Bob Dylan ve Amerikan Şiir Geleneği

Zamanı aşan, gerçeküstü ve aynı zamanda hakiki imge ve metaforlarla bir taraftan başta Yeats, Keats, Blake, Rimbaud olmak üzere Avrupalı atalarına, diğer taraftan da Whitman’la başlayıp Beat Kuşağı’na uzanan, hatta öykü anlatıcılığının şiirsel resmi Robert Frost’a dokunan, Joan Baez’in “yıkıcı dürüstlüğü”nden ilham alan sözlerin yaratıcısı Bob Dylan.

Something is happening here / But you don’t know what it is / Do you, Mr. Jones?
(Ballad of a Thin Man, Highway 61 Revisited, 1965)

Bob Dylan’ın 2016 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesi, ödül için 1996’dan beri adının geçtiğini bilmeyen çoğumuz için büyük sürpriz oldu. Dylan’ı aday gösterme gerekçesi ise “Şarkı sözleri ve müziği, şiir ile müzik arasındaki vazgeçilmez geleneksel bağlantının yeniden kurulmasına katkıda bulunmuş; böylelikle dünyaya nüfuz edip onun tarihini de değiştirmiştir” [1] diye tanımlanmış. Nobel Komitesi’nin edebiyat alanındaki genel ölçütü “ideal yönde üstün eserler” vermiş olmak; komite ödülün Dylan’a verilme nedenini “köklü Amerikan şarkı geleneği içerisinde yeni şiirsel ifadeler yaratmış olması” şeklinde açıkladı. Hatta Genel Sekreter Sara Danius, Dylan’ı “çalgı eşliğinde icra edilmek üzere şiirsel metinler yazan” Antik Yunan şairlerinden Homeros ve Sappho’ya bile benzetti [2]. Danius “Bob Dylan İngilizce diline hakim büyük bir şairdir, bu açık bir gerçek. John Milton ve William Blake’ten beslenen fakat günümüz edebi geleneklerini de yerel dil ile harmanlayan bir anlayışa sahip olan Dylan, yerel Appalaş şarkılarından güneyin delta blues’una kadar repertuvarını da oldukça geniş bir bölgeden beslemiştir. Bugüne kadar hiç kimse, eserlerinde Rimbaud ve Fransız modernizminden bile etkiler gözlemlenebilen ve tüm bu mirası özgün bir biçimde aynı potada eritebilen Bob Dylan’ın yaptığını yapamamıştır” [21] dedi ve kıyamet koptu.

Komitenin kararları hep tartışılageldi ama Dylan’ın ödülü kazanması edebiyat, şiir nedir; şair kime denir gibi tartışmalara da yol açtı. Pek çok kişi olumlu veya olumsuz görüş bildirirken komitenin edebiyat tanımını genişletmesi tartışmalardaki asıl noktalardan biri olarak karşımıza çıktı. Hatta Kurt Vonnegut’ın 1991’de Hustler’a yaptığı açıklamada Dylan’ı “yaşayan en berbat şair” [3] diye tanımlaması bile çeyrek asır sonra ödül vesilesiyle yeniden gündeme geldi. Anlaşılan edebiyat, hele yüksek edebiyat, yine bir ayak oyununa yenik düşmüştü. Gerçi Dylan 1997’de Newsweek’e verdiği söyleşide kendisinin şair olmadığını, böyle bir etiketten rahatsızlık duyduğunu “Wordsworth şairdir, Shelley şairdir, Allen Ginsberg şairdir.” [4] diye açıklasa da komitenin kararını alkışlayan yazarlardan Salman Rushdie şarkıyla şiirin o yakın lirik bağından söz ederek Dylan’ı “ozan geleneği” [5] içinde gördüğünü yazdı. Gerçekten de “Şarkı yazarı, çağımızın ‘Gezgin Ozanı’dır. Edebiyat geleneğinin içinden (ya da onunla aynı atadan) gelir” [20]. Bu yazının amacı da geleneğe yapılan bu vurguyla Bob Dylan’ın çağdaş Amerikan şiiri veya ozanlık geleneği içindeki yerini biraz daha belirginleştirebilmek.

