‘Editör’den: Necmiye hanım ve entelektüel zarafeti

Bu okuyacağınız Post’un ilk dosyası ve dosyalara bir ‘giriş’ yazısı yazmak adettendir, o adeti yerine getirelim. Önce ‘dosya’ denilen şeyin kendisine dair bir heyecandan bahsedelim: Post olarak bu ‘dosyacılık’ işi sürekli ertelediğimiz bir şeydi ama bir yandan da yoğunlaşmak ve yoğun metinler üretmek için çok iyi bir vesile olduğunu biliyorduk. Ve bütün ertelemelerden sonra nihayet bir ‘yeni başlangıç’ olarak ilk dosyayı yapmaya karar verdik.

Necmiye Alpay’a dair bu dosyayı yapmaya karar verdiğimizde kendisi halen ‘tutuklu’ idi. Dosya hazırlanmaya başladığında ise, neyse ki, serbest kaldı. Dolayısıyla bu dosya yazılarının ‘tonu’ da biraz değişmiş oldu. Buradaki yazılar Necmiye Alpay’ın tutuklanmış olduğu bilgisinin yanı sıra, bir yazarın nihayet serbest bırakılmasının sevincini de taşıyor. Ama tabii bu acı bir sevinç: en baştan hiç yaşanmaması gereken bir şeyin ortadan kalkması katışıksız bir sevince de yol açamazdı herhalde.

Necmiye Alpay’ın ne kadar hassas ve nüktedan bir ‘dilci’ olduğunu bilen bilir ama bilmeyenler için bu dosyaya özel bir anekdot aktarmak isterim. Kendisiyle röportaj yapmak için e-postalaştığımızda (başka bir ‘dosya’ konusu yazıyor olsaydım, ‘mailleşmek’ diyebilirdim, kabul, Necmiye hanımın ‘dil’ hassasiyeti hemen sirayet etti) ‘Post’ kelimesine dair çok hoş bir yorumda bulundu. Post ilk açıldığında naçizane manifestomuzda ‘post’un kelime anlamına dair şöyle bir not düşmüştük: “‘Post.’ ismine gelince; göndermek, iletmek, postalamak, ilan etmek ve ‘sonrası’ gibi anlamların tek bir kelimede buluşması hoşumuza gitti ve bir ‘kitap, fikir, eleştiri’ dergisi olarak bu ismi sahiplendik.”

Necmiye hanım bu isimlere ek olarak şu çağrışımdan da bahsetmiş: “‘Post’ sözcüğü bir de geyik, koyun gibi güzel hayvanların kürkü anlamına geliyor, oradan esinlenmeyle, eskiler divanda postun üstüne oturdukları için ‘makam’ anlamını da kazanmış -günümüzde daha çok ‘pozisyon’ denen şey- oradan ‘post kavgası’ filan. Bu anlamları sahiplenme dışı bırakmanız ayrıca güzel.”

Bu yorumu görünce yüzümüzde parıldayan bir gülümseme belirdi. Asuman Susam’ın bu dosyadaki yazısında ‘Necmiye Alpay aydınlığı’ dediği şeyi hissettik ve ‘post’ olarak hafiften kıvanç duyduk, ne yalan söyleyelim.

Necmiye Alpay’a dair bir de kişisel anekdot aktarmak isterim. Bundan yıllar önce, (tam tarih 2006) bendeniz görece ‘genç’ bir eleştirmenken Necmiye Alpay ‘Dil Meseleleri’ adlı köşesinde benim Fatih Özgüven’in hikaye kitabı Bir Şey Oldu’ya dair yazdığım eleştiriyi ‘eleştirmişti.’ Bu ülkede eleştirinin eleştirisi pek yapılmaz, yapılsa da ‘entelektüel zarafet’ bir yana bırakılır. Necmiye Alpay o yazısında yeni bir eleştirmeni karşısına alıp, müthiş bir zarafetle birkaç ‘söz’ söylemişti. Ben o yazıdan sonra böyle bir ‘entelektüel zarafet’le maalesef pek karşılaşamadım. O yazıdan duyduğum his de hoş bir hatıra olarak kaldı ve bugün bu dosya vesilesiyle bir anekdota dönüştü; bir zarafet elden ele. O yazıya şuradan ulaşabilirsiniz: Dil Meseleleri

Velhasıl, o zamandan bu yana on yıldan fazla süre oldu ve biz ‘dergimiz’de Necmiye hanımı ağırlamaya karar verdik. Asuman Susam, Nil Sakman, Ayşegül Tozeren, Hülya Soyşekerci ve Jale Özata Dirlikyapan kendileri için Necmiye Alpay’ın ne ifade ettiğini anlattılar. Elvan Kıvılcım ise Necmiye hanımla barış, dil ve umuda dair özel bir söyleşi gerçekleştirdi. Dosyayı renklendiren fotoğrafları da Senem Sinem çekti.

Dosyanın kalıcı olmasını dileriz. İyi okumalar!