Dario Fo: Radikal Palyaçoluktan Bayraksız Militanlığa

Dario Fo için bir veda yazısı.

Geçtiğimiz ay Milano’da hayata gözlerini yuman Dario Fo, İtalyan ve dünya tiyatrosu için çok önemli bir isimdi. 24 Mart 1926 doğumlu Fo, oyuncu, yönetmen, oyun yazarı, sahne tasarımcısı, komedyen, şarkıcı ve şarkı sözü yazarıydı. Tabii bir de Fo’yu başka türlü ifade edenler var; toplumsal ajitatör, tiyatro karikatürcüsü, radikal palyaço, bayraksız militan, ajit prop’un soytarısı… Şüphesiz bunca sıfatın nedeni Dario Fo’nun renkli kişiliği, dinamik tarzı ve iflah olmaz muhalif kimliği. Bu sıfatların hepsi bir ölçüde gerçek durum ve hallere tekabül ediyor.

Fo, konularını adaletsizlik, soygun, eşitsizlik, kadın-erkek ilişkileri, ailenin açmazları, sosyal roller ve kilise eleştirisi çerçevesinde seçti. Tüm bunları komedia tarzıyla ele aldı. Hicveden, ironik ve eleştirel metinler yazdı ve oynadı.

Hemen her sanatçı gibi Dario Fo da farklı dönemlerden geçti. Gelişti, evrildi, yeni yollar denedi. Yalnızca varlığını devam ettirebilmek, sürekli bir izleyici kitlesine sahip olmak gibi rutin hedeflerle yetinmedi. Her fırsatta, var olmakla birlikte yeni yollar ve yeni keşiflerle çağdaş bir tiyatroya ve bu tiyatronun izleyicisine ulaşmak niyetinde olduğunu söyledi, alternatif olanın altını çizdi. Geçmişe, geleceğin inşası için başvurdu. Yaşadığı dönemin güncel meselelerini, sosyal yaşamdaki çelişki ve problemleri oyunlarına kattı, bunları kendi üslubunca yorumladı. Tüm bunların kendi tiyatro anlayışında yarattığı değişimlere de kapısını ardına kadar açık bıraktı.

Erken dönemde Fo ve Harikalar Diyarı

Sangiano’da, Maggiore gölü civarında doğan Fo’nun babası Fellice Fo İtalyan Demiryolları’nda istasyon şefiydi. Sosyalist fikirlere sahip olan Fellice Fo, ağırlıklı olarak Henrik Ibsen oyunları oynayan amatör bir tiyatro grubuna bağlı amatör bir oyuncuydu. Dario Fo’nun annesi Pina da, Fo’nun kardeşleri de, kültür ve sanatla yakından ilgilenen insanlardı.

Fo, Louisiana Müzesi’nin kanalına verdiği bir ropörtajda “Bir hikayeci olarak doğdum. Bu doğru,” diyor kendinden emin bir tonlamayla. Sonrasında, doğduğu bölgede bulanan ve tıbbı malzemelerden, ev dekorasyon malzemelerine, günlük hayatta karşılaştığımız cam objelerin neredeyse tamamına yakın çeşidinin yapıldığı, enteresan, oldukça büyük bir cam fabrikasından bahsediyor. Bu fabrika, orada çalışan insanlar ve onların çocuklarından oluşan atmosfer, Fo için bir harikalar diyarı işlevi görüyor. Çünkü, fabrikadaki alet ve makinaların kullanımı ve farklı alanlar için üretilen birçok malzemenin yapımı için çeşitli ülkelerden gelen, birbirine pek benzemeyen insanlar bir arada çalışmakta. Her lokal grup kendi dilini konuşuyor ve bu sayede Fo İtalyancanın yanında Asyatik dillerle, Avrupa dilleriyle ve hatta yerel ağızlarla tanışıyor; dille birlikte farklı kültürlere de aşina oluyor.

Grameri çözmekten öte, insanların jestlerini, tonlamalarını, davranış ve tepkilerini gözlemliyor. Onların hikayelerini anlamaya çalışıyor. Kendisi de hikaye anlatmayı çok sevdiği için, anlatılan her hikayeyi de tekrar ediyor, güncel durumlara adapte ederek yeniden ve yeniden aktarıyor. Bazen sırf hikayeleri için yemek davetleri aldığını söylüyor. “Ben bir palyaçoydum,” diye de ekliyor. Can kulağıyla dinlemiş olduğu bu öyküleri seve seve anlatıyor. Fo kendi temellerini hep bu hikayelerde görüyor. Aldığı mimarlık eğitimine rağmen, yine dönüp dolaşıp kendini bir hikaye anlatıcısı olarak buluyor.