T. S. Eliot modernist edebiyatın başucu eserlerini yaratırken bir taraftan da Batı edebiyatı geleneği ile şairin kişisel becerisi arasındaki ilişkiyi araştırdığı Gelenek ile Bireysel Yeti (1919) başlıklı denemesinde (bireysel yetiden neredeyse hiç söz etmeden) geleneğin yalnızca geçmişe, ölü ozanlara ait olmadığını “geçmişin şimdiki anı”na işaret ettiğini yazıyor. Eliot’a göre gelenek gerçekten özgün eserlerle dönüşüme uğrayan, yaşayan bir süreç:

Hiçbir ozanın, hiçbir sanatçının tek başına bir anlamı yoktur. Onun anlamı, değerlendirilmesi, ölmüş ozan ve sanatçılarla olan bağının değerlendirilmesidir. Ona tek başına değer biçemezsiniz; karşılık ve benzerliklerini belirtmek için, ölmüşler arasına yerleştirmeniz gerekir. Bunu yalnız tarihsel değil, estetik eleştirinin de bir ilkesi olarak söylüyorum. Ozanın bağlanacağı, uyacağı gerekçe tek yönlü değildir. Yeni bir yapıtın yaratılmasıyla olan şey, aynı zamanda, o yapıttan önce gelen bütün sanat yapıtlarını da ilgilendirir. Var olan büyük yapıtlar kendi aralarında, yeni katılan –gerçek yeni— yapıtın değiştireceği eksiksiz bir düzen gösterirler. Bu düzen yeni yapıt gelmeden önce tamdır; yeniliğin araya girişinden sonra da sürmesi için bu düzenin pek hafif de olsa değiştirilmesi gerekir; böylece her sanat yapıtının bütüne olan bağları, oranları yeniden ayarlanır; işte bu, eski ile yeni arasındaki uyuşmadır. Her kim İngiliz Yazını için bu düzen ve Avrupalı biçim düşüncesini benimserse, şimdinin geçmişle yönetildiği ölçüde geçmişin de şimdi ile değişime uğramasını usa aykırı bulmayacaktır. [6]

O zaman Dylan’ı Amerikan şiir geleneği içine nasıl yerleştirmeli? Bu sorunun yanıtı hem Amerika’yı hem de şiiri nasıl tanımladığımıza göre değişiyor zira tarihi nereden, hangi saiklerle başlattığımız da bütün açımızı, dolayısıyla da konumumuzu belirliyor. O yüzden Amerikan Edebiyatı’na Giriş derslerinde sürekli yinelediğimiz bir gerçeği anımsayalım: Amerikan edebiyatının ilk örnekleri ne yazılıydı ne de İngilizceydi. Amerikan yerlileri Avrupalı kolonistlerin kıtayı işgalinden çok daha önce zengin ve oldukça gelişmiş bir sözlü edebiyat geleneği yaratmışlardı. Söz büyüydü; şarkıların nakaratları da sözün uçmaması için akılda kalmasını sağlamanın yanısıra anlatısal bir bütünlük de sağlıyordu. Hayatın, varlığın bağlı olduğu toprak anayla girişilen güçlü bir diyalogdu. Amerikan yerli halklarının icra edilmek üzere yaratılmış törensel şarkılarını görmezden gelip sözlü halk edebiyatını yok sayarsak ancak Amerikan Edebiyatını 17. Yüzyıl’ın başlarında İngiltere’deki baskıdan kaçarak “Yeni Kudüs”te bütün insanlığın gıptayla bakacağı bir “tepedeki şehir” (city upon a hill) kurmak üzere Amerikan kolonilerine yerleşen püriten İngilizlerin iç sıkıcı, ahlakçı, didaktik şiirleriyle başlatabiliriz [7].

