Dosya No 4: Ulus Baker

Ulus Baker’e adadığımız dördüncü dosyamız yayında. İyi okumalar.

Büyük bir kısmı pandemi nedeniyle karantinada geçen 2020 sonlarında hazırlıklarına başladığımız ve Ulus Baker’e adadığımız dördüncü dosyamızı yeni yılın ilk haftasında yayınlıyoruz. Bu dosya ile Ulus Baker’in yazı ve çevirilerine geri dönüyor, bugünü anlama çabamızda onun düşünce dünyamıza kazandırdığı kavramları ve bakış biçimlerini ele alıyoruz. Aynı zamanda ve belki daha da önemlisi, birçok kişinin hayatında derin izler bırakan Ulus Baker’i anıyoruz.

Dosyada sekiz yazının yanı sıra Ulus Baker’in Körotomedya’da yayınlanan bir yazısı ve ‘Sanat ve Arzu’ seminerinden alınan bir kayıt yer alıyor.

Tansu Açık, Ulus Baker’i Anarken” başlıklı yazısında, Baker’le 1980’lerin sonu, 1990’ların başı ve Baker’in vefatından önceki son yıllarda sürdürdüğü dostluklarını anlatıyor. Ankara yıllarına odaklanan bu fragmanlarda Ulus Baker’in GİSAM’daki günlerinden değiştirdiği evlere, yaptığı seyahatlere, anlattığı öykülere, içtiği masalara, katıldığı festivallere, idari kadroyla kavgalarına ve hastalığına değin gündelik hayatından birçok ayrıntı yer alıyor.

Ulus Baker’e ODTÜ-GİSAM’da asistanlık yapan Bilge Demirtaş ve bir dönem Baker’in ev arkadaşı olan Can Gündüz,Andrei Rublev’e Katlanmak” adlı yazıyla dosyaya katkıda bulunuyorlar. Demirtaş ve Gündüz’ün, Baker’in ölümünden bir yıl sonra, 2008’de düzenlenmeye başlanan ‘Ulus Baker Buluşmaları’nın ilki için hazırladıkları sunumlardan derledikleri metin, Ulus Baker’in GİSAM’daki derslerine, derslerdeki tavrına, öğrencilerle ilişkisine, şehir gezilerine ve sıklıkla başvurduğu felsefi izleklere odaklanıyor.

Ahmet Gürata,Düşünce ve İmajlar” başlığını taşıyan yazısında, Ulus Baker’in ‘imajlarla düşünme’ çağrısını güncellemek adına iki şerh öne sürüyor. Sosyal bilimler ve felsefenin önemli düşünce araçlarından biri olan imajların günümüzdeki çeşitliliğini hatırlatarak, imajların yalnızca birer arşiv malzemesi ya da illüstrasyon olarak kalmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

Şefik Özcan,Paramparça Aşklar, Aldatıcı Söylemler ve Diğerleri” başlıklı metninde neoliberal ekonominin kültürel hegemonyası bağlamında küresel çağdaş sanat sistemi üzerine eleştirel bir okuma yapıyor. Groys ve Rancière’in kavramlarıyla düşünen metin şu soruyu soruyor: “Ortak bir mekan kurma, bu mekanda yer alacak özneleri ve nesneleri tanımlama etkinliği olarak sanat, kökensel travma anlatılarından ve ‘şimdi’nin teolojisinden kopartılıp radikal bir politika oluşturabilir mi?”

Ali Akay, Montaj Düşünce” adlı yazısıyla, montaj kavramına ilişkin tarihsel-arkeolojik bir inceleme yapıyor. Sovyet sinemasını, ‘Yeni Dalga’ ve Alman Ekspresyonizmini, yapısalcılığı, Aralıklar kuramını ve Seza Paker’in ‘Plan 1 ve Plan 2’ adlı çalışmasını ele alan geniş bir kavramsal çerçevede imajın zamanla ve mekanla ilişkisi üzerine tespitlerde bulunuyor.

Engin Sustam,Ulus Baker’in Bahçesinde Dolaşmak” adlı metniyle, Baker’e dair minör ve parçalı bir okumaya girişiyor ve Baker’in sosyolojide minör bir hattı takip eden politik bakışının bugün nasıl tekrar işler hale getirilebileceğini sorguluyor. Göçebe düşüncenin, hakim söylemi ‘rahatsız etmenin’ ve yeni eylem olasılıklarının izinden giderken “Baker’in söyleminin zarif ve dalgalı yüzeyinde, anlam patlamaları gibi bu yüzeyi dalgalandıran su altı patlamalarını” açığa çıkarıyor.

Övünç Demiray,İmajların Demokratizasyonu Üzerine” başlığını taşıyan yazısında resimden fotoğrafa, sinematografik imajın doğuşundan Nasyonel Sosyalizmin propaganda imajlarına ve Sovyet sinemasına kadar uzanan tarihsel bir hatta Ulus Baker’in ‘imajların demokratizasyonu’ olarak adlandırdığı kavramı araştırıyor. Mikro tarihçilerin ve sanat tarihçilerinin imajlarla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Dila Keleş,Kanaatsizlik Toplumu” başlıklı metninde Ulus Baker’in ‘disiplin’ ve ‘denetim’ toplumlarına koşut olarak tarif ettiği ‘kanaat toplumları’ kavramından yola çıkarak, kanaat üretmenin, edinmenin ve ifade etmenin imkansızlık sınırına vardığı günümüzde imajların ‘gücünü’ sorguluyor. Pandemiyle beraber kalıcılaşan tecrit hali, kamusallığın yok edilişi ve imajların geçiciliğiyle ayırt edilen ‘kanaatsizlik toplumu’nu anlamak için Baker’in düşüncesinden nasıl yararlanılabileceği üzerine düşünüyor.

Yazılarıyla katkı sunan ve daha ne kadar süreceği belirsiz bu salgın döneminde Ulus Baker’i ve metnini hatırlatan tüm yazarlara çok teşekkürler. İyi okumalar.