Destina

Ankara patlamasında yaşamını yitiren Destina Peri Parlak için bir anma / hatırlama yazısı. Huzur içinde uyusun.

Ankara’da bir patlamada daha oldu. Son altı ayda üçüncü patlama. Feci zamanların başlangıcı ya da habercisi bunlar. Ülkenin tam bir savaş yerine dönmesini isteyen mevcut iktidarın ya desteklediği ya da göz yumduğu ya da sebep olduğu, her ne derseniz deyin, bu hali olağan kabul etmek ya da bu halin olağanlaşmasına izin vermek en büyük felaket olacak. Felaket durumları ve anlatıları üzerine yazan Agamben gibi felsefeciler felaketin en feci yanının ‘öznenin silinişi’ ve ‘olağandışının-olağanlaşması’ ya da ‘olanaksız-olanın varoluş olarak kalıcılaşması’ olduğunu söylüyorlar. Böyle zor zamanlarda böyle teorik laflar etmek de zorlaşıyor, bu mesafeli laflar iğreti duruyor ama durum bu: bir felaketin olağanlaşmasını, özne denilen, kişi denilen şeyin silinmesini yaşıyoruz. Ölenler sayıyla ifade edilip, tablolara döküldükçe, hissetme mekanizmaları da zayıflıyor, köreliyor. Soğuk rakamlar beyinde bir veri olarak işleniyor ve bu verileri belki de, maalesef, önceki patlamalarla kıyaslıyor. Daha önce 103 kişi ölmüştü, şimdi 37 kişi. İşte bu rakamlar o insanları hakikaten öldürebilir.

Biliyorum bütün hikayelere yetişmek mümkün değil ama ölenlerin gözünün içine bakmamızı sağlayacak, bir kitle olarak değil, biricik bir varlık olarak yok olduklarını bize idrak ettirecek, bunu unuttuğumuzda da hatırlatacak hikayelere ihtiyaç var. Böyle patlamalarda parçalanıp yok olan insanların ardından ‘hayat-hikayelerini’ yazma çabası bu açıdan önemli. Onları birer veri ya da belirsiz bir kitle mensubu olmaktan çıkarıp biricik, ayrı hikayelere dönüştürmek. Böylece de ölen herkesin acısını tek tek hissetmemizi sağlamak. Olağandışının bir his kaybıyla olağanlaşmasını engellemek. 10 Ekim Ankara katliamından sonra böyle bir dizi başlatılmıştı. Şuradan hatırlayabilirsiniz: http://101015ankara.org/

Ankara’da dün yaşanan patlamadan sonra da hayat hikayeleri ortaya çıkmaya başladı. Bir Pazar günü, olağanın da olağanı bir gün yok edilen insanların hikayeleri. Hepsini tek tek, en azından anmak için anlatmak ve anlamak lazım. Ben de burada ölenlerden birini kısaca anmaya ve onu yok olmaktan biraz daha kurtarmaya çalışacağım: Destina Peri Parlak.

Bu ismi patlamadan hemen sonra canhıraş bir hayrıkışla ‘açıklama’ yapan o ‘genç adam’ sayesinde öğrendim. Destina’nın kayıp olduğu saatlerde, patlamanın olduğu meydanda Destina’yı arayan bu genç adama uzatılan mikrofon herhalde birçok insanın acı-duygularını ifade eden bir megafona dönüştü. “Kusura bakmayın ağlayacağım” diye başladı konuşmasına bu genç-adam: o acı halinde bile ne büyük zarafet! İnsanın aklı almıyor! Ve sonra gözyaşları içinde haykırdı: “Hepinizin iktidarı yerin dibine batsın! Dinleriniz, ülkeniz, iktidarınız.. yerin dibine batsın! Hiçbiri bir genç kızın hayatı etmez!” Bu çoğu insanın yaşadığı çaresiz bıkkınlık ve öfkeyi ifade eden zehir zemberek bir haykırış oldu.

Sonra o genç kızın öldüğünü öğrendik. Destina Peri Parlak, 16 yaşında. Bu ismi düşününce, insan daha da tuhaf oluyor. Pırıl pırıl bir isim. Hem Destina, hem Peri, hem Parlak. Muhtemelen ailesi bu iç açıcı ismi, çok güzel hayallerle vermişti Destina Peri’ye. Muhtemelen de Destina ismi o Yeni Türkü şarkısından alınmaydı, yani Lale Müldür’ün Destina şiirinden. Zorlama bağlantılar kurmak istemem ama Destina adını duyduğumdan beri aklımda o şarkı ve o şarkıya söz olan o şiir geliyor. Özellikle de şu kısım:

“Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için
Yaşamımın gizini vereceğim sana Destina”

Hikaye odur ki Lale Müldür bu şiiri bir havale geçirip, uykusunda ölüp giden bir çocukluk arkadaşı için yazmış. Destina’nın adı bu şarkıdan / şiirden mi geliyor bilmiyorum ama bu kötü yazgıyla tüyler ürpertici bir benzerlik taşıyor. Ama bu Destina uykusunda da ölmedi, bir Peri gibi ölemedi. Bu bile olmadı. Bir bombayla, olağan bir Pazar günü parçalandı. Dünyanın korkunç halinin kurbanı oldu. Şimdi onun bir şekilde uyuduğunu varsayalım ve Destina şiirinden şu kısmı fısıldayalım:

“Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara”

İnsanların korkunç öyküleri de, lütfen, artık son bulsun. Şiirin tamamı da burada dursun, bakıp bakıp ürperelim, utanalım, ağlayalım diye. Bu korkunç hal olağanlaşmasın diye. Bu halden bizi belki utanç ve ürperti kurtarır.

“Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım

Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara

Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana Destina

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için
Yaşamımın gizini vereceğim sana Destina”

Bu da şarkısı:
https://vimeo.com/46550224