KHK’lar, Lastikler, Ağaçlar ve Hayır

…kadınların kahkahalarını soldurduğunuz için, inşaat iskelelerinden düşerek ölen üniversite öğrencileri, madenlerde ölüme bırakılan işçiler için, zehirlediğiniz havamız, suyumuz için, ateşin, suyun ve toprağın hakkı için, bütün kurbanlar için HAYIR.

Prolog

Çok tuhaf zamanlardan geçiyorduk, yaşlı bir kadını karşıdan karşıya geçirmek bile örgütlü suçlar hanesine yazılıyor, eve arka sokakları dolanarak gitmek illegal çalışma, caddelerden düz yürüyüş, alenen devlete saldırı olarak algılanıyordu. Kiramen Katibin Melekleri gibi bizimle çok yakın bir ilişkiye geçmişti devlet.

“O daha çocuk, ağır cezayla yargılayamazsın, sokak ortasında sırf gösteri yaptı diye insanları vuramazsın, bir toplumsal organizasyonun başısın, alemlerin kralı değilsin, önüne gelenin canını yakıp sonra da suçluydu diyemezsin” dediğimizde ve bu demelerin hakkını, insanlığın yüzyıllarca biriktirdiği ortak doğrular kitabından aldığımızı söylediğimizde, bu kez dönüp önce yüzümüze biber gazı sıkmaya sonra da suçlamaya başlamışlardı.

Gerçekten çok öfkelenmiştim, “offf diye bağırdım, hem aleni ziyanlık işle [1], hem de ziyanlık tespiti yapanları mahkum et, bu devlet ergen.” Şimdi ben hayatımdaki ergen yetişkinlerle daha başa çıkamamışken, bu örgütlü-kurumsal kimliğe sahip ergenlikle ne yapacaktım. -üstelik hapishanelerde çocuklar dövülüyorken, ülkenin doğusunda sivil halka devletin gücü kızgın damgalarla gösteriliyorken, çocuklar sokakta kalan annelerinin yarasına, ölene kadar baktırılıyorken, kent merkezlerinde üç kişi toplanıp “azcık şurada durabilir miyiz, biz de yurttaşız” dediklerinde yoğun bir gaz bulutuyla yok ediliyorken- ne yapacaktım. Herkes suçluydu, herkes aniden terör sevdalısı -niyeyse manyak mıydı- ilan edilmiş ve en yalın hümanist talepler bile Yurttaş Kane’in havasından, Kore-Hint ortak yapımı bir vampir filminin atmosferine dönüşmüştü. “Anayasal hakkımı kullanıyorum” cümlesi de eski yapım bir amerikan filminden kalmış bayat bir repliğe dönüşmüş, kendi devletine “azcık yavaş, o öldürülenler sivil” demeye çalışan bir metne atılan imza da aniden cumhuriyet tarihinin görüp görebileceği en korkunç ihanet olmuştu. Bu manzaraya yıllardır düşman, hain kelimeleriyle terbiye edile edile, alıştığı gramerin dışında kurulan her cümleye sapma olarak bakan, girdiği her rorschach testindeki şekilleri balta, bıçak, ip ve satır olarak gören ‘seçkin kitle’ eklenince, aksi kanıtlanana kadar her yurttaş teröristtir, yargısına ulaşılacak, bütün yasalar –yerçekimi de dahil- valilik izniyle mümkün kılınacaktı: “ikinci bir emre kadar elmanın ağaçtan düşmesini yasaklıyoruz.”

Şöyle ortasına sevinçle koşabildiğimiz bir meydan bırakmadığınız için HAYIR hep duvar diplerinde durup başkalarının ölümünü seyrederek geçen ömrümüz için HAYIR neşesini yitirmiş kentlerin içinden korkuyla yürüdüğümüz için, bir köşede durup sessizce işini geri isteyenleri her gün dövdüğünüz için HAYIR  hiç bir canlıyı incitmemiş insanları suçlayıp, hayatlarını cehenneme çevirdiğiniz için HAYIR Suriyeli dilencilerle göz göze gelmemek için hep gökyüzüne baktığımız için HAYIR yağmurdan sonra çimen kokusu almadığımız yerler için HAYIR incittiğiniz hayvanlar, ağlattığınız ağaçlar için HAYIR kentsel dönüşümle betona kestiğiniz ülke için, canı çok yanmışların hakkı için, cumartesi anneleri için, herkesi birbirine düşman ettiğiniz için, şurada usulca yaşayalım diyenleri, bırakın kendi dilimde sadece dua ediyorum diyenleri hep ağlattığınız için, yüreği sadece kinle dolu çocuklar büyüsün diye uğraştığınız için, çıkar ve işbirliği duygusunu vefanın ve paylaşımın yerine koyduğunuz için, ortak aklı hep küçümsediğiniz için, balkonuma eğilen ceviz ağacının betona kesen kökleri için, uzak bir geçmişin bütün günahlarını üzerimize tarih diye boca ettiğiniz için, kadınların kahkahalarını soldurduğunuz için, sabahları kurşuni bir ağırlığa uyandığımız için, inşaat iskelelerinden düşerek ölen üniversite öğrencileri, madenlerde ölüme bırakılan işçiler için, zehirlediğiniz havamız, suyumuz için, ateşin, suyun ve toprağın hakkı için, bütün kurbanlar için HAYIR

Epilog

Şimdi ne iş yapıyorsun diyenlere, “bir devlet üniversitesinde çalışıyorum” diyemiyorum. Ağaçtaki elmanın düşmesini bekliyor, aslında profesörlük beklerken kış lastiği mecburiyeti getiren khk’dan önceki khk ile atılmamın sebebini soranlara, soğuklarda önü açık paltoyla dolaştığım için, parklarda asla doğru konuma inşa edilmeyen yürüme yollarını takip etmediğim için, belki de Miray bebek dünyadan giderken hep birlikte, yüksek sesle ağlamadığınız için diyorum.

Notlar:

[1] üzüm ve diğer şeyler’de ryuk’un sözü

* Yazarın niyetine sadık kalarak yazım ve noktalama tercihlerine müdahalede bulunmadık – Post.