Dario Fo, Franca Rame ve Commedia Dell’arte

Dario Fo’nun erken dönemine baktığımızda, çocukluğundan beri anlattığı hikayeleri saymazsak, mimarlık okurken yazdığı hicivlerle bu işe başladığını, daha sonra bir kabare yazarının yanında yardımcılık yaptığını görüyoruz. Fo, Commedia Dell’arte denilen İtalyan Halk Tiyatrosu geleneğini benimsiyor.

Fo tiyatro anlayışını ve tarzını gelenekten tam anlamıyla kopmadan oluştururken, yine kendisi gibi oyuncu olan, Milano doğumlu Franca Rame ile tanışıyor. Franca Rame’nin ailesi de Commedia Dell’arte geleneğini takip eden tiyatrocu bir aile. Fo ile Rame ortak bazı kodlardan beslendiklerini görüyorlar. Tiyatrodaki yoldaşlıkla beraber, birbirlerinin hayat yoldaşı da oluyorlar.

Commedia Dell’arte, anlatma usulünün yoğun olduğu maskeler, bir takım aksesuarlar ve müzik kullanılarak yapılan, doğaçlamaya dayalı bir komedi tarzı. Yani Fo’nun dinamizmine, renkli karakterine, çok yönlülüğüne oldukça uygun. Ayrıca Fo’nun sürekli oynadığı Arlecchino karakteri, Comedia Dell’arte’nin yedi ana karakterden neredeyse en renklisi, en tuhafı ve en ezber bozanı.

Arlecchino’nun İzinde Deliliğin Katalizör Görevi

Arlecchino bir uşak. Bu karakter bir bakıma ortaoyunundaki Kavukluya da benzer özellikler gösteriyor. Arlecchino, rengarenk kıyafetler giyen, elinde battaciosu olan, soytarı benzeri bir karakter. Kurnaz, aptal, dansçı, akrobat, ne istediği tam anlaşılamayan, uzlaşmacı olmayan bir karakter. Dönen tüm entrikaların merkezinde yaptığı absürdlükle ortalığı iyice karıştıran kişi. Bu ‘deli’ rolünü Fo oldukça fazla önemser. İnsanların Arlecchino ile farklı zeminde bir sorgulama olanağına kavuştuğunu düşünür.

Dario Fo, Arlecchino’yu daha sonraki dönemlerine de taşır. Buna en iyi örnek 1970’te yazdığı ve 1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasına da vesile olan “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” adlı oyun. Gerçek bir olaydan yola çıkılarak oluşturulan oyunda, tüm işleri karıştıran ‘deli’ karakter, Arlecchino’ya oldukça benzemekte. Fo, ‘deliliği’ katalizör olarak kullanır, olayları oldukça dinamik ve farklı yönleriyle sorgulanabilir bir hale getirir.

‘Deli’ seyircinin direkt özdeşlik kurabileceği bir karakter değil çünkü Fo seyircisinin karakterle özdeşlik kurarak, katharsis yaşamasını istemez; önyargı oluşturmasına izin vermeden, seyirciyi sağlıklı bir sorgulama zeminine çeker. Seyircisini tam karşısına alır. Seyirci kendini hiçbir karakterin yerine koyup savunmaya geçemez. Absürdlük tartışma olanaklarını genişletir.

Fo’nun oyunlarında zaman zaman oyuncunun bıyığı düşer, protez kolu çıkar, temsil boyunca seyirciye seyirci olduğu, bunun da bir oyun olduğu sürekli hatırlatılır. Yabancılaştırma yöntemiyle sorgulama süreci dinamik tutulur.

Dario Fo: Bayraksız Militan

Fo’nun kendi tiyatro anlayışını oluştururken dayandığı temellerine göz attık. Şüphesiz ki, çok da geç sayılmayacak bir dönemde tanıştığı, eşi ve yoldaşı olan Franca Rame ile bir araya gelmesi, Fo’nun hayatında önemli bir dönüm noktası olur. Çünkü bu ikili, birbirini besleyen, geliştiren bir ilişki geliştirirler.

Dario Fo önce kendi başına daha sonra da France Rame ile birlikte mizahi çerçevede politik oyunlar yazar. 60’larda işçi hareketiyle oldukça yakın ilişkiler kuran Rame ve Fo, bu politik atmosferin etkisiyle oyunlarını ve temalarını gözden geçirirler. İtalya Devlet Radyosu RAI’ye yaptıkları programın içeriğini işçi sorunlarına ve ezen-ezilen eksenine iyice kaydırsalar da bu onlara yeterli gelmez. Özeleştiri verip, oyunlarının temalarında değişiklikler yapmaya karar verirler. Küçük burjuvanın, orta sınıfın sorunlarından ziyade, daha çok alt ve alt-orta sınıftan insanları anlatan oyunlar oynamaya karar verirler.

