“Tamanlanamayan”: Karanlıkta bir ses gelir, duy!

Şiirlerdeki politik anıştırma, ironi, sözcük oyunları ve parodi şairin resmi ideolojiyle hesaplaşmasının ya da bu yönde bir isteğin emareleri olarak görülebilir. Bu hesaplaşma aynı zamanda dilin, sözdiziminin, ortografinin ve arı dilin dinamitlenmesine de yansıyor.

Ekin Metin Sozüpek’in sıra dışı kitabı Tamanlanamayan, şiire geleneksel beklentilerle yanaşan okuru yadırgatacaktır. Kitaptaki şiirlerin (bir çekinceyi hatırlatmak istercesine hep tırnak içinde “şiirler” yazası, diyesi geliyor insanın) çoğunluğu, özünde “olma”, “olgunlaşma”, “tamamlanma” gibi hallere sahip olmayan ya da kendi “tamamlanmamışlık”larını kabul ve ilan eden metinler (Bu tümceyi bir kusurun ifşası olarak değil, bir gözlem olarak okuyunuz). Kâğıt üzerinde kalmak istemeyen, seslerini duyurmayı arzulayan sözceler toplamı. Kitapta geçen demo, A Yüzü, B Yüzü gibi sözcüklerden de anlaşılacağı üzere müzikal yanı ağır basan şiirler bunlar. Kendini demo olarak tanımladıkları için de birer sonul ürüne ya da telos’a değil, bizzat bir sürece, bir oluşa işaret ediyorlar zira demo ekleme, çıkarma, silme, yeniden düzenleme gibi müdahalelere açıktır peşinen. Ve müzikal doğası gereği okurun bu metinleri anlamaları değil onlara maruz kalmaları, onları tecrübe etmeleri gereklidir. “Dijital Sanat Kulesi”nden yazılan bu şiirler ancak okuyucunun iştirakiyle anlam kazanacaktır; işte bu anlamda anlaşılmalarından ziyade, deneyimlenmeleri gereklidir. Dolayısıyla şiirin yalnızca anlamla değil sesle ve ritimle de başat bir ilişkisi olduğu, akıl’ı olduğu kadar beden’i de hesaba katması gereken bir deneyim olduğunu hatırlatıyor Sozüpek’in şiirleri. Kitabın başlığı olan Tamanlanamayan okuruna bu uyarıyla sesleniyor adeta.

Kitaptaki şiirlerin çoğu şiir atışması (slampoetry) ya da performans şiirine yakın metinler; öfkeli bir lirik öznenin topluma ve sisteme karşı sitem ve eleştirilerini barındırıyorlar. Birkaç şiirde ise persona dinsel ya da yalvaçsı bir dil benimsiyor (“PLASTİK-SURAT’IN AH’I” dinsel söylemi onun ideallerine ters bir şekilde kullanan bir yakarı gibi okunabilir: Baudelaire’in “İki yüzlü okur” sözü “Leş yiyici halk!” olarak karşımıza çıkıyor; “MESİHİNADI” ise İsa’nın ağzından yazılmış). Diğer şiirler ise çizim, resim, fotoğraf gibi görsel ögeleri harmanlayan deneysel işler.

Kitabın sonlarında yer alan ekler bölümünde Sozüpek “İçerik Tantanası” başlığı altında şiirlerin üç bölümden oluştuğunu belirtiyor:

“I”  numaralı kısımda bulunabilen üretilerin “şakışiir” olduğu söylenegelir. Şakışiirler hem ses(beden)de, hem yazı(alan)da nefes alabilen şiircanlılardır.

“II” numaralı kısımda bulunabilen üretilerin “yazıbaz(lı)şiir olduğu söylenegelir. (…)

“III” numaralı kısımda bulunabilen şiirler(,) hakkında konuşmayacaktır.

9789755708089
Tamanlanamayan, Ekin Metin Sozüpek, Sel Yayıncılık, 2016

Şairin yaptığı bu sınıflandırmanın ne denli kesin olduğu tartışılabilir zira “PLASTİK-SURAT’IN AH’I” adlı şiir birinci bölümde yer almasına karşın benzer dize uzunluklarına ve tematik bir içeriğe sahip, doğaçlamanın biraz uzağında duran bir şiir izlenimi veriyor. Dahası görsel/deneysel olanların dışında şiirlerin bütüne yakını performatif/icralık denebilecek metinler. Müzikal anıştırmalar (Pink Floyd ve Nirvana?) kitabın sesli, icra edilmiş ya da edilmek üzere yazılmış metinlerden oluştuğunu imliyor. Şairin bölümlendirmesine karşın sınırları kesin olmayan bu alanlar (özellikle I ve II) izlek, ses, yöntem ve biçem olarak geçişmelere açık kapı bırakıyor.

