Kızıl Damga: Romanın Ergenliği

‘Kızıl Damga’ bir ergen gibi, bir ergen kadar eşiktedir.

19. yüzyıl Anglosakson romanının ergenlik çağıdır. 18. yüzyılda doğan roman bir yüzyıl kadar çocukluk yaşadıktan sonra ergenliğe girmiş, yaklaşık bir yüzyıl sonra da, artık sadece roman, başka bir şey değil de roman olduğunu ilan ettiğinde, yetişkinliğe adım atmıştır. Roman tarihine böyle bakıldığında Nathaniel Hawthorne’un Kızıl Damga’sı (The Scarlet Letter) 19. yüzyıl Amerikan edebiyatının en ilginç romanıdır çünkü ergenlikle özdeşleştirebileceğimiz eşiktelik (liminality) durumuna çok iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Eşiktelik, antropolojide kullanılan bilimsel bir terimdir ve geçiş ritüellerin orta kısmındaki katılımcıların durumunu anlatmak için kullanılır. Bir ritüelin orta kısmına ulaşan katılımcı henüz o ritüelle elde edeceği kimliğe ya da duruma ulaşamamıştır ama ritüel öncesi kimliğini terk etmiştir. Önceki kimliğine ait ayrıcalık ve sorumlulukları arkada bırakmıştır ama yeni kimliğinin getirilerini elde edememiştir. Daha açık anlatırsak, eşiktelik ergenliğe eştir; ergen artık çocuk değildir ama henüz yetişkin de değildir. Çocuk olmanın getirdiği bazı imtiyazları arkasında bırakmıştır ama yetişkin olmanın getireceği avantaj ve sorumluluklara henüz zaman vardır. İşte Kızıl Damga da bir ergen gibi, bir ergen kadar eşiktedir.

Kızıl Damga’nın durduğu eşiğin ötesi ve berisi, içerisi ve dışarısı farklı şekillerde tanımlanabilir. Öte-beri tartışmasına kitabın ya da metnin ontolojisiyle başlayabiliriz. Kızıl Damga aslında iki temel bölümden oluşur. Hawthorne öyküye giriş olarak yazdığı “Gümrük Dairesi” bölümünde, kendi deyişiyle okurlarla sohbet eder. Yazar yazmaya bir süre ara verip gümrük müdürlüğünde çalışmıştır. Sohbetinde gümrük dairesinde müdür olarak geçirdiği üç yılda edindiği iş arkadaşlarından, anayurdu olan Salem’le ilgili görüşlerine kadar geniş bir spektrumdan ve son olarak Kızıl Damga’nın kaynağından bahseder.

Anlattığına göre, kendinden önceki müdür tarihe meraklıdır ve ofisinde ondan kalma bazı resmi olmayan belgeler vardır. Bu belgelerin arasında “sararmış ve yıpranmış bir parşömen kâğıdına sarılmış bir paket” (35) bulur. Bu paketten yere üstünde altın sırmayla işlenmiş bir A harfi olan kırmızı bir kumaş parçası düşer. Pakette ayrıca tarihe meraklı müdürün kendi el yazısıyla yazdığı ve 17. yüzyılın ikinci yarısında Salem’de yaşamış olan Hester Prynne adlı bir kadının hikâyesini anlatan sayfalar vardır.

Hester, zina suçu işlediği için bütün ömrü boyunca göğsünde bir A harfi taşımak ve suçunun utancını sürekli yaşamakla cezalandırılmıştır. Roman başladığında Hester muhtemelen yargılama sürecinde kaldığı hapishaneden çıkmak üzeredir. Bu anın öncesine dair çok az şey anlatılır romanda; ancak anlaşıldığı kadarıyla, Hester, Avrupa’dan Amerika’ya gelip, kendisine sonradan katılacak olan kocasını beklemeye başlamıştır. Kocası yıllarca gelmez. Hester bu arada ayrıntılarını bilmediğimiz gizli bir ilişki yaşar; ta ki hamile olduğu ortaya çıkana kadar.

