Heykeli Dikilen Yazar: Hagop Baronyan

Bu kitabında İstanbul’un 34 mahallesini gezen Baronyan, okuyucularına İstanbul’un toplu taşımada yaşadığı sorunlardan kadın-erkek ilişkilerine, toplumsal sınıfların farklılıklarının yarattığı sorunlardan başta Ermeniler olmak üzere gayrimüslim cemaatlerin sorunlarına ve yaşamlarına kadar birçok konuyu espirili bir dille anlatıyor.

Son beş yıldır Türkiye’nin kültür ve sanat hayatında devamlı karşımıza çıkan Ermeni bir yazar var. Tiyatro sahnelerinde onun oyunlarını seyrediyoruz, kitapçıların raflarında sıklıkla onun eserlerinin tercümelerini görüyoruz, gazetelerin kitap eklerinde ve dergilerde ona düzülen methiyeleri okuyoruz. Her ne kadar yakın zamanda popüler olmuş bir isimden bahsetsek de esasında söz konusu yazar günümüzden birisi değil, bundan tam 124 yıl önce İstanbul’da hayata gözlerini yuman Hagop Baronyan. Çok değil, bundan beş yıl önce Türkçe literatüre baksaydık Hagop Baronyan hakkında bulacağımız kaynaklar belki de üçü geçmezdi. Fakat bugün, sadece Baronyan’a dair kaynaklara değil onun yazdığı birçok oyun ve romanın tercümelerine bile kolaylıkla ulaşabiliyoruz. 2011 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Şark Dişçisi adlı oyunun büyük ilgiyle karşılanmasının ardından Türkiye’deki modern kültür ve sanat hayatında önemli bir popülerliğe ulaşan Baronyan, hayattayken bu kadar büyük bir ilgi ile karşılaşmamıştı.

 

Hagop Baronyan’ın kısa fakat, bu kısalığa büyük bir tezat oluşturacak nitelikte renkli ve hareketli bir hayatı ve kariyeri vardır. 1842’de Edirneli yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Baronyan, ailesinin durumu nedeniyle iyi bir eğitim alamadı ve küçük yaşta çalışmak zorunda kaldı. Eczane kalfalığından posta memurluğuna, patrikhane katipliğinden muhasebeciliğe ve tiyatro figüranlığından öğretmenliğe kadar birçok işte şansını denedi. Fakat nihayetinde, esas işinin yazarlık olduğuna karar vererek velud fakat zorlu  yazarlık kariyerine başladı. İlk tiyatro eseri İki Efendili Bir Uşak’ı 25 yaşında kaleme alan Baronyan, 24 yıllık yazın hayatı boyunca 10’a yakın tiyatro eseri ile beş roman kaleme aldı ve yine 10’a yakın tiyatro ve edebiyat dergisi yayımladı. Bu dergilerden birçoğunun ömrü, gerek basın sansürü gerekse de maddi yetersizlikler dolayısıyla çok kısa oldu. Fakat 1874-1875 yılları arasında Türkçe ve Ermenice olarak yayınlanan “Tiyatro” ve “Tadron” dergileri, devrinde ses getirdiği gibi sonrasında da tarihçilerin ve araştırmacıların başvurduğu bir kaynak haline geldi.

 

Son beş yılda Hagop Baronyan’ın eserleri büyük bir ilgi ile karşılandı. 2010 yılında Aras Yayınları, Baronyan’ın Şark Dişçisi adlı komedisini tercüme etti. 2011’de ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları, Engin Alkan’ın yönetiminde bu oyunu sahneye koydu. Büyük bir ilgi ile karşılanan ve aylarca kapalı gişe oynanan bu oyun yaklaşık dört sene  sahnede kaldı. 2013 yılında BGST Yayınları Hagop Baronyan’ın Haşmetlu Dilenciler ve Bağdasar Ağpar adlı iki tiyatro oyununu Türkçeye tercüme ederek yayınladı. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro Topluluğu da geçtiğimiz üç yıl boyunca Baronyan’ın çeşitli oyunlarını defalarca sahneledi. Yine 2013 yılında Atatürk Kitaplığı koleksiyonunda bulunan Hagop Baroyan’ın Tiyatro isimli dergisinin tıpkıbasımı bir kitapta toplandı. Ermeni cemaati de bu popülerliğe kayıtsız kalmadı ve Ortaköy Ermeni Kilisesi’nin avlusuna Baronyan’ın bir heykeli dikildi. Şu anda da bazı yayınevleri Baronyan’ın eserlerinin tercümeleri ve Baronyan hakkında yazılmış tezlerin ve araştırmaların çevirisi üzerine çalışıyor.

 

Fakat tüm bu çalışmalara tezat oluşturacak şekilde Baronyan, hayattayken bu kadar popüler ve çok okunan, oyunları sahnelerden inmeyen bir yazar değildi. Mesela Şark Dişçisi, Baronyan hayattayken hiç sahnelenemedi. Dahası, oyunun baskıları da hiç satmış ve Baronyan kendi kitabını kitapçılardan toplamak zorunda kalmıştı. Bunun en büyük nedeni Baronyan’ın iflah olmaz bir hiciv ustası olması ve hem Ermeni cemaatinin hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun önde gelen simalarını açıkça hicvetmesiydi; onların zaaflarını, eksikliklerini kıvrak bir zekanın ürünü olan hiciv yeteneği ile acımasızca taşlıyordu. Hagop Baronyan bu sayede “Ermenilerin Moliere’i” unvanını kazandı fakat taşlamaları neticesinde tüm kapılar yüzüne kapandı ve hiçbir kurumdan en ufak bir yardım göremeyerek zorlu bir hayatın ardından tüberküloz hastalığı nedeniyle 1891 yılında Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde hayata veda etti. Vefat ettiğinde henüz 49 yaşındaydı ve İstanbul’da defnedildiği söylense de bugün kabrinin nerede olduğu dahi bilinmiyor.