Yeniliğin temsilcisi Amerika ile -başta İngiliz şiiri olmak üzere- geleneğin temsilcisi Avrupa şiir geleneği arasındaki tarihsel açıdan çoğu zaman gerilimli olan ilişkiye baktığımızda Walt Whitman’ın Çimen Yaprakları’nın (Leaves of Grass, 1855) büyük bir kırılma noktası olduğunu söyleyebiliriz. Amerika’da 1855’ten önce de şiir yazılıyordu elbette ama ödünç alınmış bir dilde, İngiliz şiiri kurallarına –özellikle biçemsel kurallara- sıkı sıkıya bağlı, yalnızca okyanusun diğer tarafında yazılan bir şiirdi bu. 1776 Amerikan Devrimi’yle başlayıp özellikle 19. Yüzyıl’daki milliyetçi akımların etkisiyle Amerikalı yazar ve şairlere Amerikan edebiyatını Avrupa’dan ayırıp özgürleştirme çağrıları yapılıyordu. Bu çağrılardan en önemlisi Ralph Waldo Emerson’ın 1837’de The American Scholar‘da yaptığı çağrıydı. Emerson burada ülkenin bütün aydınlarına (aydını da “düşünen kişi” olarak tanımlayarak) ama özellikle de yazar ve şairlerine seslenerek Amerikalıların “Avrupa’nın saraylı musaları”nı [8] çok uzun zamandır dinlediklerini, artık kendi öz kaynaklarına dönmenin vaktinin çoktan geldiğini söylüyordu. Aydın, çoğunluk başka düşünse bile, her zaman kendi fikirleri ve yargılarında bağımsız olmalı, her sınıf ve kesimden insanlarla bağını evrensel düzlemde sağlamlaştırmalıydı. En önemlisi de cesur olmalıydı. Özgüveni, bireyselliği ona tehlikeli bir iş olan düşünme ve yaratma cesaretini verecekti. Halihazırda İngiliz şair William Wordsworth de Lyrical Ballads’ın (1802) önsözünde sıradan insanların günlük dillerinin hep yüksek sanat olarak görülen şiir türüne bütün şartlarda uygun olduğunu anlatmış; bu da saraylardan, feodal toprak ağalarından, aristokrasiden uzak olan ve yatay toplumsal ilişkiler [9] kurma emeli taşıyan Amerikalılar için önemli olmuştu. Romantiklerin sıradan insanların hayatlarındaki şiiri konu edinmeleri, sokağın asil sesini şiirselleştirmeleriyle birlikte Emerson’ın bağların koparılıp atılmasına yönelik çağrısına Whitman yanıt verdi.

Walt Whitman açık, demokratik, kucaklayıcı, uyaksız dizeleriyle özgün Amerikan şiirini kurdu [10]. D. H. Lawrence Klasik Amerikan Edebiyatı Üzerine İncelemeler’de (1923) bu “kır saçlı dürüst ozan”ın biricikliğini şöyle anlatıyor: “Whitman’ın, o yüce ozanın, benim için anlamı pek çoktur. Whitman, çığır açan tek adam. Whitman, tek öncü. Ve Whitman’dan başka hiç öncü yok. İngiliz öncüler yok, Fransız da. Avrupalı öncü-ozanlar yok” [11]. Sokakların, kahramanların, yenilmişlerin, aslında herkesin şiirini yazan Whitman bunu yaparken sesine aracılık eden şiir kişisinde yığınları muhteva eder. Çimen Yaprakları ile birlikte dönemin Amerikasına ses veren Kendi Şarkım (Song of Myself) şöyle başlıyor: “Kendimi kutluyorum ve kendi şarkımı söylüyorum / Benim için doğru olan senin için de doğrudur; / Benim olan her bir atom, benim kadar senindir de” [12]. Eleştirmenler bu cesur açılışın, Vergilius’un Aeneis’i ile Milton’ın Kayıp Cennet’ine kıyasla, klasik epik şiire modern bir alternatif oluşturduğunu; kendi olma halinin şarkısını, yani kendi benliği dışında hiçbir dış yetkiye dayanmayan, özgür bireyin şarkısını söylediğini belirtiyor. Şiir kişisinin “ben”i ekseninde akan, akarken gördüğü herkesi hiçbir ayrım gözetmeden içine alan, doğrudan okuyucuya seslenerek onu da aktifleştiren ve bir bakıma şiir kişisi yapan, bencil değil çoğulcu ses(ler) vardır burada. Uzun, açık, demokratik dizeleriyle, uyaksız düzeniyle, kataloglama yöntemiyle Amerikan şiirine yön veren Whitman’ın sesi kendi olma halini karşıtlıklarıyla da içeriyor:

Çelişiyor muyum kendimle? / Pekala öyleyse, çelişiyorum kendimle; / (Genişim ben, çokluklar var içimde.) [13]

It’s Alright, Ma (I’m Only Bleeding) şarkısında “Doğmakla meşgul olmayan, ölmekle meşguldür” (He [who is] not busy being born is busy dying) diyen Bob Dylan’ın da sürekli doğan çokluklar var içinde. Veya Mr. Tambourine Man tam da Whitman’ın olduğu veya hayalini kurduğu, toplumun dayatmalarından kurtulmuş, özgür, o yüzden de yekpare olabilmiş bireyin, doğanın sağaltıcı kucağında kendisini hiç bıkmadan yeniden yaratan birinin şarkısı. [23] Şarkı sözlerindeki çoğunlukla lirik, bazen de epik anlatım Tom Waits’in sözleriyle bir kez daha vurgulanıyor: “Epik hikayelerle şiirler yazıya geçirilmeden çok önce insan sesinin rüzgarlarında göç ederdi; hiçbir ses de Dylan’ınkinden daha büyük değil.” [14]

tumblr_mvi8u93ffi1slwgxso5_1280
Soldan sağa: Robbie Robertson, Michael McClure, Bob Dylan ve Allen Ginsberg