17. yüzyılda zina sadece bir günah değil, suçtur da; Hester yargılanır ve göğsünde İngilizce’deki zina kelimesinin (adultery) baş harfini, herkes bilsin ve kendisini hor görsün diye sürekli taşımakla cezalandırılır. Hester Salem’de yaşamaya devam eder; toplumla ilişkileri çok az olsa da dikiş ve işleme yaparak kızı Pearl’e bakmakla kalmaz, başı sıkışan herkesin yardımına koşar. Özellikle hastalara yardım eden gönüllü bir hemşire haline gelir. Zamanla halkın gözünde, İngilizce’de zinanın karşılığı adultery’i simgeleyen ve Hester’ın hep göğsünde taşıdığı A harfi, able (yetkin, muktedir) ve admiration (hayranlık) kelimelerini simgeler olur. Romanın ortalarında Hester’ın günahına ortak olan kişinin, kasabanın çok sevilen simalarından Rahip Dimmesdale olduğunu öğreniriz. Vicdan azabının pençesinde günden güne solan rahip, son anlarında halkın önünde günahını itiraf eder ve ölür. Hester ve kızı Pearl, Salem’i terk ederler. Hester yıllar sonra geri döner ve hayatını bir azize olarak sürdürmeye, çevresindeki insanlara yardım etmeye devam eder.

Hawthorne’a bakacak olursak Kızıl Damga gerçekleri yansıtmaktadır. Geçmişte yaşamış birinin hikâyesini anlatmaktadır, belgelere dayanmaktadır ki eski müdürden kalmış olan belgeleri Essex Tarih Kurumu’na bağışlamayı düşünmektedir. Eski müdürün Hester’la ilgili yazdıkları ve kırmızı işlemeli harf hâlâ kendisindedir ve bunları ilgilenenlerle paylaşmaya hazırdır. Görüldüğü üzere Hawthorne bir yandan gerçeklik iddiasındadır; hikâye kendi kurgusu değildir, önceki müdürün el yazısıyla yazdığı belgelere dayanmaktadır.

Öte andan yine giriş yazısında, romanı yazarken kendini elindeki belgelerle kısıtlamadığını itiraf eder. “…Öyküyü hazırlayıp geliştirirken… anlattığım her şey doğrudan kendi imgelemimden çıkmışçasına özgür davrandım” (38) der ve itirafını sonuçlandırır: “Belirtmeye çalıştığım, yazdığım öykünün ana hatlarıyla gerçeklere dayandığıdır” (38).

Metnin ontolojisi, dolayısıyla, tam anlamıyla eşiktedir: metin hem bir romandır, hem de tarih.

Kızıl Damga tarihi roman olarak nitelenebilse de romanın asıl konusunu oluşturan Hester ve Dimmesdale kurgusaldır. Dönemin valisi ve önemli birkaç din adamı dışında gerçek tarihten alınmış kimse yoktur. Metnin dayandığı iddia edilen bazı belgelerin olduğunu kabul etsek bile, sadece ana hatların gerçeğe dayandığını yazar kendisi söylemektedir. Yazar aksini iddia etmiş olsaydı da bir şey elde edemezdi çünkü Kızıl Damga bir romanstır ve 19. yüzyılda yazılan bir romans, bu kez de anakronikliğiyle eşiktedir.

Hawthorne 1850’de Kızıl Damga’yı yayınlandığında daha çok bir romans yazarı olarak biliniyordu. Romansla kastedilen kral ve kraliçelerin boy gösterdiği, şövalyelerin ejderhalarla dövüştüğü, daha çok Orta Çağ ile özdeşleştirilen anlatılar değilse de doğaüstü unsurları ve gündelik akılla açıklanamayan fenomenleri içeren metinlerdir. Epik ve romans gibi doğaüstü unsurlar içeren türler, romanın ortaya çıkmasıyla çağdışı kalmıştır ama 19. yüzyılda, bir önceki yüzyılın aşırı akılcılığına bir tepki olarak doğaüstüne bir geri dönüş yaşanmıştır. Romans, santimantal roman ve gotik roman, bir yanıyla roman oldukları için yeni bir biçimi temsil etmektedirler ama bir yandan da akılcılık öncesi gelenekleri kullanarak bir geriye dönüşü imlemektedir.

