Kadıköy Ticaret Lisesi Blues (1969, High Quality)

Hâyır, “hâyır”dın. Sözgelimi
çirkin evetlere pankartlar hazırladın.

Hâyır,
kravata saklı sigaralar ve “şey”ler düşerdi durmadan
eşyanın tabiatı işlememeliydi, sözgelimi
Aydın Hoca’nın yanında.

Sen bu müziği yaptın, -hâyır
parmaklarını garipsedin ve TRT ekranlarında
vokalist kadar gözükmedin. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün tüzüğünde
bilmemne lisesinin klavyecisiydin.

Sen çok tehlikeli bir şeyler. Hâyır,
gerekli gereksiz mercilere öznesinden bağımsız
ve öznesine yasaklı şeylerden bahsettin.
Sesi kısman gerekiyordu, “Şimdi nasıl?”dı,
doğumgünüydü, Atatürk’ün gelişiydi, düğündü
ritmsizlerin vakti gelmiş öğle paydosunu görmezden gelebilirdin
öğretmenler odasında sözleri idrak edebilen biri bile varsa eğer.

İki bagetten dört vuruşluk tokatlar
Hâyır. Burada girmemeliydin ve en büyük endişemiz
bu olmalıydı.
Kireçlerini duvarlarından bir kılçık gibi ayıkladığımız bahçemiz
eski okul/yeni sarmaşık ünvanıyla anılmamalıydı.
Ve sen,
müziğine yalan söylememeliydin.
“korkun benden ve vesikalıklarınızı görmüş, gözü dönmüş halimden”
Korkak bir akorla sonlandırmadan evvel, tüzüğü okumamalıydın.

Babanın siniri en haklı hakikatti
Siperdeydi baban: Bıyıklar, umutlar, kumandalar… -“şey”ler zonklardı
düşseydi düşmeseydi düşseydi düşemedi
-kızdıkça kızılana benzeme babalığı, asıl buna çıldırıyordun-
sözgelimi deden, senden sonra tuvalete girdiği zaman
lavanta kolonyasını solumalıydı, sigarayı değil
sigaralardan kocaman bir barikat inşa ettin, titremeliydi dede
İsmet İnönü yoruldu, kumandalar çoğaldı.

Hâyır, “hâyır”dın. Sözgelimi
çirkin evetlere pankartlar hazırladın.
biri gelmeliydi başkalar diyarından
ve sizin okulu seçmeliydi.
“Üç yakışıklı ve muhtemelen Ringo”
“Vicdanlı ve yakışıklı kasketliler”
“Sovyetler Birliği ve diğerleri” ile alçıladığı evinden
-Ah olsaydı müstakil-
-Ah olsaydı yine- yan flütünü kapıverip
acelesi karanfilden, müzik sınıfına koşmalıydı.

Yılmaz hakikat, nadir kolonya, sigaraya başlamamıştın.
Dede, tâlepkar lavabo, lavantalı sansürler -azar!
Dede, yalnızca lavanta, “şey”ler algılayamamaya başlar
ve ölürlerdi
O yaz çok ağladın.

Sen “Hâyır!” dedin, Soner yeni bir pedal aldı.
Şeyler yenilmedi, “halk” tek heceydi, baban küstü.
Baban halkın, annen erzak dolabının nabzına koşarken
annenin barikatı düşüyordu, çöp kovaları taşıdın.

Liselerarası Hafif Batı Müziği Yarışması’nda dördüncü geldiniz.
Öykü bırak yan flütü, ikametini bile değiştirmedi.
Sen “Hâyır!” dedin,
Amon Düül sanıldığı kadar sert müzik yapmıyordu, şeyleri ikna ettin.

“Hâyır”dı,
Sahiden hâyır.