Necatigil Şiirinde “Çizgi”nin Üç Hali: Olası bir Tekvin ve Tesniye öyküsü

Çizgi, üç (: kısa: “-” , uzun: “–”, iki kısa: “- -”) haliyle de Behçet Necatigil’in şiirine benzersiz sentaktik ve semantik avantajlar kazandıran başlıca teknik araçlardan biridir: Bu şiirin en çok “söz”ü edilen, ama üzerine en az “yazı”lan ögesi.

Necatigil Şiirinde “Çizgi”nin Üç Hali:*
Olası bir Tekvin ve Tesniye öyküsü

Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem


Durum: Amaç, Kapsam ve Yordam

Çizgi, üç (: kısa: “-” , uzun: “–”, iki kısa: “- -”) haliyle de Behçet Necatigil’in şiirine benzersiz sentaktik ve semantik avantajlar kazandıran başlıca teknik araçlardan biridir: Bu şiirin en çok “söz”ü edilen, ama üzerine en az “yazı”lan ögesi. Gerçekten de, Necatigil şiiri üzerine yapılmış çalışmalar ele alındığında görülecektir ki, bu öge beklendiği kadar yoğun ve derin irdelemelere konu olamamıştır.

Bu yazıda, sözünü ettiğim eksikliği giderme yolunda radikal bir adım atmaya: Necatigil şiirinde “-”nin ortaya çıkışını ve gelişmesini, bütünüyle fiktif/spekülatif olarak ama Necatigil’in şiirleri, yazıları ve üzerine yazılanlar [= gerçek malzemeler] ışığında (ya da: Necatigil’in şiirleri, yazıları ve üzerine yazılanlar [= gerçek malzemeler] ışığında ama bütünüyle fiktif/spekülatif olarak) açıklamaya: “olası bir doğum ve gelişme öyküsü” kurmaya çalışacağım.

Bu yazının yer aldığı kitabın editörünün belirlediği “hacim sınırlaması”ndan ötürü, şiirlerden örnek veremeyeceğim; ancak, özellikle “marazi ayrıntı düşkünlüğü” olan okura, Necatigil’in “çizgili” bir şiirini bütün yayın aşamalarında izlemeyi önerebilirim; böylece, çizginin o şiir ve sonuçta Necatigil şiiri için ne ölçüde etkileyici ve giderek ne kadar belirleyici olduğu görülebilecektir.

Serim: “Düşünce Çizgisi”

Necatigil’in “çizgi” üzerine (bulabildiğimiz) ilk açıklaması, Doğan Hızlan’la yaptığı bir radyo konuşmasında geçiyor:

Bizde gerçi yok. Alman yazını kuralları arasında düşünce çizgisi denen işaretler vardır. Bunlar iki küçük çizgidir. Ne üç noktadır, ne beş noktadır, ne uzun çizgi. O, kısalığı gösterir. Orada şair tamamlamamıştır cümleyi. Kim tamamlayacaktır? Okuyucu. İlk şiirlerimin çoğunda bu yoktu ama, sen de bilirsin, Yaz Dönemi’nden sonraki kitaplarda bundan çok yararlandım. [Düzyazılar 2, 143]

Ali Tanyeri ile Hilmi Yavuz’un Necatigil’in şiirlerine yazdıkları notlardan, şairin kimi eski şiirlerinde kullandığı kısa (“-”) ve uzun (“–”) çizgileri ve kimi üç noktaları (“…”), sonraki baskılarda düşünce çizgisi olarak değiştirdiğini öğreniyoruz. Ayrıca, yeri gelmişken, ara- ya da yansöz (istidrad, digression) için, Batı’da da uygulandığı gibi uzun çizgi

    :
    a) Cümle içinde ayrıca bir duygu ya da düşünceyi belirtmek için araya sokulan sözlerin iki tarafına uzun çizgi işareti konulur.
    [. . .] [Yeni İmlâ Kılavuzu, 36-7]

yerine kısa çizgi kullanılmasının hem “imlâ” kılavuzlarına

    :
    Birleştirme çizgisi
    [. . .]
    125. Cümle içinde ara sözleri ve ara cümleleri ayırt etmek için kullanılır: Örnek olsun diye-örnek istemez ya-söylüyorum. [. . .] [İmlâ Kılavuzu, 35]

hem de “yazım” kılavuzlarına

    :
    KISA ÇİZGİ (BİRLEŞTİRME ÇİZGİSİ) “ – “
    [. . .]
    6. Tümce içinde ayrıntı sayılabilecek ara sözler, açıklamalar iki kısa çizgi arasına alınabilir: Sümerbank
    fabrikalarının -bunlara devlet fabrikaları da diyebiliriz- 1934 yılında ne kadar iş çıkardıklarını gösteren
    birtakım rakamlar vardır
    . (A. Daver)
    [. . .] [Ana Yazım Kılavuzu, 60]

girecek ölçüde yaygınlaşmış bir yazım yanlışı olduğunu da belirtelim. Nitekim, Necatigil’in şiirlerinde yer alan çizgilerin kısa ya da uzun oluşu da, sanırız çoğu kez, şiirin yayımlandığı yayın organının ya da kitabı basan yayınevinin bilinçli ya da bilinçsiz tercihinden kaynaklanmıştır.