Kitapta Deleuze ve Guattari’ye yapılan göndermeler olmasa da rizomatik bir yapıt olduğu kolayca görülebilir. Kitapta sayfa numaraları yok ve çizgisel, başı-sonu, telos’u açıkça belirlenmiş bir şiir yerine göçebe bir okuma deneyine buyur ediliyor okur. D&G’nin Bin Yayla’daki okuma rejimi burada da geçerli: İstediğiniz herhangi yerden başlayabilirsiniz.

Sozüpek’in şiiri sıkı çalışılmış, özenilmiş bir şiir. Bu işçilik bir çok dizenin düzenlenişi için geçerli. Öyle ki bir dize hem kendi içinde hem de devamındaki dizeyle birlikte okunduğunda anlamlı kalmayı, çokanlamlılık üretmeyi başarıyor. Örneğin, “BU DÜPEDÜZ” şiirindeki şu dizeler:

hadi
konutum     olan     interaktif     mezara     hergün     1     kez     uğra
ek           demirleşmiş          çiçekleri
mezarıma     her     gün     bir     kez     işe
yarar     bir     bıçak     dik:     üstüme     düşen     görevleri     biçen

İtalikle vurguladığım iki dize hem yatay hem de dikey olarak kendi içinde farklı anlamlar üretiyor. Sonlanmış (kırılmamış, bölünmemiş, end-stopped) bir dize olarak okunduğunda başka, sonlanmamış (kırılmış, bölünmüş, run-on) bir dize olarak okunduğunda başka bir anlam veriyor. Buna benzer başka örnekler bulunabilir kitap içinde ve bu yöntem şiirlerin doğası hakkında bir ipucu veriyor: Bu şiirler doğaçlama yazılmış/söylenmiş ancak özenli bir işçiliğe tabi tutulmuşlar.

Ercüment Behzat Lav ve Mümtaz Zeki Coşkun gibi avangart şairlerden yaptığı alıntılar Sozüpek’in şiirlerindeki deneyselliğin ipuçlarını da veriyor. Kitapta yer alan somut ya da görsel şiirler ve çizimler şiirin matbuat ve sözcükten ibaret olmadığı bir alan yaratma arayışı olarak görülebilir.

Şiirlerdeki politik anıştırma, ironi, sözcük oyunları ve parodi (örneğin “Afsaltın HAK tonlarından asker almış devrimin torunusun” ya da “hallolmuyor bu ateş basın yoluyla ülkenin error bölgesinde azıyor bunu yazmayan”) şairin resmi ideolojiyle hesaplaşmasının ya da bu yönde bir isteğin emareleri olarak görülebilir. Bu hesaplaşma aynı zamanda dilin, sözdiziminin, ortografinin ve arı dilin dinamitlenmesine de yansıyor. Portmanto sözcükler, birbirine girmiş tamlamalar ya da sözcükler (“ölmeraklanacakmışsın”, “3yaşındabiçocuk”), Kürtçe (Kitabın üçüncü bölümü Lewçe adını taşıyor; boş boğaz, geveze, ukala gibi anlamlara geliyormuş), İngilizce ve Yunanca sözcükler (birinci bölümün adı psikopat bu iki dilde verilmiş), fonetik transkripsiyonu andıran sözcükler (İkinci Bölüm’ün adı: YN↑↑K kitabın sonundaki “infografik” kısmında ÜNİK olarak geçiyor. İlginçtir, burada kastedilen hadım anlamındaki eunuch mı yoksa biricik anlamındaki unique mi?  Hoş, her ikisi de kitabın poetik duruşu açısından anlamlı birer seçim).

Çizim ve görsel/somut şiirler de hesaba katıldığında Sozüpek’in kitabının başlığı Tamanlanamayan biraz daha belirginleşmeye başlar. Tamamlanamayan şey ifade etme edimidir. Dille ifade etme ediminin zorluğu, eksikliği, kusurlu oluşu, imkânsızlığı ya da dilin klişeleşmesi ve hiyerarşik bir hal alması şairi başka dillere, yöntemlere sevk eder. Sozüpek Türkçeye virüs sokarak arıyor bu çözümü.