 

Son yıllarda Baronyan’ın bu kadar popüler olmasının belki de en büyük nedeni, özellikle Hrant Dink Suikastı’nın ardından Türkiye toplumunun genelinde Ermenilere ve Ermeni kültürüne karşı olan algının ve yaklaşımın değişmesidir. Yıllarca dışlanmış, görmezden gelinmiş ve unutulmaya yüz tutmuş Ermeni kültürü ve edebiyatı son birkaç yıldır başta akademisyenler ve entellektüeller olmak üzere Türkiye’deki kültür ve sanat hayatının gündemine oturmuş vaziyette. Ermenice bilen ve bu kaynakları Türkçe literatüre kazandırabilecek insanların da azalması, verilen değeri bir kat daha arttırıyor. Diğer bir nedense, geçmişiyle bağlarını koparmış ve tekrar bu bağları inşa etmeye çalışan modern Türkiye toplumunun geçmişe karşı gösterdiği romantizm. Baronyan, bugünün insanlarına hiçbir tarih bilgisi gerektirmeden bir buçuk asır öncesinin İstanbul’unu ve genelde Osmanlı, özelde ise Ermeni toplumunun sosyal hayatını espirili bir dille anlatıyor. Bu yüzden eserleri büyük ilgi görüyor ve tarihi olaylardan çok insanların hiç değişmeyen zaaflarına yönelip onları hicveden Baronyan, eserlerinin zamansız olmasını sağlıyor. Bu nedenle Baronyan’ı seyreden yahut okuyan insanlar, genelde konunun hangi tarihte geçtiğini anlayamayıp günümüzden ve kendi hayatlarından ortak noktalar bularak Baronyan’ın eserleriyle bir bağ kurabiliyorlar.

 

Baronyan’ın, Can Yayınları tarafından yayımlanan en son tercümesi, İstanbul Mahalleri’nde Bir Gezinti de bunun en güzel örneklerinden biri. İlk olarak 1880 yılında basılan bu kitap, Baronyan’ın olgunluk döneminde yayımladığı en kuvvetli eserlerinden biri. Nitekim günümüz okuru da kitaba büyük bir ilgi gösterdi ve kitap bir sene içinde üç baskı yaptı. Bu kitabında İstanbul’un 34 mahallesini gezen Baronyan, okuyucularına İstanbul’un toplu taşımada yaşadığı sorunlardan kadın-erkek ilişkilerine, toplumsal sınıfların farklılıklarının yarattığı sorunlardan başta Ermeniler olmak üzere gayrimüslim cemaatlerin sorunlarına ve yaşamlarına kadar birçok konuyu espirili bir dille anlatıyor. Kitabı okuyunca günümüz üzerine düşünmemek elde değil. Bugün yaşadığımız birçok idari ve sosyal sorunun temeline ve geçmişteki yansımalarına şahit olmak, bir taraftan Baronyan’ın keskin zekasına ve hiciv yeteneğine gülümserken diğer taraftan büyük resmi görmek işten bile değil.

 

Birçok mahallede insanların ikiyüzlülüklerini hicveden, bir taraftan dindarlık taslarken diğer taraftan nasıl işaret ettiklerini ve okulların, kiliselerin yönetiminde söz sahibi olabilmek, iktidardan pay alabilmek için nasıl entrikalar çevirdiklerini anlatan Baronyan, Kuzguncuk içinse şunları yazar:

 

“Kuzguncuk İskelesi’ne yanaşmak için, kaptan, gemisini Beylerbeyi’ne yönlendirmek zorundadır. Boğaz akıntısı böyle ister. Kuzguncuk yönüne ilerlerse kendisini Üsküdar’da bulur. Kuzguncuklu bu yoldan gitmeyi kendisine alışkanlık edinmiştir. Kiliseye gitmek için de Beylerbeyi meyhanelerine yöneltir yolunu, zira adımları kendiliğinden meyhaneleri bulur. Kararların da kendi akıntıları var.

 

Tanrı kutsasın, hiç kavga olmaz okul için. Çok şükür, nihayet okulunda kavga olmayan bir mahalle gördük. Yaşasın Kuzguncuklu! Kuzguncukluya bir rakı gönder benden!.. Evet, Kuzguncuk’ta hiç kavga olmaz okul için… Nedenini tahmin edebilirsiniz. Size nasıl söylesem ki… Kuzguncuk’ta okul yok.”

 

Kitabın ilk baskısındaki mevcut çeşitli tercüme ve anlam hataları diğer baskılarda düzeltilmiş. Bununla beraber Türkçe metin, Baronyan’ın kıvrak dilini tam anlamıyla karşılamıyor ve zaman zaman duraksayan, daha tutuk bir Türkçesi var. Fakat ne olursa olsun yayınevlerinin Ermenice, Rumca, İbranice gibi artık Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuş dillerden tercümeleri desteklemesi önemli ve takdir edilesi bir durum. Ayrıca, şükürler olsun ki Baronyan’ın kitabı Can Yayınları’nın kitap kapaklarını düzenleme kararından sonra,19. yüzyıldan güzel bir İstanbul Panaroması ile yayımlandı. Böylece Hagop Baronyan’ın İstanbul Mahalleri’nde Bir Gezinti isimli kitabı da aşk romanı zannedilmekten kurtulmuş oldu.