Bu gözle baktığımızda, Kızıl Damga eski ve yeni olma arasında yer almaktadır. Romanda kayda değer derecede doğaüstü unsur vardır. Sürekli vicdan azabının ve suçluluk psikolojisinin pençesinde olan erkek karakterin göğsünde kendi kendine, A harfi şeklinde bir yara oluşur. Aynı A şekli Hester, Dimmesdale ve kızları Pearl’ün bir arada olduğu bir an, o esnada kayan bir yıldızın marifetiyle gökyüzünde belirir. Sürekli elflere, cinlere ya da kuşlara benzetilen Pearl ormanda kendi başına oynarken, çevresindeki yabani hayvanlar hiç rahatsız olmaz, sanki küçük kız kendilerinden biriymişçesine rahatlarına bakarlar. Romandaki doğaüstü olaylar öykünün dışına taşıp, giriş bölümündeki Hawthorn’un bile başına gelir. Hawthorne, Hester’ın yıllar önce taşıdığı kızıl damgayı bulduğunda, ne olduğundan habersiz ve istemsizce, harfi göğsüne bastırır ve göğsünde ani bir yanma hisseder, titrer ve harf elinden düşüverir. Anlatıcı bu olağanüstü olayı “-evet sayın okurum alay edip gülebilirsiniz ama [bana] inanmalısınız” (37) diye anlatır.

Hawthorne doğaüstü unsurlara yaslanarak arkaik bir metin yazmıştır. 19 yüzyılda elbette romantizmin etkisi ve Akıl Çağı’na olan tepkiyle duygusal olana, akıl dışı olana doğru bir yöneliş olmuştur ama bir önceki yüzyıldan beri yeni bir edebiyat türü olan roman büyüye ve doğaüstüne çoktan sırtını çevirmiştir. Hawthorne romanının anakronikliğini daha da artırmak için, bir başka eski geleneği kullanıp çoğu karakterine alegorik isimler vermiştir. Hester, Farsça yıldız demek olan Sitare kelimesinden gelen Ester isminden türemiştir. Hester bir yıldız ama düşmüş bir yıldızdır. Toplumun bir kısmı onu zinacı olarak damgalarken bir başka kısmı yardımsever biri olarak görmektedir. Bu karmaşık özellikleriyle ne tam olarak eşiğin bu tarafında ne de diğer tarafındadır. Tıpkı romanın kötü kişisi Chillingworth gibi. Chillingworth gerçek kimliğini Salem halkına asla açıklamasa da Hester’ın kocasıdır ve sırf karısının günahına eşlik eden adamı bulmak için Salem’de yaşar. Donan, donduran ya da ürperten değer diye çevrilebilecek bir isimdir Chillingworth. Kendisi simyaya meraklı bir doktordur ama halk arasında büyücü olduğu konuşulur. Kötüdür ama adildir. İntikam almak için yapmayacağı şey yoktur ama işlerin geldiği noktada kendisinin de Hester kadar suçlu olduğunu kabul eder. Kısaca hem ismiyle, hem de kişiliğiyle eşikte olan bir karakterdir Chillingworth.

Hawthorne sanki özellikle eşikte olan bir roman yazmak istercesine, doğaüstü ve alegorik unsurları psikolojik derinlikle dengelemiştir. Hawthorne, Kızıl Damga’da okuru korkutma veya heyecanlandırma isteğinde değildir; doğaüstü unsurları bu amaçla kullanmamıştır. Çoğu doğaüstü unsur, karakterlerin ruh halini daha iyi ortaya koymak için kullanılmıştır. Dimmesdale’in göğsünde kendi kendine ortaya çıkan A şeklindeki yara, aslında rahibin geceleri kendini, vicdan azabıyla, gizli gizli kırbaçlamasından farklı değildir. Pearl’ün hayvanların arasında, insanların arasında olduğundan daha rahat etmesi aslında yine onun kimliğiyle ilgilidir. Ayrıca roman olaydan çok karaktere yoğunlaşarak, karakterin psikolojik incelemesini önceleyen modernizmi müjdelemektedir. Orta Çağ ve 20. yüzyıl anlatıları arasında gidip gelen bir sarkaç olması itibariyle de eşikte olan bir romandır Kızıl Damga.

Romandaki daha pek çok unsuru eşiktelik kavramıyla ele alabiliriz. Son olarak ana karakterler Hester ve Dimmesdale’den bahseredek bitirelim. Tipik romans anlatılarında erkek karakterin kurtarıcı olması, kadın karakterin ise kurtarıcıya ihtiyaç duyması gerekmektedir. Şövalye ejderhayı öldürüp kulede hapis olan kadını kurtarmalıdır. Dolayısıyla romanslar erkek anlatılarıdır. Romanda işler tam böyle yürümez. Hester kurtarıcıya muhtaçtır ve Dimmesdale iki kez Hester’a önemli bir yardımda bulunur.

