Düşünce ve İmajlar

Ahmet Gürata, ‘imajlar çağında’ yaşanan dijital, toplumsal ve siyasal dönüşümü dikkate alarak, Ulus Baker’in ‘imajlarla düşünme’ çağrısını güncellemek adına iki şerh öne sürüyor.

Ulus Baker, temellerini attığı “duygular sosyolojisinde,” düşüncenin biçimlenişi ve aktarılmasında yazılı metnin yanı sıra görüntünün de önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini savunur. Yeni bir “imajlar çağına” geçiş aşamasında olduğumuz tespitinde bulunan Kanaatlerden İmajlara, bu çağın temel düşünce biçiminin ‘düşünce-imajları’ olacağı öngörüsünde bulunur: Sosyoloji, bugüne değin imajları ihmal etmiştir. Arşiv materyali olarak bile, fotoğraf ya da film görüntülerinden ender olarak yararlanır. Oysa, imaj teknolojisindeki gelişmeler yeni anlatım biçimlerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle yeni kuşaklar artık “metinlerden” çok “imajlarla” düşünmektedir (Baker, 2010: 26-29). Bu nedenle, dışsal gerçekliği ifadenin temel aracı olarak, imajlar ve montaja dayalı yeni bir düşünce üretim pratiği hayal etmenin zamanı gelmiştir. Baker’in basılı metinlerinden Kanaatlerden İmajlara ve Beyin Ekran, bu yeni montaj-düşüncenin temel kavramlarını ele alır. Söz konusu görüşlerin ortaya atılmasından bu yana geçirdiğimiz dijital, toplumsal ve siyasal dönüşümü göz önüne aldığımızda, imajlarla düşünme çağrısına ve montaj-düşünceye bazı küçük şerhler eklemek belki de yararlı olacaktır.

Sözmerkezciliği aşmak

Batı’da bilimsel ve felsefi düşüncenin temel aracı yazılı dil ve kelimeler oldu. Bu düşünce pratiği akademik alanda günümüzde de egemenliğini koruyor. Bilimsel yetkinlik ve başarının ölçütü olarak hala yazılı yayınlar temel alınıyor. İnsani bilimler ve farklı sanat disiplinlerinin bu düşünce sistematiğine getirdiği eleştiriler göz ardı ediliyor. Oysa yakın zamanda gerçekleşen radikal değişimler farklı bir düşünce, iletişim ve öğrenme pratiğini neredeyse zorunlu kılıyor.

Temsil sistemlerinde ve düşünce pratiklerinde en önemli dönüşümlerden biri 15. ve 16. yüzyıllarda Rönesans döneminde yaşanmıştı. Modernizm sonrası dönemde 20. ve 21. yüzyıllarda gerçekleşen değişimler ise, etkileri açısından Rönesans’a denk sayılabilir. Sinema araştırmaları alanının önde gelen isimlerinden Thomas Elsaesser, bu iki tarihsel dönüşümün, ‘sözsel-simgesel’ ve ‘görsel-mimetik’ temsil sistemleri üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirir. Rönesans’ın hemen öncesinde, yazılı metinlerin kopyalanarak çoğaltılması ve geniş bir okur kitlesine kitap formatında sunulması mümkün hale gelmişti. Rönesans’la birlikte ise, bir yandan yeni anlatı formları ortaya çıkarken, bir yandan da anlatı artık doğrusal bir çizgide düzenleniyordu. Modern sonrası dönemdeki teknolojik gelişmeler ise, yazının tıpkı bir arşiv ya da veritabanı gibi düzenlenmesini ve deneyimlenmesini mümkün hale getirdi. Bu yolla metnin içerisinde arama yapabiliyor ve dilediğimiz gibi yeniden düzenleyebiliyoruz. Ayrıca, yazılı metin her zamankinden daha fazla imajla iç içe geçmiş durumda (Elsaesser 2009, 23).

