
Sevinç Çalhanoğlu ile Söyleşi: Yazmaya Başlamak için Bir Kez Ölmek Yeter
Yazı bize kaybettiklerimizi geri vermez ama kaybettiklerimizle, bizimle aynı şeyi yitirmiş insanlarla arayışa çıkmamıza yardımcı olur.
Yazı bize kaybettiklerimizi geri vermez ama kaybettiklerimizle, bizimle aynı şeyi yitirmiş insanlarla arayışa çıkmamıza yardımcı olur.
Özneyi kaldırıp yüklemi üçüncü tekil/çoğul kişi yapmamızı baskılayan otorite. Her türlü otoriteyi reddediyorum. Ben deneyimden yanayım. Ben demeyi seviyorum. Empati ile ancak vızıldayabiliriz. Ben derken bağırırız. Ben bağırmaktan yanayım.
Tarih ve toplumun yarattığı düzen şiire düşmandır. Şiirin savaşımı dille olduğu kadar, o dilin ete kemiğe büründüğü, Ece Ayhan’ın deyişiyle, “kötülük topluluğu”yladır da. Bu anlamda şiir aslında “kötülük topluluğu”na karşı bir iyilik aşısıdır.
Kadının kendini sağaltmasının yolu, akla kadınsı bir alternatif geliştirmek ya da aklın kadınsılaştırılması değildir. Kadın, kendisine dayatılanlarla eril hafıza oluşturmayarak, oluşturulmasına âlet olmayarak ve o geniş vahayı, dişil alanı terk etmeyerek sağaltabilir kendini.
Oyun kavramı bir amaç, düzen, kural ve nihayeti imliyor, şiirlerimde bu söz konusu değil. Sadece oyunla gerçek arasındaki alegoriye benzer bir ilgi kurulabilir şiirlerim ve gerçeklik arasında. Oyundan ziyade “oynatma” ve “yerinden oynatma” bana daha yakın gibi. Özellikle dilin yeniden üretici karakterini düşündüğümde.
Edebiyatın haz üretimiyle ilgili tarafı, yazdığın kitaba bakıp “şunu yazabildim” diyebilmen, yani sahip olduğun eyleme kudretinden dolayı mutlu olman belki aynı zamanda felaketin etkisini yazardan ve okurdan uzaklaştıran taraftır ama bu, kötü gerçeği savuşturmaktan başka bir şey değil. Kolay, sahte, imkansız bir takas.
Şiir benim için bir duygu değil fikir alanı. Bir dünya fikriniz, bir perspektifiniz yoksa hangi araçla olursa olsun yaptığınız sanat olamaz. Sanat bize buyrulan dizgeleri bozma, aşındırma, onların kötücüllüklerini ifşa yeri.