Ancak, Hester pek çok sebeple Dimmesdale’den daha önemli bir karakterdir ve roman çoğunlukla Hester’a odaklanmıştır. Kızıl Damga bir kadın anlatısıdır. Üstelik bu kadın, toplumdaki diğer kadınlardan farklı bir kadındır. Aşkı uğruna en büyük günahlardan birini işlemekten geri durmamış, yaptığının günah olduğunu kabul etse bile, taşımak zorunda olduğu damgayı gizlemek bir yana, en çarpıcı renkleri kullanarak kendisi işlemiş ve göğsünde bir madalya gibi taşımıştır. Anarşist ya da feminist olduğunu söylemek zor çünkü yaptığı şeyin günah olduğunu düşünerek aslında toplum değerlerine teslim olmuştur. Ama aynı zamanda, günün Amerikan ve Avrupa toplumunda kadının ezilmişliğini dile getiren bir kadındır. Kadın ve erkeklerin toplumda eşit olmaları için bütün uygarlığın yıkılması, sonra yeniden yapılması, erkeklerin “doğal karşılanan bir takım alışkanlıklarının” (164) değişmesi ve en sonunda da kadınların tamamen değişmesi gerektiğine inanır Hester. Belki de bu yüzden direnme gücünü, mücadele hırsını hiç kaybetmez. Dimmesdale’le konuşabildiği ender anların birinde onunla başka bir ülkeye kaçabileceklerini söyler. Güçsüz olduğunu itiraf eden Dimmesdale, “Sen güçlüsün Hester. Benim için de düşün, benim için de karar ver” (195) diyerek bütün kararları almayı Hester’a bırakır. Bu bağlamda, Hester ve Dimmesdale toplumsal cinsiyet rolleri açısından da eşiktedirler. Toplumca öngörülen rollerle tam olarak örtüşememektedirler.

Sonuç olarak, Kızıl Damga olduğu şeyden çok olabileceği şeyler yüzünden, daha henüz rüştünü ispatlamasa da romanın rüştünü ispatladığında yapabileceklerine dair verdiği müjdeler sebebiyle önemli bir romandır. Feminist romanın ve modernist romanın öncülü olarak okunabilir. Hem gerçeklikle bağlantısı açısından hem de tür özellikleriyle belli bir kategoriye girmeyi reddettiği için postmodern romanla bile bağlantılandırılabilir. Hiçbir sebeple değilse bile bu sebeple okunmalı ya da yeniden okunmalıdır Kızıl Damga.

Notlar

Not 1: Eğer romanın 1995 yapımı (Yön. Roland Joffe) filmini izlediyseniz, romanı okurken çok şaşıracaksınız. Bence Hawthorne’un en çarpıcı ve devrimci tercihi öyküyü Hester’ın cezasının başlamasıyla başlatması ve hiç geri dönüş yapmaması. Hester ve Dimmesadale aşkının nerede nasıl başladığını, nasıl yaşandığını, tarafların yıllar boyunca neden hiçbir araya gelmediklerini ve o ilişkiye dair pek çok benzer şeyi hiçbir zaman öğrenmiyoruz. Kızıl Damga, aslında isminden de anlaşılacağı gibi, aşka değil de cezaya odaklanan bir roman. Her romanın baştan başlayıp sonuna doğru kronolojik bir düzende ilerlediği bir çağda, Hawthorne’un yaptığı cesaret ister.

Not 2: Eğer romanı okuyacak ya da bir daha okuyacak olursanız, Pearl için kullanılan benzetmeleri ve metaforları bir kenara yazın.

Not 3: Ana akım okur için yazan bir 19 yüzyıl yazarının, hem de Salem gibi tutucu bir yerde yaşayan birinin zinayı savunabilmesi mümkün değildir. Kişisel olarak savunsa bile bunu dillendirmesi, kitap haline getirmesi mümkün değildir. Roman aşkın günahtan daha güçlü, ikiyüzlülüğün ve bağnazlığın da zinadan daha büyük bir günah olduğunu gösteriyor bize.

Not 4: Kızıl Damga’nın üstüne Fransız Teğmen’in Kadını çok iyi gider.

Not 5: Alıntılar Bilge Kültür Sanat Yayınevi’nden 2015 yılında çıkan Utku İlban Coşkunoğlu çevirisinden.