Foucault’nun Ölüm Vadisi’ndeki Asit Deneyi

Foucault 1975 yılında Kaliforniya’daki Ölüm Vadisi’nde bir LSD deneyine katılmış ve bu deney hayatını ve düşünme biçimini tamamen değiştirmişti: “1975’teki bu tecrübeden sonra o artık yeni Foucault, neo-Foucault oldu…”

Michel Foucault klostrofobik, hatta paranoyak bir mercekle dünyayı inceleme eğilimindeydi.

Ancak Foucault tüm iktidar ilişkilerinde “kaçınılmaz bir direniş imkânı” olduğunu da vurguluyordu. Kendi direniş biçimlerinde de politik aktivizme, maceracı cinsel serüvenlere, Zen meditasyonuna ve uyuşturuculara yöneldi. Paris’teki balkonunda saksı yetiştirdi, kokain kullandı, afyon çekti ve LSD kullanarak, kendi tabiriyle, “hazzı lokal ve anatomik bir şey olmaktan çıkardı.” LSD deneyi, toplumsal olarak dayatılmış kimliğin sınırlarını aşan bir “sınır deneyimi” oluşturmuştu onun için.

Fakat garip bir ironiyle Foucault ilk asit attığında, takipçilerinden biri olan Simeon Wade’in deney konusu haline geldi. UC Berkeley’de 1975 yılında bir seminer vermiş ve bu esnada Wade ve partneri Michael Stoneman’den gelen, Ölüm Vadisi’ne yolculuğa çıkma davetini kabul etmişti. “Bir deney yapıyordum,” demişti Wade, “Tarihteki en büyük beyinlerden birinin daha önce hiç yaşamadığı bir tecrübeden nasıl etkileneceğini görmek istedim.”

Venüs’ün doğuşunu görmek için Zabriskie Noktası’na gittik. Michael sanki etrafta kimse yokmuş gibi etrafımıza hoparlörler yerleştirdi ve Elisabeth Schwarzkopf’un Richard Strauss’un “Four Last Songs”unu söyleyişini dinledik. Foucault’nun gözlerinde yaşlar gördüm. Çukurlardan birine girdik … ve Venüs’ün doğuşunu izledik, ardından yıldızlar belirdi. Zabriskie Noktası’nda yaklaşık on saat kaldık.

Wade’in dediğine göre çöldeki asit gezisi Foucault’yu tamamen değiştirmişti, iyi anlamda. “1975’teki bu tecrübeden sonra o artık yeni Foucault, neo-Foucault oldu…” 1975’ten 1984’e dek Foucault artık yeni bir varlıktı… Foucault, birkaç ay sonra Wade ve Stoneman’e “hayatımın en büyük tecrübesiydi, hayatımı ve eserimi derinden değiştirdi” diye yazmıştı. “Bize cinsellik tarihinin ikinci ve üçüncü cildini ateşe attığını ve tekrar başlaması gerektiğini söyledi.”

Wade’e göre Foucault, Ölüm Vadisi gezisi öncesinde umutsuzluğa yakalanmıştı; 1966 yılında çıkan Kelimeler ve Şeyler kitabında “insanlığın ölümü …” üzerine düşünüyordu. “İnsan yüzünün yok olduğunu” söyleyecek kadar ileri gitmişti. Ama sonrasında yeni bir enerji ve odaklanma hali onu ele geçirmişti. Yeniden yazılan son iki kitabının başlıkları “bu tecrübenin kendisinden aldığı etkinin sembolüdür: Hazların Kullanımı ve Benlik Kaygısı – sonluluktan bahsetmez artık.” Foucault’nun biyografisini yazan James Miller, “Michel Foucault Beyond Good and Evil” adlı belgeselde şöyle diyor: Foucault hakkında konuştuğum herkesten Ölüm Vadisi hakkında bir şeyler duydum zira Foucault herkese bunun “hayatındaki en dönüştürücü tecrübe” olduğunu söylüyordu.

Heather Dundan, Wade’in denemesinin etik olmadığına, “Foucault’nun iyiliğini umursamadığına” inananlar vardı diyor. Wade ise bu itiraza şöyle yanıt veriyor: “Foucault, neye dahil edildiğinin pekâlâ farkındaydı, biz de her zaman onun yanındaydık.”

Wade, ayrıca, Ölüm Vadisi gezisinin 121 sayfalık bir raporunu yazdı ve 1978’de Foucault ile yapılmış yayınlanmamış bir röportaj da dahil olmak üzere, filozofun çalışmasına giriş niteliğinde fotokopiyle çoğaltılan Chez Foucault adlı bir fanzin yayınladı. Foucault ise etkin bir biçimde kariyerinin son safhasına girdi; biyoiktidar kavramını, benlik kaygısına dair etik teorisini ve hakikatin ve öznelliğin doğasına dair klasik felsefi ve dini temalara dair eleştirel yaklaşımını geliştirdi. Hayatının son 9 yılını Ölüm Vadisi çölünün sıcak güneşinin ve serin yıldızlarının altındaki o olağanüstü on saat boyunca kendisine açılan yeni düşünce kanallarını takip ederek geçirdi.

Kısaltarak çeviren: Nalan Kurunç

Kaynak: http://www.openculture.com/2017/09/when-michel-foucault-tripped-on-acid-in-death-valley-and-called-it-the-greatest-experience-of-my-life-1975.html