Kanamak, Kanmamanın Kefaretidir

Nuri Battal resimlerinde şeyler sanat ile felsefe arasında bir yerde durmaktadır. Herhangi bir şeyin imgesi ile kavramı aynı anda alımlandığında bütün şeyler dile gelir. Bu resimlerde dil, etin kırbacıdır; yazıyı şaklatan tendir.

Dil bedene sesle bağlanır; uçlarda incelir dil. Peki ya dil bedenden koparak kendi merkezine kıvrıldığında ne olur? Dilin bedenden kopuşu olaydır ve bu olay oluşun imgesi kanamaktır. Ve fakat kanayan nedir; dil mi, beden mi? Başka bir deyişle, kanamanın bir dili ve bedeni var mıdır? Varsa bunun sesi veya imgesi bir sanat nesnesine nasıl dönüşür?

Kanamanın dili ile kanmamanın bedeni arasında gerçekleşen karşılaşma, sanat nesnesinin peydahlandığı zaman-mekân aralığıdır; oluşlar ve akışlar bu aralıkta parlayıp söner. Sanatçı, akışın kalbinde beliren bu anları çekip alır; biçim ve nesne sunar o anların kavramlarına. Sanat nesnesinin varlık tarzının, kıyısını sırtında taşıyan akışlara meyletmesi bu yüzdendir.

Ressam Nuri Battal, şu sıralar “Kanıyorum” adlı kişisel resim sergisine hazırlanıyor. “Kanıyorum”da göreceğiniz resimlerde beliren kopuşlar ve yiten tutunmalar resme öncül olan paradigmayı mırıldanıyor. Bu soyut resimler, öncesindeki bir algının maddileşmesi olarak zuhur etmiş. Kıvrılan akışlar, kanamanın her anında kendi rengini salgılayarak kaynağındaki bedensel varoluşu çınlatıyor. Dilin dili olarak şiirsel kavrayışta yol alan bir kavramın, yani kanamanın harfsiz kelimeleri, zihnin sancısını nesneler dünyasına tercüme ediyor. Zamanın mekânı olarak devinimde boyanın örtemediği biçimler, fırçanın sertliğini yadırgamaktadır. Açılan kıvrımlar ve boyanın kazınması, pürüzsüz bir dünyanın mekân kavrayışına reddiye kabilinden bir kalkışma ve arayışın nesnesini ifşa ediyor. Reddiye, arayışın resmedilmesine dönüşerek mahremiyetin öznelliğini bir leke ve iz olarak serimliyor. Işığın kendi doğasına başkaldırısı olarak dindirdiği bir zonklama anında göz kırpıyor; içe doğru açılmanın ve dışa doğru kapanmanın eleştirisi olarak bir başka öznelliğin embriyosu mayalanıyor.

Kendi içinde sürtünmeleri kışkırtan bir dengedir bu resimlerde izi sürülen. Denge, kendini bütün karşıt kuvvetlere açarak sağlanmış. Oluşun formu farklı anlarda yakalanarak, zamanın mekânsız düşünümlerini kışkırtıyor; bittikleri yerde başlayacak olanın uğultusunu hissettiriyor bu resimler.

Oyuklarda eriyen renkler, mekânda yiten zaman ve cümlesini yırtan harfler; yaşamın teolojik kutuplarını aynı anda görmenin imkânlarını kışkırtmak içindir. İki boyutlu bir mekân olan resim, varlık taşması olarak dilin dilsel olmayan doğasına nesnel bir varlık kipi bahşeder. Bunun kefareti, kefaretin hakikatini temsil etmeye meyleden sanatın kendi bedenini sürükleyecek rüzgârın yönünü ve şiddetini salgılamaktadır. Bu edim, sanatın ürküntü veren mevcudiyetinin, bütün gizemlerin ve bilinmezliklerin kalbinde parıldamasına teşnedir.

Nuri Battal, kendi bedeninin kanamasına kulak kesilip kanın bedenden uzaklaştıkça kan olmaktan da uzaklaştığını görmüş belli ki. Bu görü, onun resimlerine kanmamın mekânı oldu benim için. Kanamak, kanmamanın kefaretidir belli ki. Akıl kanmadığında kanar; akla kanmayan yaşamın kefareti de dile yerleşmek isteyen yaşamın bedensel oluşudur. Aklın kanaması bedende vuku bulan bir olaydır; bedenin öznellik sancısıdır. Aklın sancısı, bedende zonklayan bütün bir varoluş momentidir. Varlık akışa kazınmış, boşluğa yontulmuştur.