Rönesans, resimde tek-nokta perspektifini ve “dünyaya açılan pencere” yaklaşımını getirerek “görsel-mimetik” temsil sisteminde önemli bir dönüşüme yol açmıştı. Bu teknik anlayış sonradan fotoğraf ve sinemanın da temelini oluşturacaktı. Yine aynı dönemde, resim yalnızca kutsal mekanların duvarlarıyla sınırlı kalmayıp tuale de taşınmıştı. Yakın dönemde bilgisayar ve mobil iletişim sistemlerinde yaşanan gelişmeler ise, çoklu ekranları, sanal gerçeklik deneyimini ve seyircinin ekranla etkileşimini mümkün kıldı. Ayrıca, söz konusu temsil biçimlerini ileten araçların sayısı da çoğaldı. Bunlardan kimisi, eski iletişim araçlarının işlevini de üstlendi (Elsaesser 2009, 24). Farklı iletişim araçlarının giderek tek bir araca dönüştüğü izlenimini veren bu gelişme, daha çok “yakınsama” (convergence) adıyla anılıyordu. Ancak bugün pek çok iletişim aracı, varlığını dönüşerek de olsa sürdürüyor. Bu durum, içeriğin çok farklı araçlarca iletildiği “medyalararası” (intermedial) bir iletişim ortamı yaratmış durumda. “Sözsel-simgesel” ve “görsel-mimetik” temsil sistemlerinde yaşanan bu dönüşümler, hiç kuşkusuz bir epistemolojik kopuşa da denk geliyor.

Örneğin, zamandizimsel olarak belirli bir başlangıç noktasından sona doğrusal olarak düzenlenen yazılı metnin ne tarzda okunacağı belirgin ve kesindi. Metnin içerisinde anlam açısından bazı boşluklar olsa dahi sözdizimi her zaman anlaşılırdı. Yeni interaktif anlatılar ise, bu doğrusallığı bir ölçüde kırarak metnin içerisinde ilerlemek açısından farklı patikalar sunuyor. Buna karşılık, imajların alımlanması bireysel yoruma hep açık olagelmişti. Yine de görsel metinlerde bizi yönlendiren konvansiyonların varlığını unutmamak gerek. Günümüzün ekranları, seyircinin öznel tercihleri ve ilgi alanları doğrultusunda, farklı izleme yolları barındırıyor. Bu yeni medya ortamında eski okuryazarlık ve öğrenim mantığı giderek geçersiz kalıyor.

Hangi imaj?

Ulus Baker, akademinin, görsel-işitsel unsuru hammadde, “ham veri” ya da, en kötüsü, “illüstrasyon” olarak kullandığı hatırlatmasında bulunur. Sosyal bilimlerin tam da bu nedenle “gözler önüne serme” yetisini kaybettiğini savunur. Bu noktada, düşünce üretimi açısından, sinema ve videoya (özellikle de belgesele) özel bir misyon yükler: “Sinema ve video günümüzde görünmeyeni görülebilir kılmaya, ‘fikirler’ oluşturmak için seçilmiş ve monte edilmiş bir ilişkiler demeti yaratmaya yönelmiştir” (2010: 345). Giderek daha çok “imajlarla” düşünen yeni kuşak düşünüldüğünde bu pedagojik açıdan da önemlidir.

Sözmerkezci ve kanaatlere dayalı “eski” düşünce sisteminin aşılmasında imajlar hiç kuşkusuz merkezi bir öneme sahip. Ancak yeni düşünce araçları hiç kuşkusuz sinema ve videoyla sınırlı kalmamalı. Eğitimbilimci ve çizer Nick Sousanis’in Columbia Üniversitesi’ne sunduğu doktora tezi bu anlamda iyi bir örnek. Çizgiroman formatında sunulup kabul edilen ilk yüksek lisans tezi olma özelliğini taşıyan Unflattening başlıklı araştırma, görsel düşünme alanındaki öncü denemelerden biri. Sousanis, “tekdüze” ya da “tek-boyutlu” olarak nitelendirdiği dar ve katı düşünce biçimine karşı, kelimeler ve imajların birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu “çok-boyutlu” bir düşünce üretimi öneriyor. Sousanis’e göre, sanatçılar ve çizerler aslında düşünceleri görsel yoldan başarıyla ifade ediyorlar. Ancak iş görsel imajları kullanarak düşünmeye ve eğitime geldiğinde sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Sousanis doğrusal bir çizgide ilerlemeyen bu teğetsel düşünce sistematiğini uygulamada çizgiromanın, yazılı metnin ya da sinemanın ötesinde, önemli bir işleve sahip olabileceğini savunuyor. Zira, her iki iletişim aracı da, sundukları geriyedönüş (flashback) imkanına karşın, doğrusal bir düşünce dizgesine dayalı. Oysa, çizgiroman sayfa üzerinde anlatıyı yatay, dikey ve çapraz düzenleme olanağıyla, düşüncenin yalnız düz bir çizgide değil, farklı yönlerde gelişerek ilerlemesini sağlama olanağına sahip. Nick Sousanis, bu meselenin imajın kendisiyle değil uzamla ilişkili olduğunu kaydediyor (Sousanis, 2015b).