68’de İtalyan Komünist Partisi’nin (PCI) kültürel şubeleri olan ARCI’lerde çalışmaya başlarlar. Bir nevi halkevi diyebileceğimiz bu mekanlarda, seyirciyle iç içe oyunlar oynamaya devam ederler. Neredeyse başrol ayrımı olmayacak şekilde bir konumlanma tarzına geçerler. Hiyerarşiyi reddeder, isimlerin bile alfabetik sıraya göre yazıldığı, eşitliğin her alanda gözetildiği bir anlayışı benimserler. Oldukça fazla baskı, şiddet ve sansüre maruz kalırlar ama yine de zor zamanlarda da tiyatro yapmaya devam ederler.

70’lerin sonlarından itibaren, işçi sınıfı mücadelesindeki düşüş ve demoralizasyonla birlikte, yine bir sorgulama sürecine giren ikili, kadının sosyal hayatta uğradığı haksızlıklar ve kadının yeniden inşası üzerine eğilmeye karar verirler. Çünkü ezen-ezilen ilişkisini hayatın tüm alanlarında tartışabilecekleri bir zemindir bu. Franca Rame ile beraber yeni metinler yazmaya koyulurlar çünkü bu meselede yol kat edilmeden, bir yerlere ulaşmanın imkansızlığını görmüşlerdir.

Direkt bir politik önerme yerine günlük hayatta tanıdık gelen, yaşanmış olaylardan kesitler sunarak, bazı karikatürize yönleri vurgulayarak, durumu vermeye çalışırlar. Oldukça şeffaf ve saydamdırlar. Sorunları sadece başka insanlar üzerinden irdelemezler, kendilerini de katarlar. Örneğin Franca Rame’nin politik nedenlerle kaçırılıp, tecavüze uğraması meselesi direkt Franca’nın ağzından onun cümleleriyle yazılır. Dario Fo, kadınların yerine söz alan ‘her şeyi bilen erkek’ olarak yazmamaya özen gösterir. Mahkeme tutanakları, sorgu tutanakları, mağdurların ifadeleri ve mektuplar üzerinden kaleme alınmış metinlerdir bunlar ve gerçeklikleriyle kimseye bir kaçış noktası bırakmazlar.

1977’de İtalyan Feminist hareketin yoğun olduğu dönemde “Kadın Oyunları” oldukça fazla ilgi görür. “Ödenmeyecek Ödemiyoruz” ve “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ile birlikte en bilinen ve en çok oynanan oyunlar haline gelirler.

“Kadın Oyunları”nın tamamı komediye dayanmaz. “Ben Ulrike Bağırıyorum” ve “Medea” oldukça dramatik yapıdadır ve komedi değildir. “Alice Harikaları Olmayan Diyarda” oyununda metni yapısal olarak çözerler, postmodern bir şekilde, parçalı işlerler. “Hepimizin Öyküsü Aynı” adlı oyununda Sibirya masallarından alıntılarla beraber, sembolik bir dil kullanmayı tercih ederler. “Yalnız Kadın”da bir ev kadını, “Hippi Ana”da oğlu için çırpınan bir anne, “Medea”da çocuklarını öldürmek isteyen bir anne, “Tecavüz”de ise siyasi görüşleri nedeniyle tecavüze uğrayan bir kadın ele alınır. Faşizmin ve iktidarın çeşitli yüzlerinden nasibini almış bir çok kadın dillendirilir. Bir çoğu monolog şeklinde olan “Kadın Oyunları” ayrı bir yazının konusu olmayı hak edecek kadar analiz imkanına sahip ve oldukça katmanlı. Hem metniyle, hem sahne düzeniyle, oyuncunun gestusuyla, izleyiciyle kurulan ilişki ile ciddi anlamda dönüştürücü rol oynayan güçlü oyunlar birleşimi.

Fo için de Rame için de birey dinamizmiyle, kurduğu ilişkilerle, sosyal sınıfıyla toplum içinde devinir. Bireyin ağırlık merkezi ile toplumun ağırlık merkezi çakışabilmelidir. Gerçekliği ıskalamadan birey olmanın yoludur bu. Rame ve Fo hiçbir zaman sloganların ve bayrakların insanı olmazlar, her zaman katı söylemlerin ötesine geçerler, seslerini yükseltmeleri gereken noktada da asla susmazlar. Politik olarak kendilerini yeniden ve defalarca düzenlemiş ve konumlandırmışlardır. Yaşamın dinamizmine ve güncel olana her daim açık olmuş olan Dario Fo ve Franca Rame, aykırı sesler olarak her daim kendilerinden bahsettirecekler ve çağdaş tiyatronun yeniden inşasında rol oynamaya devam edecekler.