Eleştiri

Süreyya, kadınlık hallerini tekdüzeliğe, tek bir hale indirgeyip onları sıkıştırdıkça sıkıştıran ataerkinin dayatmalarına karşılık kadınlığın üretken ve çok sesli hallerini vurgular. Başkaldırarak kendi olma macerasına atılan, acıyan, kanayan ama yine de kendi olmak için verdiği mücadele sonucu kendi olabildiği için kendi ile el sıkışan bir kadındır o.

EleştiriFikir

Sovyet ütopyası kadınların ev işçiliğini üstlenmemesinin devrimci niteliğinin bilincinde olarak yeni, devrimci bir yaşam tarzı yaşatmaya çalışmıştı. Yaratıcı ve paylaşımcı bir eylem olarak yemek yapmanın eğlenceli bir şey olduğunu teslim ederek, bir kez daha tekrarlayalım: Kahrolsun Ev İşçiliği, Çocuk Bakımı ve Mutfak Köleliği!

EleştiriGündem

Yaşasaydı “En Önemli 100 Çeviri” listesinde kendi eserinin adını görmekten muhtemelen büyük bir esef duyacak Adorno’nun söz konusu listede bulunması ya da ‘bulunabilmesi’ bile bize ‘bir şey’ anlatmamalı mı? En azından Adorno okurken okuduğumuzu anlayıp anlamadığımızı, farkında olmadan tam da Adorno’nun eleştirisini yaptığı konuma/konumsuzluğa kendimizi düşürüp düşürmediğimizi sorgulatmamalı mı?

EleştiriFikir

Camp, kitle kültürü çağında nasıl dandy olunur sorusunun cevabıdır. Dandy aşırı büyümüştür. Duruşu, tepeden bakıcıdır ya da usanmış. Nadir duyumların peşine düşer, kitlesel beğeniyle lekelenmemiştir. Eski usul dandy vulgerlikten nefret ederken Camp aşığı yeni dandy ise vulgerliği takdir etmektedir. Dandy’nin sürekli gücendiği ve sıkıldığı yerde, Camp’in ustası sürekli eğlenmekte, keyiflenmektedir.

EleştiriGündem

Schnitzler’in başlattığı “dans halkası” ve döngü günümüze kadar ulaştı ve bugün artık Türkiye tiyatrosunda da yerini buldu. David Hare’in metnini esas alan bir uyarlama olan Blu, Toy İstanbul bünyesinde Meltem Cumbul rejisi ile bugünlerde sahneleniyor.

Eleştiri

Güneş Terkol’un işlerinde hafiflik ve ağırlık, rüzgâr ve yerçekimi bir arada işliyor, denebilir. Bir yandan uçuşan tüllerle yaratılan hafif bir his, bir yandan da o tüllerin uçuşmasını durduran ‘ağır içerik’ Terkol’un işlerine benzersiz ve adlandırılması zor bir gerilim kazandırıyor.

Eleştiri

Deleuze’ün kavramsallaştırdığı yüz, Bacon’da “kelle” haline gelir. Kendi içine kapanamaz, bütünlüğü asla ele geçirilemez. Ancak hep gelmekte olan bir bütünlükten ya da hiçbir kimliğe bürünmeyen surattan söz edilebilir.