Dylan uzun lirik dizeleri, tıpkı Whitman’ın şiirde yaptığı gibi, popüler Amerikan müziğine geri getirdi. Kaynaklarından biri Poe olan Fransız sembolistleri gibi de lirik bir izlenimcilikle tasvirden çok sezgiye dayanarak Whitman’ın anlattığı eski Amerika’yı o “kum ve zamk” [15] gibi sesiyle canlandırdı. Pop (hatta folk) yıldızlarının, tıpkı bugün gibi, bülbül gibi şakıması beklenen bir dönemde Dylan karga gibi sesiyle şarkı söylüyordu. Onun karga sesinde tatlı sesli ötücü kuşların bilmediği bir derinlik, his ve tutku, öfke ve neşe, bilgelik ve hayalkırıklığı vardı. Üstelik kulağa hakikatin sesi gibi geliyordu [16]. Whitman’ın hakikatiyle Dylan’ınkini buluşturan gelenekte artık Whitman’la barışmak, savaş baltalarını gömmek isteyen elitist modernistler (Ezra Pound, A Pact), Amerika’nın Orta Batısı’nın sosyalist ozanları (Carl Sandburg, Chicago), yalnızca siyah Amerika’nın değil bütün ezilenlerin şairleri (Langston Hughes, I, too, Sing America) ve son halka Beat Kuşağı şairleri vardı.

Dylan, Hughes’un bir bakıma izini sürerek, A Hard Rain’s A-Gonna Fall şarkısında herkesin eşit yaratıldığı, azimle çalışanın Amerikan Hülyası’nı kucaklayacağı mitini de bu arada yıkıp Amerika’daki ırk ayrımcılığına “Siyah köpek gezdiren beyaz bir adamla karşılaştım” diyerek işaret ediyordu. Ginsberg’in A Supermarket in California [17] şiirinde neon ışıklarının aldatıcı rehberliğinde izini sürdüğü ancak hayaliyle yetinmek zorunda kaldığı “babası” Whitman’ın sevgi/aşk dolu Amerikası nasıl artık yoksa A Hard Rain’s A-Gonna Fall’da da kapkaranlık bir Amerika var [18]. Siyasetin riyasının, riya siyasetinin egemen olduğu, puslu dağlar, eciş bücüş otobanlar, hüzünlü ormanlar, ölü okyanuslar, mezarlıklarla kaplı bir Amerika burası. Bebeklerin vahşi kurtlara yem olduğu, ağaçların kanla kaplandığı, boş sözlerin fikir sayıldığı, küçücük çocukların ellerinde silahlarla keskin kılıçların bulunduğu, açlığın kol gezdiği ama kimsenin umursamadığı, ruhların öldüğü adaletsiz bir Amerika. Dylan “cellatın hep çok iyi saklanan yüzü”ndeki maskeyi çıkarıyor bu şarkıyla ve bir söz vererek bitiriyor:

Ve bunu dile getireceğim, düşüneceğim, söyleyeceğim, içime çekeceğim / Ve bütün canlar görsün diye dağın tepesinden yansıtacağım / Sonra batmaya başlayana dek okyanusun üzerinde duracağım / Ama söylemeye başlamadan çok önce şarkımı bileceğim.”

Gingsberg’in Uluma’da, Ferlinghetti’nin In Goya’s Greatest Scenes We Seem to See‘de gördüğü Amerika da bu; belki de o yüzden Ginsberg bayrağı Dylan’a devrettiğini fark ederek şarkıyı ilk duyduğunda göz yaşı dökmüş [19].