Dilin bedenden kopup kendi merkezine kıvrılması, yaşamın bedensel oluşunu tazeler. Dil bedenin kanamasında yeniden salgılanır. Bu, doğurgan bir yıkımdır ve yıkımdan sağ çıkan imge, yıkımın imgesidir. Esrarlı olan, görünür olandır; beyhude uğuldar derinlik ve de ümitsizce fısıldar anlam, salt görünür olmak için. Bu, trajiktir ve temsil edilemez; temsille arasına ironi girer. İroni trajik olanı maskeler; imkânsızdır sanatta trajik olana varan bir görü. Budur sanatın trajedisi! Boşluğun deneyimlenemez, kat edilemez ve içerilemez türden yapısızlığında gözünü açan birinin, gözleri kapalıyken gördüğünden daha azını görme ürküntüsüdür bu. Boşluğun bir parçasından söz edemeyiz; parça boşluğun ihlali, iptalidir. Parça maskedir; ardında uğuldayan boşluğun sığıp akabileceği bir yatak bahşeder.

İndirgenemez bir boşluğun soğurduğu ufku, bir kaygı ve ürküntü mekânı olmaktan alıp, var olmayan şeylerin mevcudiyetinden beslenen umudun ve neşenin fışkırdığı bir kaynağa dönüştürmek; işte bu soydan bir öznelliğin zuhur edeceği olaydır bu resimlerde kanayan. Böylesi bir olay, oluştan damıtılan bu bilme biçimi bize tuhaf şeyler fısıldar: Boşluk biçimsizdir ve hep dışarıdadır, deneyimlenemez; deneyimlendiğinde o artık boş değildir. Deneyimlenen varlık alanı, boşluğun kat edilemez varlığına yaslanır.

Her biçimin meylettiği bir kavram, nesne ve mekân vardır. Bu açıklıkta kavramlar, nesneler ve biçimler geometriktir; benzerlik ve fark, yüzeyin nasıl kuşatılacağına da işaret eder. Bu yönüyle Nuri Battal’ın resimlerinden boşalan akışlar yönünü ve biçimini ararken, kendi birikme hikâyesi de peçesini açmaktadır. Bu bir cüret işidir; korkmaya cüret etmek ve cüret etmekten korkmak karışır bu akışlarda. Bu, mekânın duygusal açınımıdır. Mekânın duygusallığı, zamanın bedenine kucak açar; ve de renklerin geometriye bulaşan aklı serpilir arzuladığı bedenlerde. Beliren kayboluşlar, kendi ötesini görünür kılan karanlık, görüntülerin tufanına barikat olan ışık; her dönüşü jesti aşan sanrılar; hep ilk kez olurcasına tekrar eder fark…

Bedenlere kök salmış düşünceler geometrik şeylerdir; biçimsel ve yüzeyseldirler; duygulara nesne, nesnelere duygu bahşederler. Derinlik, yüzeyin bakışımızda şaklayan kırbacı, sanatın bir kanatma girişimi olduğunu da söyler peşi sıra. Parçasız doğasıyla boşluk, Nuri Battal’ın resimlerinin parçası olarak kendini nesne kılmıştır. Bütün fark, bu ısrarın tekrarında salgılanır. Artık neredeyse imkânsızdır boşluk çünkü onun izleğinde bakışın yöneldiği her yer/şey merkezdir. Oysaki boşluk merkezsizdir, mevcudiyeti tekinsizdir, belkidir, karanlık kuvvettir; kudretinden taşan zerredir varlık ve zaman.

Düşünce varlıktan kaçamaz (hiçliği düşünürken de); ve/fakat sanattaki düşünceye indirgenemez olan şey, varlığın ufkunu eşik kılmasıdır. Nuri Battal resimlerinde şeyler sanat ile felsefe arasında bir yerde durmaktadır. Herhangi bir şeyin imgesi ile kavramı aynı anda alımlandığında bütün şeyler dile gelir. Bu resimlerde dil, etin kırbacıdır; yazıyı şaklatan tendir.

Not: Nuri Battal’ın sergisi 14 Kasım itibariyle üç hafta boyunca Galerimiz’de olacak.