Ahmakıslatan

Barış Bıçakçı’yı mı okuyorum, Barış Bıçakçı’ya özenen Mülkiyeli bir lisans öğrencinin dosyasını mı? Edebiyatla ilginizi bilen arkadaşlarınızın yolladığı “vasat bir cetvelle çizilmiş” dosyaları hatırlatıyor bu kitap.

Son dönem “genç yazarlar” arasında hatırı sayılır bir yeri olan ve yeni kuşak yerli edebiyata burun kıvıranların dahi okuduğu, kısmen sevdiği bir yazar Barış Bıçakçı. İletişim Yayınları’nın Ankaralı, erkek öykücüleriyle uzaktan yakından alakası yok. Anlatıları gözünüze gözünüze sokmadan, usul usul yazan; naifliğiyle sizi çevreleyen bir yazar. Ankara’da yaşadığını bile çok sonradan öğrendiğiniz, halihazırdaki koşulların ekmeğini yemeyen, kalemiyle kendini var eden ve hayatınızda var olan bir yazar.

Peki onca güzel işten sonra neden böyle ısmarlama bir kitap? Evet, Seyrek Yağmur ısmarlama bir kitap gibi duruyor. İlk on sayfadan sonra “kimi okuyorum ben?” hissine kapılmak başka türlü mümkün değil. Barış Bıçakçı’yı mı okuyorum, Barış Bıçakçı’ya özenen Mülkiyeli bir lisans öğrencinin dosyasını mı? Edebiyatla ilginizi bilen arkadaşlarınızın yolladığı “vasat bir cetvelle çizilmiş” dosyaları hatırlatıyor bu kitap. Alıntılar, göndermeler, o olmamışlıklar, kitabın her cümlesine sinen hissizlik; her şey bunu çağrıştırıyor. Okulun ilk gününde kendini göstermeye çalışan öğrenci gibi, bildiği ne varsa sıralıyor, Barış Bıçakçı nezdinde Rıfat. Alışılagelmiş bir Barış Bıçakçı kahramanı olmaktan çok uzak, hatta kıyısından köşesinden bile geçmiyor ve başarısız bir girişimin enkazının altında kalmış bir karakter olarak edebiyat sahnesindeki yerini alıyor.

Olmamışlık ve Rıfat’ın ne yapsa edemeyişi bir müddet sonra o kadar bunaltıyor ki, yarısında çıkmak istiyorsunuz. Barış Bıçakçı da yayıneviyle el ele verip okurla dalga mı geçiyor, anlamak güç. Ahmet Ergenç’in de dile getirdiği ve inanmak istemediğiniz bir Camus vakası var kitapta. Albert Camus, diye özellikle belirtiyor yazar. Keza Cortazar. Yazar, alt komşumuz Cortazar ile karıştırmayalım, diye onun Julio Cortazar olduğunu belirtiyor, sağ olsun.

Gezi Direnişi’nden sonra yapılmaya çalışılan işler gibi, bir şekilde politik mevzulara da değiniyor kitap. “Biraz da siyasi atmosfer lütfen” siparişi olabilir bu da. Silahlanma çağrısı yapan yeni bir İkinci Yeni kurulmaya çalışılıyor mesela. Şöyle de bir bölüm var:

“Nereye saklandılar?” diye bağırıyor bir polis, “Buradalar biliyoruz!”
Rıfat müthiş sakin, “Direnişçileri gerçekten bulmak istiyorsanız,” diyor raflarda dizili kitapları göstererek, “bütün bu kitapları okumanız gerekecek!”

Gerçekten, bu kadar çiğ mi Barış Bıçakçı? Keza okuru, bu kadar sığ mı? Kaçmaya çalıştıkça Emrah Serbes okur gibi hissetmek zorunda mıyız?

Bu diyalogdan hemen sonra Rıfat ile kitapçının önünde duran deliye rastlıyoruz. Deli, Rıfat’ın ona vermek istediği yemek ve para teklifini reddederek ondan kitap istediğini söylüyor. Rıfat ne yapacağını bilmediği için deliyi bir müddet oyalıyor, “herhalde ısınmak için yakacak kitabı,” diye düşünüyor. Kitap vermeye karar verdiğinde Rıfat, deliye hangi kitabı veriyor? Fahrenheit451! Bitsin, lütfen bitsin, daha fazla saygım azalmasın, diye diye sonunu bekliyorsunuz. Sonunda altın vuruş! En son Az’ı okuduğumda –Hakan Günday–* yerli edebiyattan bu kadar uzaklaştığımı anımsadım. Aynı klişeler, aynı olmamışlık ve çağrışımlar onda da vardı. Az’daki Oğuz Atay’ın yerini; Seyrek Yağmur’da Oktay Rifat alıyor ve kahramanımıza hayali bir mektup gönderiyor.

Barış Bıçakçı’nın son kitabı Sinek Isırıklarının Müellifi, 2011’de yayımlanmış. Üzerinden beş yıl geçmiş. Biz Barış Bıçakçı’ya hasret, o bize hasret beş yıl geçirmişiz. Kavuşmamız böyle bir kitapla mı olacaktı, Barış Bıçakçı da bu çarka dahil mi olacaktı? Yazarlar, yönetmenler her zaman iyi işler çıkarmayabilir. Barış Bıçakçı da iyi bir kitap yazamamış olabilir. Yazarı yönlendiren yayınevidir, sırf yazarın ismi olduğu ve her halükarda satacağı için yazarına bu kadar güvenen okura böyle bir kitap sunulamaz. Bu haliyle sunulamaz.

Kitabın kapağının vasatlığı ve dolayısıyla okura yapılan bir diğer saygısızlık da başka bir tartışmanın konusu olsun. Ankara edebiyatıyla yol alabileceğini sanan ve şu an için gerçekten alan İletişim Yayınları da biraz düşünsün; bu değirmen daha ne kadar döner, bu okur bana daha ne kadar tahammül eder.

*Yeni Barış Bıçakçı açıklaması: “Az” romanının yazarı, 1976 doğumlu yazar. Eski milletvekillerinden Faik Günday’ın torunu.

Editörün notu: kitaba dair bir diğer eleştiriyi de buradan okuyabilirsiniz.