Daraya: Suriye devriminin kalbi ve her isyancının kalp atışı

Şiddetsiz direniş fikri ve pratiğinin gelişim merkezlerinden biri olan Daraya, tüm Suriye’deki sivil itaatsizlik eylemleri için ilham kaynağı.

Bu yazı Daraya şehrinin tahliye edildiği 26 Ağustos 2016 tarihinde Leila al Shami’nin kişisel blogunda yayınlanmıştır. Leila Al Shami, 2000 yılından bu yana Suriye ve Ortadoğu’da insan hakları ve toplumsal adalet mücadeleleri içerisinde aktif olarak mücadele eden ve İngiltere’de yaşayan bir Suriyeli. Kendisi Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa’daki anti-otoriter mücadeleler arasında bir ağ işlevi gören Tahrir-ICN’nin (International Collective Network) kurucularından ve aynı zamanda Burning Country: Syrians in Revolution and War (Pluto Press, Ocak 2016) kitabının yazarlarından (Robin Yassin-Kassab ile beraber).

Daraya’nın Esad rejimine karşı şiddetsiz, otonom örgütlenme modellerini esas alan direnişinden çoğumuz maalesef ancak bu tecrübe yenilgiye uğradıktan sonra haberdar olabiliyoruz. Makro-politika ve büyük analizler içerisinde boğulurken, savaşın ve cehennemin bile orta yerinde açan minik cennetlerden, vahalardan, çöl çiçeklerinden bihaber kalıyoruz. Bu çevirinin böylesi tecrübelere yüzümüzü dönebilmemizi bir nebze sağlamasını, bölgede birbirinden habersiz anti-otoriter pratikler arasında bir ağ oluşmasına vesile olabilmesini ve bizim de giderek içine sürüklendiğimiz çatışma ve iç savaş ortamında başka türlü örgütlenmeler için ilham kaynağı olmasını umut ediyorum.

Daraya

26 Ağustos 2016

Leila Al Shami

Çeviren: İnan Mayıs Aru

Daraya: Suriye devriminin kalbi ve her isyancının kalp atışı

[1]

Özgürleştirilmesinden dört yıl sonra, ağırlıkla bir tarım kasabası olan ve başkente stratejik bir yakınlıkta bulunan Daraya rejime yenik düştü. İsyan öncesi 300.000’e varan nüfustan geriye kalan 4.000-8.000 arası sivilin bulunduğu şehrin tahliyesi konusunda bir anlaşmaya varıldı. Kasabalarını cesaretle savunan yerel savaşçılar İdlib’e giderek oradaki direnişe katılacak.

Daraya sakinleri bir daha asla evlerine dönemeyebileceklerinin farkında. Elveda demek için sevdiklerinin mezarlarında toplanan yurttaşların fotoğrafları sosyal medya üzerinden paylaşıldı. Muhalefetin kalelerinin kalıcı biçimde temizlenmesine yönelik bir plandan korkuluyor ve daha önceki tahliye anlaşmalarında, hatta BM gözetiminde yapılanlarda bile pek çok kişi rejim tarafından gözaltına alınmış ve sonrasında bu kişileri bir daha gören olmamış.

Daraya sakinleri ümitsiz durumda. Birkaç gün önce Daraya’dan bir grup kadın dünyaya, içinde bulundukları korkunç şartları anlatan bir mektup yolladı. Rejimin dayattığı 1368 gündür süren kuşatma gıda ve tıbbi malzemelerin şehre girişini engellemiş. İnsanlar açlıktan ölüyormuş. Rejimin gündelik saldırılarında, 9.000’in üzerinde varil bombası şehre düşmüş ve uluslararası yasaklar getirilen zehirli gazlar ile napalm kullanılmış. Hastane hedef alınmış ve işlemez hale gelmiş. Yegâne gıda kaynağı olan tarım arazileri kasten yakılıp yok edilmiş. Kadınlar bu şiddetin sona ermesi ve kuşatmanın kalkması için uluslararası topluluğa harekete geçme çağrısında bulundular. Bu mektubun ardından kadınlar ve çocuklar tarafından yine aynı taleplerle aylar süren gösteriler düzenlendi. Nihayet Haziran 2016’da bir yardım konvoyu kasabaya ulaştı fakat ilaç, cibinlik ve bebek mamasından oluşan yardım malzemeleri içinde gıda yoktu. Hemen ardından gerçekleşen bir protesto eylemindeki pankartlardan birinde “Aç karna ilaç alamayız,” yazısı dikkatleri çekiyordu.