Avrupalıların Amerika kıtasına yerleşmesiyle birlikte yerli nüfusun %90’nın yok edilmesi kıtanın en eski şiir ve müzik örneklerinin de kaybolmasına neden oldu. Göçmenlerin, kıtaya zorla çalıştırılmak üzere getirilen Afrikalı kölelerin sırtlarındaki kültürel bohça kendi geleneklerine ait şarkı, müzik ve danslarla doluydu. Eski dünya, yeni dünyada kültürlerarası etkileşimle benzersiz bir folk geleneği yarattı. Dylan’ın bizi uyardığı gibi: “Bütün bu şarkılar birbiriyle bağlantılı. Kanmayın. Ben sadece farklı bir şekilde farklı bir kapı açtım.” [22] Amerika’nın geleneksel folk, blues, caz, country, rock ‘n’ roll geleneklerinden beslenip siyasi eleştirisini (Like a Rolling Stone, Masters of War, Ballad of a Thin Man, Only a Pawn in their Game, The Lonesome Death of Hattie Carroll, George Jackson, Hurricane, vd.) Woody Guthrie, Pete Seeger, Chuck Berry (Subterranean Homesick Blues), Little Richard, Leadbelly ve diğerleriyle büyüten Dylan’ın şarkılarındaki şair ve yazarlar da geleneği sürdürüyor: Ezra Pound ile T. S. Eliot (Desolation Row), Scott Fiztgerald (Ballad of a Thin Man), James Joyce (I Feel a Change Comin’ On).

Bugün tahminen hiç kimse ne Highway 61 Revisited ne Blonde on Blonde ne Bringing It All Back Home ne de Blood on the Tracks albümlerindeki lirik devrimi yadsımıyor. Zamanı aşan, gerçeküstü ve aynı zamanda hakiki imge ve metaforlarla bir taraftan başta Yeats, Keats, Blake, Rimbaud olmak üzere Avrupalı atalarına, diğer taraftan da Whitman’la başlayıp Beat Kuşağı’na uzanan, hatta öykü anlatıcılığının şiirsel resmi Robert Frost’a dokunan, Joan Baez’in “yıkıcı dürüstlüğü”nden ilham alan sözlerin yaratıcısı Bob Dylan. Onun da içinde çokluklar var, kendisini sürekli yenileyerek hamurunu baştan kararak yarattığı çokluklar. Dylan’ın çokluğu, kendisini yeniden yaratma becerisi onu Amerikan edebiyatı geleneği içinde nadide kılıyor.

PS: Dylan’a söylemek isteyebileceğim tek şeyi kendisi halihazırda Forever Young‘da söyledi zaten:

Ellerin hep meşgul olsun / Ayakların hızlı / Temelin sağlam olsun / Değişim rüzgarları yön değiştirdiğinde / Kalbin hep neşe dolu olsun / Şarkın hep söylensin / İlelebet genç kal. (“Forever Young,” Planet Waves. 1973. “May your hands always be busy / May your feet always be swift / May you have a strong foundation/ When the winds of changes shift / May your heart always be joyful / May your song always be sung / And may you stay forever young”)

PS 2: PS: Time Out of Mind’da yer alan (1997) canım Love Sick şarkısının Victoria’s Secret reklamında kullanılmasına izin vermesine ne diyeceğimi bilemiyorum. <https://www.youtube.com/ watch?v=ZUSG9vR Wl60>

Notlar ve Kaynaklar

[1] Detmarr, Kevin J. H. “Among Schoolchildren: Dylan’s Forty Years in the Classroom.” Highway 61 Revisited: Bob Dylan’s Road from Minnesota to the World içinde. Colleen J. Sheehy and Thomas Swiss (Ed.) 2009. Minneapolis: University of Minnesota Press, 2009. s. 156.

Ayrıca bkz. Gordon Ball, “I nominated Bob Dylan for the Nobel Prize more than a dozen times.” 14.10.2016 <https://www.washingtonpost.com/posteverything/wp/2016/10/14/i-nominated-bob-dylan-for-the-nobel-prize-youre-welcome/?utm_term=.2210920f02a0>

[2] Saunders, Tristram Fane ve Hannah Furnes. “Bob Dylan wins 2016 Nobel Prize in Literature for his songwriting.” 14.10.2016. <http://www.telegraph.co.uk/music/news/breaking-bob-dylan-wins-2016-nobel-prize-in-literature/>

[3] Vonnegut, Kurt. “Kurt Vonnegut Visits a Strip Club.” 11.11.1991. <http://www.hustlermagazine. com/#!december-2016-features-kurt-vonnegut-visits-a-strip-club/PUB1583>

[4] Gates, David. “Dylan Revisited.” Newsweek. 5.10.1997. <http://www.newsweek.com/dylan-revisited-174056>

[5] Rushdie, Salman. 13.10.2016 <https://twitter.com/SalmanRushdie/status/786545802294550528>

[6] Eliot, T. S. “Gelenek ile Bireysel Yeti.” Denemeler içinde. Çev. Akşit Göktürk. İstanbul: Afa, 1987. s. 29.

