Güncel Sanatın Nurtopu Gibi Yeni ‘Kanon’u: 90’lar

Kasa Galeri’de “Bir İhtimal Daha Var: Açık Mekan ve Sanatçı Kolektifleri Üzerine” başlığı altında düzenlenen konuşma ve tartışmalara dair şahsi bir değerlendirme ve “eksik” kalan yönlere dair birkaç tespit.

Kasa Galeri’de yapılan oturumlar süreci, son yedi sekiz yılda sık sık yinelenen yazılar, dosyalar (mesela Toplum Bilim) ve konuşmalar (mesela Aica oturumları) ile belirginleşmeye başlayan bir durumun ilanı gibi oldu.

Bu durum karşısında “kişisel” bazı gözlemlerimi aktarmak isterim.

Başlarken benim için de son derece doğru ve verimli bir örnek teşkil eden Hafriyat sürecinin değerlendirmesini çok önemli bulduğumu ve aşağıda yazacaklarımın Hafriyat ile karıştırılmaması gerektiğini öncelikle belirmek isterim.

Yazacağım notlar aynı zamanda Kasa’daki süreci başlatan küratoryel ekibe karşı bir eleştiriden çok, şu an zamanın ruhunda öne çıkan genel eğilimleri masaya yatırma amaçlıdır.Bu yorumlar hiçbir şekilde tartışmayı kişiselleştirmeye izin vermez ve bu oturumlar dahil bu çöl topraklarında yapılan bütün kültürel emek süreçlerine saygısını baştan ortaya koyar.

Öncelikle birkaç soru ile başlayalım.

– 90’ların hakkının teslimi ile özellikle 2003’ten sonraki sürecin eleştirisinin sürekli yan yana gitmesi zaman içinde bir handikap yaratmaz mı?

– 90 öncesi ve sonrası anlamında nesnel bir kopma olduğunu hepimiz kabul ediyorsak da, bu iki süreci içeriden ve doğal bir şekilde bağlayan figürler yok mudur hiç?

– Sanat Tanımı Topluluğu, Sarkis ve akademik/teorik çalışmalar yapan bir kaç ismin bahsinin geçtiğini gördük ama mesela adı hiç anılmayan, yaş itibarı ile eski kuşak penceresinde anılma riski olan isimler hiç yok mu?

Güncel sanatta patlayan ironinin bizdeki ilk ustası Komet (“Kahrolsun Edison” gibi enstalasyonlar, “Sartre Mezarında Dua” gibi kurgusal fotoğraflar, “Kuş Kafesi” gibi performans videoları) bugün politik sanat denen şeyin öncüsü Cengiz Çekil’in günlük defteri gibi örnekler verebilirim ve bunların çoğaltılması da mümkün.

– Peki, bırakalım 50’ler ve 60’ların şair, ressam, mimar ve filozofu yan yana getiren masa dönemini, bugün 90’lar dediğimiz şeyin oluşumunda rolü olan dergi, fanzin, yayınevi, müzik topluluğu, sinema sanatçıları vb’den ayrı olarak başlanan bir güncel sanat tanımının kendisi tehlikeli bir şekilde öznelci ve kısıtlayıcı değil midir?

– Peki meşhur “disiplinlerarası” söylemimize ne oldu?

– Salt sanat pratiğiyle değil düşünür, hoca, yazar ve küratör olarak da 90 sonrası süreçte kültürel üretime önemli katkılarda bulunmuş Hüseyin Bahri Alptekin’in adı ve deneyimleri bu süreçte yeteri kadar vurgulanıyor mu? Ki Alptekin yine erken kaybettiğimiz Özgür Uçkan hoca ile birlikte kollektif metinler yazmış, kendi inisiyatiflerini (Loft Mekan ya da Travel Agency grubu) kurmuş ve dağıtmış, bence dönemin sembolü isimlerden biridir. Ayrıca yaşarken uzaktan izlesem de kolektif girişimlerden ikisinde yer alan iki kurucu arkadaşım hocanın arkadaşlığını, gayrı resmi asistanlığını, yoldaşlığını yapmış insanlar oldukları için, birebir aktarımlardan parçaları tamamlayabiliyorum.

