Can Dündar Vakası ve ‘Şahsa Yönelik’ Politikanın Tehlikeleri

Bir şahıs miti yaratmaya çalışan, devlet mekanizmasındaki ‘bürokrasiyi’ de kaldırarak neredeyse ‘şahsi’ bir tek adam sistemi yaratmaya çalışan birinin ‘şahsına’ yönelik her tür eleştiri, espri, ironik yorum vesaire de o şahıs mitini besler. Bürokrasi yerine kendi duygusal ve akli iniş çıkışlarını koymak isteyen ‘otoriter’ bir siyasi odağın zaten istediği şey, bir yönetim mekanizması gibi anonim kalmaktansa, şahsen ciddiye alınmak, şahsen ‘varsayılmaktadır.’

Can Dündar ve arkadaşı (maalesef öyle anılıyor), yaklaşık üç aylık bir tutukluluğun ardından tahliye edildiler. Basın özgürlüğü adına iyi bir haber diyemiyorum zira tahliye edilmeleri değil orada kaldıkları üç ay asıl mesele; basın özgürlüğünü ilgilendiren şey ‘şimdi’ özgürlük kalmaları değil, ‘o zaman’ tutuklanmış olmaları. Neyse, sorun bu değil, en azından iki gazeteci daha dışarıda artık, sevindirici bir haber. Ama ben Can Dündar (ve arkadaşının) serbest kaldıktan sonra bunun nasıl ‘ifade’ edileceğini merak ediyordum ki siyasi açıdan çok yanlış ve kötü bir açıklama geldi, aşağı yukarı şöyle bir şey: “Tahliye olarak Erdoğan’a doğumgünü armağanı vermek istedik.”

Can Dündar burada elbette bir ironi yapıyor, ironi üzerinden bir eleştiri geliştiriyor ama farkında olmadığı bir şey var: Bir şahıs miti yaratmaya çalışan, devlet mekanizmasındaki ‘bürokrasiyi’ de kaldırarak neredeyse ‘şahsi’ (şahsına münhasır diyelim, kötü anlamda) bir tek adam sistemi yaratmaya çalışan birinin ‘şahsına’ yönelik her tür eleştiri, espri, ironik yorum vesaire de o şahıs mitini besler. Bürokrasi yerine kendi duygusal ve akli iniş çıkışlarını koymak isteyen ‘otoriter’ bir siyasi odağın zaten istediği şey, bir yönetim mekanizması gibi anonim kalmaktansa, şahsen ciddiye alınmak, şahsen ‘varsayılmaktadır.’ Dolayısıyla, şahsa yönelik bütün eleştiriler (ve espriler) de bürokrasi ve hukuk yerine kendi şahsını koyan bu ‘yeni-Türkiye / büyük-lider’ anlayışını dolaylı da olsa besleyen bir şeydir.

Doğumgünü açıklamasının bir talihsiz yanı daha var: Türkiye tarihinde bütün siyasi acayiplikler yaşanmıştır ama Cumhurbaşkanı’nın doğumgününü ‘resmen’ kutlamak, bunun için okulların tatil olmasını gündeme getirmek kimsenin aklına gelmemiştir. Şahsi varlığın iyiden iyiye ayyuka çıktığı ve ‘devlet adamının görünürlüğü talebi’ diyebileceğim şeyin inanılmaz boyutlara vardığı bu ‘doğumgünü’ vakasına gönderme yapmak, hatta bununla dalga geçmek bile cumhurbaşkanlığı denilen bürokratik kurumun şahsi bir makama dönüşmesine katkıda bulunuyor. Biliyoruz, cumhurbaşkanı (nam-ı diğer ‘reis’) Can Dündar’ın yaptığı haber sonrası ‘bunu yanına bırakmam’ gibi son derece ‘şahsi’ bir üslupla (mahalle delikanlısı ağzıyla) tehdit savurmuş, sonra da iyice kendi kontrolüne aldığı yargı sistemi aracılığıyla (aracılığa da gerek yok artık, yargı sistemini es geçerek diyelim) Can Dündar ve Erdem Gül’ü hapse göndermişti. Yani ‘şahsi bir meseleydi’ bu. Şimdi Can Dündar da maalesef bu açıklamayla bu şahsi oyuna dahil olmuş oldu.

Ülkeyi ve ülke sınırlarında yaşayanları kendi ‘şahsi’ tahayyülü uyarınca şekillendirmeye çalışan mevcut iktidar türünü şahsa saldırarak zedeleyemezsiniz. Burada yapılması gereken siyasi hamle şahsa saldırıya (ve şahsa yönelik esprilere) devam ederek o şahsın görünürlüğünü ve ‘şahıs mitini’ arttırmak değil, işin şahsi yönünü unutmak ve siyaseti, siyasi erki anonim bir yönetim aygıtı olarak anlatmak, böyle anonim olmaya davet etmektir. Bu tür despot iktidarlar ‘muhatap’ alınmak ister, şahsen muhatap alınmak. Şahsen muhatap alırsanız, olumlu ya da olumsuz, kendini daha ‘mühim’ hisseder. İdeal ve özgürlükçü bir politik sistemde yöneticilerin (illa olacaklarsa) adını bile unutmamız lazım, bunların ‘bürokratik’ görevlere dönmesi lazım. Ama az gelişmiş, mütehakkim ve otoriter bir siyaset yapısında ‘yöneticiler’ birer efsane olmaya, kendi şahsi tercihlerinin ortak insan hak ve özgürlüklerinden daha mühim olduğunu hissettirmeye çalışırlar.

Dolayısıyla gündelik hayatta da, basın açıklamalarında da, politik sanat işlerinde de ‘şahsa yönelik’ bir politika ve üslubu benimsemek o ‘şahsın’ şahıs mitini yükseltmekten başka bir işe yaramaz. Yapılması gereken şey siyasi yapıları ‘anonim’ ya da ‘şeffaf’ olmaya davet etmek olmalı, şahsi iniş çıkışları için devlet aygıtlarını kullanabilen biriyle şahsi bir kavgaya girmek değil. Kendisini eleştiren bir yurttaşa ‘gel lan buraya’ diyerek, korumalarını da es geçerek tokat atmaya çalışan bir acayip ‘şahıs’ var karşımızda, bu oyuna gelmeyelim, şahıs olarak muhatap almayalım. Hatta adını bile anmayalım.

Gezi Direnişi’nde de benzer bir sorun vardı: ‘Tayyip… vesaire’ gibi sloganlar siyasi açıdan yanlıştı. Bütün ülkeyi ve muhalif hareketleri bir tek adam sistemine hapsetmeye çalışanlara karşı başka bir yerden, kelimeleri ve hitap şekli de bu ‘tek adam’ sistemininkine hiç benzemeyen bir noktadan konuşmamız lazım. Onlar referans noktasını ve çemberi daraltmaya çalışıyor: bu indirgeme, siyaset zeminini daraltma hamlesine karşı tetikte olmak lazım. Ufkunuzu ve zemininizi iktidarın dar alanına ve dar havsalasına teslim etmeyiniz, diyerek bitireyim.

Umarım bu yazıyı yazarak da mevzubahis şahıs mitine katkıda bulunmamışımdır.