[7] Bu arada Amerikan kolonilerinden yayımlanan ilk şiir kitabının Anne Bradstreet’in The Tenth Muse Lately Sprung in America (1650) olduğunu da hatırlatalım.

[8] Emerson, Ralph Waldo. The American Scholar: An Address. New York: Forgotten Books, 2012. Kindle Edition.

[9] ABD’nin kuruluş belgesi Özgürlük Bildirgesi’ndeki temel dayanaklardan biri herkesin eşit yaratılmış olduğuydu ancak uzunca bir süre seçimlerde yalnızca toprak sahibi beyaz erkekler oy kullanabildi.

[10] 19. Yüzyıl’ın diğer bir dev ismi de Emily Dickinson. Whitman’a Amerikan Şiiri’nin babası diyorsak, Dickinson da annesidir. Ayrıca Edgar Allan Poe’nun biçemsel mükemmelliklerinin yanında insan ruhunun karanlıklarına daldığı şiirlerinin hem Amerikan edebiyatı hem de Fransız sembolistleri üzerindeki etkisini de unutmamak gerek.

[11] Lawrence, D. H. Klasik Amerikan Edebiyatı Üzerine İncelemeler. Çev. Nebile Direkçigil. İstanbul: YKY, 1996. s. 201.

[12]  Burada Behice Boran’ın Whitman çevirisini kısmen kullandım. Boran 40’lı yıllarda Tercüme dergisine İngilizceden şiir çevirileri yaparmış. Aktaran Mustafa Ekmekçi. “Şiir Gibi.” 18.10.1990. Cumhuriyet. <http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/25102/00151377 2006.pdf?sequence=1>

[13] Whitman, Walt. Çimen Yaprakları. Çev. Memet Fuat. İstanbul: Sel Yayınları, 2016. (Memet Fuat diye not almışım ama Yön’den 1992’de çıkan kitabı kaybettiğim için teyit edemedim.)

[14]  Waits, Tom ve Kathleen Brennan. 14.10.2016. < https://twitter.com/tomwaits/status/78670316 0731693056>

[15]  Bowie, David. “Song for Bob Dylan.” Hunky Dory, 1971. Oh hear this Robert Zimmerman / I wrote a song for you / About a strange young man called Dylan / With a voice like sand and glue”.

[16]  Dettmar, Kevin J. H. (Ed.) The Cambridge Companion to Bob Dylan. Cambridge: Cambridge UP, 2009.

[17]  Ginsberg, Allen. “A Supermarket in California.” < https://www.poets.org/poetsorg/poem/ supermarket-california>

[18] Dylan, Bob. “A Hard Rain’s A-Gonna Fall.” The Free Wheelin’ Bob Dylan. 1963. <http://bobdylan. com/songs/hard-rains-gonna-fall/>

[19] Martin Scorsese’nin yönettiği No Direction Home (2005) belgeselinde Allen Ginsberg “A Hard Rain’s A-Gonna Fall”u 1963’te ilk duyduğu anı efkarla hatırlarken “bayrağın devredildiğini” hissettiği için ağladığını söylüyor.

[20] Somay, Bülent. “Sanat ve Toplumsal İşbölümü. 16.10.2016. <http://www.bulentsomay.com/ sanat-ve-toplumsal-isbolumu/>

[21] <http://hafifmuzik.org/haber/neden-odul-dylana-gitti/>

[22] < http://www.rollingstone.com/music/news/read-bob-dylans-complete-riveting-musicares-speech-20150209>

[23] Turhanlı, Halil. Facebook İletisi. 15.10.2016. “Ben hep onu modern Amerikan şiirinin en lirik şairlerinden biri olarak gördüm. Bütün Amerikan şiirinin Walt Whitman’dan doğduğu hep söylenegelmiştir. Bu açıdan Bob Dylan, Walt Whitman’ın en has oğullarından biridir. William Carlos Williams, Wallace Stevens ve diğer ustalarla birlikte anılmak gerekir onun adı. Beat şairlerine, özellikle de Ginsberg’e olan yakınlığını ayrıca belirtmeye gerek var mı?” <https://www.facebook.com/halil. turhanli.18/posts/537778209751880?pnref=story>