Sinema ve videonun yanı sıra çizgiromana yapılan bu vurgu, pedagojide çoklu-okuryazarlık yaklaşımını savunan Yeni Londra Grubu’nun görüşlerini akla getiriyor. Anlam üretimi ve anlamlandırmada farklı kiplerin rolüne vurgu yapan çok-kipli (multimodal) düşünce, sözmerkezci anlayışa önemli karşı çıkışlardan biri. Yeni iletişim teknolojileriyle gelişen farklı temsil ve anlam-üretim biçimlerine vurgu yapıyor. Grubun 1996’da yayınlanan manifestosu, düşünce üretim ve aktarımında dilbilimsel ve görsel iletişim biçimlerinin yanı sıra, işitsel, işaretsel, dokunsal ve uzamsal kiplere dikkat çekiyor. Farklı anlam-üretme, iletişim ve temsil özelliklerine sahip bu kiplerin belirli bir izlerkitleye yönelik olarak bir arada kullanımını öngörüyor (Cope ve Kalantzis, 2015).

Kurgulanan düşünce

Ulus Baker, düşünce üretiminde belgesele özel bir rol biçerken sınırlılıklarının da farkındadır. Belgeselin “gerçeklik” ideolojisi uğruna “kurgu” ya da “montaj” denen şeyden kaçındığını belirtir. Oysa montaj, yalnızca sinemanın değil, modern dünyanın da en önemli veçhelerinden biridir. Sanayinin yanı sıra kültür üretimi de montaj esasına dayanır. Baker’in düşünce üretiminin merkezine aldığı montaj ise, popüler televizyon ve sinemanın başvurduğu kurgudan farklıdır. Belirli bir akış yaratmak, ritim tutturmayı hedefleyen kurgu, seyirci tarafından fark edilmemelidir. İmajları düşünceler aracılığıyla ilişkilendiren montaj ise dikkati üzerine çeker.

Montaj düşüncenin temelinde ise yönetmen Dziga Vertov’un iki görüntü arasında oluştuğunu kaydettiği ‘aralık’ düşüncesi vardır. Bu kavramsal montaj anlayışı, art arda gelen görüntüleri kesin bir biçimde ilişkilendirme çabasına girmez. İki görüntü arasında izleyici tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir kayıp bağ tasarlar. İşte yeni bir düşünce doğuran bu bağ, aynı zamanda görünmeyeni algılamamızı sağlar. Fakat bu düşünce, edilgen bir seyirci tarafından paylaşılıp kavranacak bir deneyim değildir. Düşüncenin etkinleşmesi ancak sinemanın teknolojik düzeneğince dayatılan işbölümünün iç­sel olarak ortadan kaldırılmasıyla mümkün hale gelir:

Sine-gözün “görsel düşüncesi” imajların otomatikleşmiş üretimiyle sonuçlanarak, “ruhsal otomat­lar” olan bizlere uygun gelir – hafızamızda “fikir döngüle­rini” kışkırtır, ve düşünceleri “doğrudan ekrandan izleyici­nin beynine akıtma” olanağını açığa çıkarır…” Bundan ötü­rü, Vertovcu sinemanın merkezinde olan şey temsil olma­dığı gibi dolayımlama da değildir: “düşünceler konuşmanın hilesi olmaksızın doğrudan ekranda serpilmelidir. Bu ekran­la canlı bir temastır, beyinden beyine bir iletimdir… Her bi­rimiz bilincimizde bizi kışkırtan fikir döngülerinin içine nü­fuz ederiz…” (Baker, 2010: 328)

