlik eden çizimler birer şaheser!

Yazar/çizer Evans zekice bir üst kurmaca manevrasıyla kendi kitabının içine sızıveriyor ve Luxemburg’un “Kapitalizmin hiç durmadan büyümesi nasıl mümkün oluyor?” sorusuna küreselleşmiş günümüz dünyasından bakarak yanıtlar veriyor (s. 101). Luxemburg ilerleyen sayfalarda bu sorunun yanıtını verecektir. Ama bu yanıtın ne olduğunu söylemek filmin sonunu söylemeye benzediği için burada yazmıyorum. Gidin ve kitabı satın alın.  Sırf bunun için değil elbette, Marksist bir kadının yaşamı bir kadın çizer tarafından, erkek-egemen kalıpların tuzaklarına düşmeden, kadınlık ve cinsiyet unsurları görmezden gelinmeden resmedilip anlatıldığı için.

Kitabın çevirmeni Devrim Kılıçer işin üstesinden başarıyla kalkmış bence; metnin haşarı ve muzip yönlerini erek dilde yeniden yaratan, zevkle okunan, renkli bir çeviri ortaya koymuş. Benzer bir tebrik kitabı yayına hazırlayan Süreyya Karacabey’e ve Epos Yayınları’na gitsin. Kızıl Rosa gibi keyifli, ufuk açıcı ve özenli görsel kitapların devamının gelmesi dileğiyle.

Unutmadan: Kapağa dikkatle bakın. Yakından.