Daraya’yı terk edenler, kahramanlar gibi ayrılıyor. Daraya Suriye devrimcileri için bir sembol niteliğinde. Burası şiddetsiz direniş fikri ve pratiğinin gelişim merkezlerinden biri ve tüm ülkede sivil itaatsizlik için ilham kaynağı olmuş. Şehrin maruz kaldığı dehşet verici baskıya rağmen burası yerel, otonom öz örgütlenmede kayda değer bir başarı örneği. 2013’te kaçırılan devrimci aktivist Rezan Zaytuna şöyle diyordu: “Daraya devrimden önce de parlayan bir yıldızdı, devrim boyunca da öyle oldu. Şehrin genç erkek ve kadınlarının inşa ettiği şey büyük çabalara mal olsa da hayalini kurduğumuz geleceğin Suriye’sine dair küçük bir model oldu. Şehrin aktivizmi her an bizi şaşırtmaya devam etti… Her bir yeni katliamın ardından tüm ülkenin içine düştüğü umutsuzluk atmosferinde bile Daraya’da bir arada yaşam çağrısında bulunan pankartlar taşınmaya devam etti.” [2]

2011 yılında ayaklanma başladığında rejim karşıtı protestoların örgütlenmesi için hemen yerel bir koordinasyon komitesi ortaya çıktı. Komite şiddetsiz mücadelenin önemini vurguluyordu ve demokratik bir Suriye ve tüm etnik ve dini gruplar arasında eşitlik çağrısında bulunan bildiriler dağıtıyordu. Dayanışma için çalan kilise çanlarının eşliğinde göstericiler ellerinde çiçeklerle yürüyor ve kendilerini vurmak üzere gönderilmiş güvenlik güçlerine su şişeleri uzatıyordu. “Halk ve asker birdir” sloganları atılıyordu. Yerel koordinasyon komitesinde çalışanlardan biri 26 yaşında bir terzi olan Ghiyath Matar’dı. Barışçıl direnişe olan bağlılığı nedeniyle “Küçük Gandhi” lakabıyla tanınıyordu. Ghiyath, 6 Eylül 2011 tarihinde güvenlik güçleri tarafından tutuklandı. Birkaç gün sonra hırpalanmış cesedi ailesine ve hamile eşine geri verildi. En son Facebook paylaşımlarından birinde Ghiyath şöyle demişti: “Şiddetsizliği seçmemizin nedeni korkaklık ya da zayıflık değil ahlaki kanaatimizdir; ülkeyi yok etmiş bir şekilde zafere ulaşmak istemiyoruz.” [3]

Daraya’daki gençlere ilham kaynağı olan şiddetsiz direniş ilkeleri bu kasaba için yeni bir şey değildi. Bağımsız örgütlenmeleri acımasızca bastıran bir polis devleti olan Suriye için pek de alışıldık olmayan bir biçimde 15-25 yaşlarında bir grup genç kadın ve erkek 1998’de Daraya Gençlik Grubu’nu kurmuştu. Bu gençler, din âlimi Abdül Ekrem El Sakka ile Kuran çalışmaları yapıyorlardı. El Sakka toplumsal ve politik özgürlüğü teşvik ediyor ve öğrencileri arasında özgür düşünceyi destekliyordu. Liberal görüşleri nedeniyle Suriyeli ulema arasında tartışmalara neden oluyordu. Kadınların kendi eşlerini seçebileceğini söylüyor ve kadınların eğitiminin örtünüp örtünmemelerinden daha önemli olduğunu savunuyordu. Öğrencilerine Kuran geleneği üzerinden şiddetsizlik düşünce ve pratiğini savunan bir İslam âlimi olan Cevdet Said’in yanı sıra Ghandi ve Martin Luther King’in de öğretilerini aktarıyordu. El Sakka’nın çalışmaları hükümet yetkililerinin dikkatini çekti ve kendisi 2003 ve 2011 yıllarında hapse atıldı. Onun yol göstericiliğinde Daraya Gençlik Grubu kasabalarının sokaklarını temizlemek, Amerikan ürünlerini boykot etmek gibi eylemlerin yanı sıra rüşvet ve yolsuzluğa karşı daha riskli kampanyalar da yürüttü. 2002 yılında İsrail’in Cenin mülteci kampını işgaline karşı bir gösteri ve 2003 yılında Amerika’nın Irak’ı işgaline karşı (hükümetten izinsiz) protestolar düzenlediler. Bu faaliyetler grup üyelerinden 24’ünün tutuklanmasına yol açtı. Birkaç tanesi kısa süre sonra salıverilse de çoğunluğu üç ila dört yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı. [4]

14102762_4409228786577_4319004011461271557_n

Barışçıl gösteriler şiddetli bir baskıyla karşılaştı. Çiçeklere kurşunlarla karşılık verildi, göstericiler toplu olarak kuşatılıp gözaltına alındı. Ağustos 2012’de yoğun top bombardımanının ardından Suriye ordusu birlikleri şehri yerle bir ederek rejimin en korkunç katliamlarından birini gerçekleştirdi. 400 kadar erkek, kadın ve çocuk infaz edilerek öldürüldü. Kaçmaya çalışanlar avlanarak vuruldu. Ölülerin bedenleri sokaklara yığıldı ya da toplu mezarlıklara atıldı.