Ulus Baker’in Vertov’a referansla açıklamaya çalıştığı bu montaj düşünce kavramı ise “hazır” imajları kurgulayarak düşünce üretmeyi hedefleyen video-deneme formunu akla getirir. Olgu ve enformasyon aktarmayı hedefleyen belgeselin aksine, düşünce yansımaları üretmeyi amaçlayan video-deneme, kendini yalnızca gerçeklikle sınırlandırmaz. Deneme kavramının çağrıştırdığı üzere, daha kişisel ve açık uçlu bir arayışı ifade eder. Yazılı makalenin görüntüyle desteklenmiş bir versiyonunun ötesinde, yeni bir düşünce biçimine davet içerir. Özellikle sinema araştırmaları alanında yaygın bir düşünce üretim aracına dönüşen video-deneme, dayandığı formların (video, edebi deneme ya da makale) imkanlarını genişletmeyi hedeflemektedir.

***

Ulus Baker’le akraba saydığımız yönetmen ve düşünür Harun Farocki, bu düşünce pratiğini “çalışma masamda kurgu yapıyorum, kurgu masamda yazı yazıyorum” şeklinde özetler. Bu kısa yazıda aktarmaya çalıştıklarımızı toparlayacak olursak, Baker’in imajlarla düşünme çağrısını bir nebze güncellemek adına iki şerh öne sürebiliriz: İlkin, sosyal bilimlere ve felsefeye görselliğini, ses tonunu yeniden kazandıracak olan imajlar, sadece videoyla sınırlı olarak değerlendirilmemeli. Hareketli, durağan, hatta sanal imajlar, bu düşünce pratiğinin temellerini oluşturmada önemli bir rol üstlenebilir. Bir diğer önceliğimiz de, düşüncenin yukarıda değinmeye çalıştığımız uzamsal düzlemine ve dokunsal boyutuna yoğunlaşmak olmalı. Montaj düşünceye dair ikinci şerhimiz ise imajların ve diğer düşünce araçlarının yalnızca birer arşiv malzemesi ya da illüstrasyon olarak kalmamasına dair… İmajları merkezine alan bir düşünce; edinme ya da aktarımın ötesinde, uygulamayı da zorunlu kılıyor. Bu uygulama ise yalnızca video-deneme örneğinde vurguladığımız sinemasal montajla sınırlı değil hiç kuşkusuz. Bu yeni düşünce pratiğinin ipuçlarını belki de bilişsel, entelektüel ve duygusal süreçleri aynı anda harekete geçiren estetik üretim ve deneyimde bulmak mümkün. Bu yolda girişilecek bir eğitim ve araştırma çabası, soyutlamaya dayalı bilimsel sorgulamanın yanı sıra nitel bütünlüğünü kavramaya odaklanan sanatsal üretimi temel almalı.

Kaynakça

Baker, Ulus (2010) Kanaatlerden İmajlara: Duygular Sosyolojisine Doğru. İstanbul: Birikim Yayınları.

Baker, Ulus (2012) Beyin Ekran. İstanbul: Birikim Yayınları.

Cope, Bill ve Mary Kalantzis (der.) (2015) A Pedagogy of Multiliteracies: Learning by Design, Palgrave Macmillan.

Elsaesser, Thomas (2009) “The mind-game film,” Warren Buckland (der.), Puzzle Films: Complex Storytelling in Contemporary Cinema içinde. Wiley-Blackwell, s. 13-41.

Sousanis, Nick (2015a) Unflattening. Harvard University Press.

Sousanis, Nick (2015b) “Thinking Through Images: An Interview with Nick Sousanis,” The Paris Review, https://www.theparisreview.org/blog/2015/07/20/thinking-through-images-an-interview-with-nick-sousanis/

Çizim: Övünç Demiray, 2017. Demiray’ın izniyle.