Bir Berber Bir Berbere Ne Demez?

‘Bir Berber Bir Berbere…’ arkasında toplumsal cinsiyet, toplumsal tarih gibi farklı referans noktaları barındıran, eleştirel okumalara açık bir kitap.

Tanıl Bora ve Adem Erkoçak’ın derlediği İletişim Yayınları’ndan çıkan Bir Berber Bir Berbere… arkasında toplumsal cinsiyet, toplumsal tarih gibi farklı referans noktaları barındıran, eleştirel okumalara açık bir kitap. Hasan Ali Toptaş’tan Gökhan Akçura’ya on yedi yazarın yazılarında, anılar üzerinden şekillenen berber izlenimleriyle beraber berberliğin sosyal tarihini ve değişimini görebiliyoruz.

Barış Bıçakçı’nın berber hatırası Aylak Adam’ a gönderme ile başlıyor. Ne diyordu Aylak Adam berbere: “Tıraş bitinceye kadar konuşmazsan bu teklik senin olur, konuşursan geri alırım.”

İlginçtir ki Barış Bıçakçı da Hasan Ali Toptaş da berber dükkânları içindeki aynadan ontolojik bir mesele olarak bahsetmiş. Mesela berberin de müşterinin de kendi dünyalarından vazgeçip birbirleriyle ayna üzerinden temasa geçtikleri başka bir evrenin kurulduğu ve bunun peşi sıra gerçeğe değil de aynadaki akse seslenildiği durumlarda olduğu gibi.

Ayrıca Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler romanındaki berber dükkânının inşasında bu atmosferin payının olabileceğini öğreniyoruz. Edebiyatçı gözüyle hayata bakmanın farkı bu metinlerde ortaya çıkıyor.
Adem Erkoçak ve Süha Ünsal’ın yazıları ise berberlerle yapılan mülakatlara ve onların yaşam hikâyeleri üzerine kurulu.

2172 BIRBERBER.indd

Bu yazılarda kamusal alanda varlıkları ihmal edilen berberlere tarihin özneleri olarak rastlıyoruz. Sahiden de onların hayatlarını takip ettiğimizde bir ülkenin tarihi ortaya çıkıyor; üstelik resmi tarihin yazdığından çok daha sarih ve gerçek bir şekilde.

Mesela 50’lerin sonunda Türkiye’nin kapitalist pazara girme çabasını ve bunun sonucunda gerçekleştirdiği sanayileşme atağının etkilerini, ortaya çıkan iş gücü açığını, köyden kente göçle savrulan hayatları bu anlatılardan yaşamlar yoluyla bağlantı kurarak öğreniyoruz. Elbette buna çoğu mesleğin olduğu gibi berberliğin de dönüşümü dahil. Seksen sonrası başlayan tüketim çılgınlığı ve Türkiye’nin iyiden iyiye eklemlendiği kapitalist pazar berberleri de bir dönüşüme zorluyor. Berberden “hairstylist”e (saç tasarımcısı) dönüşen/ dönüşmeye zorlanan meslek erbaplarının hayat hikâyelerinde, bugüne nereden ve nasıl geldiğimize dair cevaplar bulmak mümkün.

Gökhan Akçura ise Evliya Çelebi’nin Seyehatnamesi’nden Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’ ne varıncaya dek berberliğin tarihinden bahsediyor. Buradaki en ilginç nokta, erkeklik hikâyelerinin üretildiği bir erkek mekânı olarak berberlerin vakti zamanında pederasti (bir erişkinin erkek çocuklara cinsel ilgi duyması) kültürünün başını çektiği mekanlar olmaları. Mesela İstanbul Ansiklopedisi’nde çıraklara ithafen adı sırf “Berber güzelleri, civanları” olan bir madde olduğunu öğreniyoruz. Varın siz düşünün gerisini.

Sinem Erenler de berber dükkânlarını erkeklik anlatılarının kurulduğu, güçlendirildiği ve kadınları dışarıda bırakan belalı mekânlar olarak ele almış.

Kitabın sonuna doğru gelirken tam da bu erkeklik anlatılarından sıkılmışken, Erenler başta Hannah Arendt, Theodor Adorno ve Marshall Berman gibi düşünürlere verdiği referanslarla kadınlara bir kaçış noktası ve meydan okuma haritası sunması açısından nefes aldırıyor.

Son olarak şunu da belirtelim: Bir Berber Bir Berbere…’ de gündelik hayatın içine sinen ama açıkça konuşulmayan; homofobi, milliyetçilik, ayrımcılık arasında gezinen kaçak noktalara yakından bakma fırsatımız var.
Hem bir berberin bir berbere ne diyeceğini üç aşağı beş yukarı biliyoruz ama ya demedikleri ya da dedikleri arkasında gizlenenler?

O zaman sormadan bitirmeyelim: Bir berber bir berbere ne demez?