İlelebet tekrarını yaşayabileceğimiz üzere Batılı yorumcular yine rejimin kabahatlerini temize çıkarma peşindeydi. Ünlü gazeteci Robert Fisk katliamdan kısa süre sonra rejimin ordularıyla beraber Daraya’ya geldi. Olayın Özgür Suriye Ordusu’nun rehine alması ve esir takasında meydana gelen bir hata üzerine gerçekleştiğini bildirirken çeşitli kaynaklardan aldığı bilgilere göre kurbanların da devlet görevlilerinin akrabası olduğunu aktardı. Daraya yerel koordinasyon komitesi Fisk’in raporuna dair sert bir kınama yazısı yayınladı. Esir takası hikâyesini hiç duymamışlardı bile, görüşme yapılan kişilerin rejim askerlerinin yanında serbestçe konuşup konuşamayacağını soruyor ve Fisk’i muhalif aktivistlerle görüşmediği için eleştiriyorlardı. [5]

Daraya üç ay sonra yerel isyancılar tarafından özgürleştirildi. Devlet çekilirken kasaba sakinleri işlerin yürümesi için bir Yerel Konsey kurdu. Bu konseye dâhil olanlardan biri de devrimci Suriyelileri Esadçı devletten bağımsız olarak kendi topluluklarını örgütlemeye ve toplumsal bir devrime doğru ilerlemeyi teşvik eden anarşist Ömer Aziz’di. Önlerinde duran muazzam zorluklara rağmen Daraya Yerel Konseyi ciddi bir başarı gösterdi. Sivillere hizmet vermek üzere, medya hizmetlerinden, hukuk hizmetine ve halkla ilişkilere (mükemmel bir web siteleri mevcut) pek çok büro açtılar. Bir yardım bürosu günde üç öğün yemek veren bir mutfak açtı ancak kuşatma nedeniyle bir süre sonra daha seyrek yemek çıkarabildiler. Konsey aynı zamanda fasulye, ıspanak ve buğday yetiştirerek kendine yeterliliği de sağlamaya çalıştı. Bir tıp bürosu hasta ve yaralılara hizmet veren bölge hastanesini yönetiyordu. Bir hizmet bürosu, hava saldırıları ya da çöken binalar nedeniyle ana yollardan ulaşım kapandığında alternatif yollar açmaktan sorumluydu. Yerel konsey aynı zamanda sivil ve askeri çabaları birleştirmeyi de amaçlıyordu. Daraya, yerel Özgür Suriye Ordusu tugayının konseyin örgütsel yapısının bir parçası olduğu ve sivil idarenin denetimine tabi olduğu az sayıda topluluktan biriydi. Devrimci kadınlar, toplulukları içerisinde ve daha geniş çapta Suriye’de olan bitenleri tartışacakları ve sivil itaatsizliği teşvik edecekleri Enab Baladi dergisini kurdular. Kasaba sakinleri eğitimlerine devam edebilsin diye aktivistler bir yer altı kütüphanesi kurdu.

Daraya halkı özgürlük rüyalarının bedelini ağır ödedi. Dört yıl boyunca Esadçı devlete karşı özerkliklerini korudular ve bombalara ve açlık kuşatmasına rağmen devam ettiler. Mücadeleleri her yerdeki Suriye devrimcileri tarafından hatırlanacak ve onurlandırılacaktır.

Notlar:

[1]Yukarıdaki fotoğrafta duvarda görülen slogan.

[2] ‘Daraya: the town that shames the world’, The Syria Campaign, Mart 2016

[3] Mohja Kahf ‘Water bottles & roses: Choosing non-violence in Daraya’, 21 Kasım 2011

[4] Daha fazla bilgi için bkz. Mohja Kahf ‘Water bottles & roses:  Choosing non-violence in Daraya’, 21 Kasım 2011

[5] Amerikan savaş muhabiri Janine Di Giovani de katliamdan birkaç gün sonra (rejimden bağımsız olarak) Daraya’ya girdi. ‘The morning they came for us’ (Bloomsbury Publishing, 2016) adlı muhteşem kitabında olan bitenin yürek paralayıcı bir anlatımını bulmak mümkün.