Bebuquin: Yaratmanın İçindeki Yıkım

‘Bebuquin’in Kübist sanatın edebiyattaki karşılığı olduğunu savunanlar da var… ‘Bebuquin’i akılcılığın direttiği mantığa savaş açan ve bireyin içinde taşıdığı yaratma enerjisini yıkımla ve akıldan sapmalarla ortaya çıkaran bir roman olarak düşünebiliriz.

Aydınlanma ile gelen rasyonalizm ne toplama kamplarının inşasına ne de kitapların yakılmasına engel oldu. Akıl ve bilim sanıldığının aksine dünyayı daha iyi bir yer yapmadı. Modernite, mantığın kalın sınırlarıyla çevrelediği dünyada düşler alemine giden yolu kapattı. Böylelikle formların dışında veya ötesinde hayal gücüne yaslanarak düşünebilme imkanı giderek azaldı. Bu yazının konusu olan Bebuquin kitabının yazarı Carl Einstein akıl çağının Auschwitz’te sonlandığı döneme tanıklık eden bir sanatçı. Bu açıdan aydınlanmanın karanlık yüzünü gören biri olarak Einstein’in pozitivizme karşı sert duruşu hiç şaşırtıcı değil. Onun ilk ve tek romanı olan Bebuquin’in ise ilk dışavurumcu anti roman olduğu söylenir. Kübist sanatın edebiyattaki karşılığı olduğunu savunanlar da var. Ancak bu tanımlamaların ifade ettiklerinin dışında Bebuquin’i akılcılığın direttiği mantığa savaş açan ve bireyin içinde taşıdığı yaratma enerjisini yıkımla ve akıldan sapmalarla ortaya çıkaran bir roman olarak düşünebiliriz.

“Sürekli değişip duran kombinasyonlar sayesinde şeylere karşı yersiz bir nostaljiden ve kesinliğe olan sancılı bağımlılıktan kurtulabilirsiniz.” Bu sözler Carl Einstein’in Bebuquin’de, mantığın aradan çekilip yerini tesadüfi karşılaşmalara ve gerçeğin türlü kombinasyonlarına bıraktığı bir evren kuracağının kanıtı. Bebuquin kurmacanın tek eksenli belirli bir olay örgüsü üzerinden ilerlediği bir roman değil. Gerçek, moderniteyle alay edilen Yerçekimsiz Ortam Sirki ve Dilsiz Esrimeler Tiyatrosu gibi grotesk mekanlarda sürekli değişiyor ve bölünüp duruyor.

“Bedenleri ve formlarından tamamen bıkmışlardı; ne yapıp ne edip şekillerini bozmaları gerekiyordu.” Bu cümleden sonra her an bulunduğumuz yerden düşebilir veya etrafımızdaki nesnelerin arasına karışıp onlardan biri olabiliriz yahut ölü olarak var olmayı da seçebiliriz. Anlatıcıların ve rollerin sürekli değiştiği kitapta süreklilik duygusundan uzakta çok sesli bir kurguyla karşı karşıyayız. Gerçeğin türlü kombinasyonlarıyla iç içe geçen bu çoklu kurgu Bebuquin’in dışavurumcu anti roman olarak anılmasının sebeplerinden biri.

Ayrıca Bebuquin’de geleneksel romanda karşılaşmadığımız, hikâye örgüsünün içinde olduğunu fark eden ve yazım sürecine dahil olan karakterler de görmek mümkün. Mesela “Ne berbat bir roman malzemesiyim ben! Sürekli kendimle meşgul olmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum,” diyerek araya giren Şair Bebuquin’i örnek gösterebiliriz. Sonuçta Einstein üst bir dil kurmadan karakterler arasındaki sarmal ilişki ağı aracılığıyla mantığın tekleştirme eğilimine izin vermiyor ve teklik peşinde olan mantığın karşısına duygunun, hayal gücünün ve düş dünyasının egemenliğini koyuyor.

bebuquin - k

Bebuquin’de kurgunun şekillenmesinde rolü olan ana temalardan birisi yok oluşun (yıkım da diyebiliriz) yeni yaratılara olanak veren potansiyeli. Mesela şair Bebuquin’den duyduğumuz “Yenilenmeliyim. Bir kıyamete ihtiyacım var” cümlesini bu potansiyelin bir işareti olarak düşünebiliriz. Aslında burada onun için söylenen “Her şeyin nasıl da yalnızca yok edişte var olduğunu düşündükçe üzerine bir kasvet çöktü” cümlesinde olduğu gibi diyalektik bir yaratıcı yıkım enerjisinden bahsediyorum. Bu enerji şeylerin kendi kendilerini yıkmalarından açığa çıkan bir güç. “Asıl dönüşüm çözülmedir ve umarım benim başlangıcım o olur.” Bebuquin’in başkarakterinin ağzından çıkan bu sözler aynı zamanda Einstein’in sanat anlayışına da gönderme yapıyor. İki savaş arasındaki dönemde yaşayan sanatçı pozitivizm ve idealizmin iflas ettiği Avrupa’da kurtuluşu belli ki yıkım ve yaratım arasındaki diyalektik ilişkide görmüştü.

Kitabın önsözünde Halil Turhanlı’nın Gerçekliğe ve Geleneğe Karşı adlı kitabından alınan bir yazıya yer veriliyor. Bu yazıdan öğreniyoruz ki Einstein İspanya iç savaşına katılıp devrimci ve anarşist birliklerle beraber Franco’ya karşı çatışmış. Bu yönüyle Einstein dünyayı sadece uzaktan izlemekle yetinmez; dünyayı değiştirmek için mücadele eden bir aktivisttir de.

“Maddi dünya ve tahayyülümüz hiçbir zaman anlaşamaz. Eylem, yani şeylerin ve olguların düzelticisi de işte bu yüzden gereklidir.” Şair Bebuquin’den çıkan bu sözler Carl Einstein’in aktivist tarafıyla paralellik gösteriyor. Ne yazık ki bu paralellik Bebuquin yazarının ölümüne de yansımış. Nazilerin eline düşmektense intihar etmeyi tercih eden Carl Einstein ile Şair Bebuquin’in benzer sonları vardır ancak ne olursa olsun “Hep aynı seçenekler olmasına karşı inatla direniyoruz; dünya, bizim için kendisini dönüştürmek zorunda,” demekten vazgeçmeyen Şair Bebuquin bizlere direnmenin önemini hatırlatıyor. Feci zamanlardan geçtiğimiz bugünlerde belki de en çok ihtiyacımız olan şey.