– Gelişen söylemde 90’lar üzerinden yeni kanonun kuruluşunu izlerken, yine genel söylemde dile gelen, 2003 ya da 2004 sonrası inisiyatif başlığında toplanan oluşumlara dair eleştirel bir yaklaşım olduğunu gördük. Ve bu oluşumlardan sadece 19 Ocak Kolektifi’ne sık sık gönderme yapıldığı görüldü.

Kolektif süreç, gönüllü katılım ve ortak bir çaba ile inşa edilen bağımsız ve önemli bazı sergi süreçlerinin bir kez bile adı anılmadı (Fikirler Suça Dönüşünce, Yıkım 2011, 16 mart ilk aklıma gelenler.) Dahası İstanbul dışında yapılan işler de var ve bunlar salt “K2 vardı, DSM vardı” gibi genel bir parantezi aşan işlerdir. 19 0cak Kolektifi önemli bir örnek ve tartışılması da doğal ama diğer örneklerin önemsiz ya da değersiz olduğuna kim karar veriyor?

– Sürecin değerlendirilmesinde “inisiyatif” kelimesi her yapıyı karşılayacak bir üst başlığa dönüşürse eğer epistemolojik yeni bir sorunsal içine düşeriz.

Sonuçta örnekler ile gidersek:

Topluluk: Misal, Sanat Tanımı Topluluğu, kopuşunun merkezinde düşünsel manifesto olan bir yapı.

Grup: D grubu ve Hafriyat’ın ilk çıkışı (düşünsel bir kopuş içerse de farkını daha çok plastik bir kopuş ile belirginleştiren, zamanın ruhunun resmini veren oluşumlar). Çok kısaca ele alırsak ve salt bununla özetlenmeyecekleri bilgisini de cebe atarak; D grubu yerli modernizmin kuruculuğunu üstlenmiştir, Hafriyat ise zaman içinde o modernin kendi içinde iktidarına karşı duruş göstermiştir.

Kooperatif: Sanatçıların ayakta kalmasını destekleyen, ekonomik çözümler etrafında bir araya gelen oluşum.

Kolektif: İlk avangard hareketlerden post-punk oluşumlarına dek bir alternatif yol çizgisi. Çıkışı öznenin bütünsel varlığı ve yaratıcı egosunun sorgulanmasıdır: Nerval ve Rimbaud’dan gelen “ben bir başkasıdır” ve Lautreamont’dan “şiir herkesçe yazılmalı” fikri.

İnisiyatif: 90’ların başında küreselleşme süreci ve onun düşünsel mottosu olan sivilleşme fikri üzerinden sanat alanında Balkanlaşma perspektifi ile yaygınlaşan, çoğunluğu mekan ve fon üzerinden kurumsallaşan yapılar.

Bu kısa özette aktardığımız ve daha da genişletebileceğimiz gibi konu genel iki başlık vermenin çok ötesinde, her biri ayrı motivasyon ve yönelimi temsil eden ayrı mecraları kapsar; tek şemsiyeye ya da iki kümeye sığmaz.

Aksi halde, genç dinleyici nezdinde Anadolu Kültür ile Kamusal Sanat Laboratuvarı, Sanat Tanımı Topluluğu ile Oda Projesi karışmaya başlar.

– 90’larda süreci başlatanların zaman içinde başlatılan girişimin saflığını zedeleyen yaklaşım ve motivasyonlar tespit etmeleri olası. Fakat genel olarak 2000’ler sonrası yapılan girişimleri popülist, fon peşinde, şöhret olma-öne çıkma tutkunu gibi genelleyen bu değerlendirilmelerin (istisnası varsa adı ile belirtilmediği sürece), yıllarca hiçbir karşılık çabası içinde olmadan bu çölde sanata kültüre emek veren 2000 sonrası kuşaktan kültür emekçilerini yaralayabileceğini de bir düşünün derim abilerim ablalarım.

Sevgiler.