Necatigil şiirinde “düşünce çizgisi”ne –görebildiğimiz kadarıyla– ilk dikkat çeken, (En/Cam üzerine yazdığı bir yazıda) eleştirmen Mustafa Öneş olmuştur:

    Behçet Necatigil’in, son yıllarda çok uyguladığı biçimsel bir yöntem daha var: Şiirine türlü boyutlar
    kazandıran, noktamsı iki çizgiyle son bulan dizeler. Bunlar, yerine göre kendisiyle kurduğu bir diyaloğun, hesaplaşmanın başlangıcı oluyor,

    ….
    Yüzlere karşı – –
    Karşılarında mıyım?
    ….

    (Onlarda, 12)

    ya da, evlilik düzeninde karı-kocanın birbirlerine adanmışlıkları yüzünden tekdüze, sıkıcı bir yaşantıyı sürdürmek zorunda kalışlarını anlatan, aşağıya aldığımız şiirin birinci dizesinde olduğu gibi sıçrama tahtası görevi yapıyor.

    Gülmeleri

    Her evde birisi bir ikinci uğruna – –
    Yaz yağmuru gibi
    Geri kalanların arada üzülmeleri.

    [. . .]

    Gider gelir görürüm
    Evlerde ne/dense hep bu bölmeleri
    Örülü duvarlar gömülmüş gülmeleri.

    Böyle dizeler, imgesel açıdan kavranılmaya çalışıldığında bir sahnenin önündeki yarı saydam perdeyi
    anımsatıyor. Şair, okurların düşgücüne saygısından olacak, arkasında iyi seçemediğimiz görüntü ve
    devinimleri, perdeyi açmaksızın, kendi aracılığıyla sunmaktadır onlara. [“En/Cam”]

Öneş daha sonra, Necatigil’in Kapalı Çarşı’dan Beyler’e on üç kitabını topluca değerlendirdiği bir yazısında, bu saptamanın (nedense yalnızca) birinci bölümünü yineler:

    Behçet Necatigil’in, son yıllarda çok uyguladığı biçimsel bir yöntem daha var: Şiirine türlü boyutlar
    kazandıran, noktamsı iki çizgiyle son bulan dizeler. Bunlar, yerine göre kendisiyle kurduğu bir diyalogun, hesaplaşmanın başlangıcı oluyor. [“Necatigil, 1945’ten Bu Yana On Üç Kitaplık Şiir Üretti ve Hep Usta Şair Kimliğini Sürdürdü”]

Düğüm: (Semiotical) Men at (Deconstruction) Work

“Düşünce çizgisi”nin Necatigil şiirinde bir örgüye ya da dokumaya benzetebileceğimiz yapıyı oluşturan ögeler arasında, deyiş yerindeyse, bir “teyel” işlevi gördüğü kanısındayım. Bir farkla: Kalıcı bir teyel bu: Kesin dikişler gerçekleştirildikten sonra sökülüp iptal edilmiyor. Bu görüşüm, kolayca bekleneceği gibi “metin”in (= “örü”nün) örgüye, dokumaya benzetilmesinden kaynaklanan bir kolaycılığın sonucu değil: Dayanağım öncelikle Necatigil’in söyledikleri:

    [. . .] şiirin ilk bakışta çapraşık ve muammalı görünmesi onun çözülemeyeceği anlamına gelmez. Ön plânla geri plân arasında bağlar, belirli motif örgü ve atkıları varsa her şiir, bir kumaş gibi, iplik iplik açılabilir. [Düzyazılar 2, 77]

    Önüme ne geldiyse biraz benekleyerek, elime ne değdiyse biraz ben ekleyerek, çalıştım dokumaya, ne kattın ey dünya böyle çürütecek – – bir beni, bir de/seni. [Bile/Yazdı, 22]

Necatigil’in özellikle yazı ve konuşmalarında, “kumaş”, “iplik”, “örgü” ve “atkı” gibi dokuma ve örgü terimleri (izi sürüldüğünde yakalanabilecek) bir izleksel bütünlük içinde yer alıyor. (Tam bu noktada, Necatigil’in, poetikası için önemli tanıklıklar sağlayan “İplik” ve “Kilim” gibi şiirleri bulunduğunu hatırlamak yararlı olacaktır.) Nitekim, Mehmet Rifat da (Gösterge Avcıları başlıklı çalışmasının I. Kitabının 1. cildi olan) Şiiri Okuyan Şairler 1’in “Behçet Necatigil Bölümü”nde, Necatigil’in (1961’de verdiği bir konferansın yazıya dökülmüş hali olan) “Sanatçının Ruh Sayısı” başlıklı yazısından yaptığı alıntıyı

    :
    3. Alıntı 3.

    “Şiirin çapraşık ve kat kat atkılarla dokunması, anlamın yok edilmesi için değil, nesnenin çok yönlülüğünü tek kumaş üzerinde toplayabilmek için yapılmış olabilir.” [s. 68]

yorumladıktan

    :
    3. Şiirin Dokunuşu ve Çoğulanlamı.

    “Çapraşık ve kat kat atkılar”, “doku(n)ma”, “nesne”, “çokyönlülük”, “kumaş” ve “anlam”.
    Kısa bir tümce içinde bütün bir şiir kuramının kavramları.
    “Çapraşık ve kat kat atkılar” anlatım düzleminde şiirin çokyönlülüğünü gösterirken, içerik düzleminde de
    anlamların çoğalışını belirtir. Dokunan bir gösterenler ağının, bir gösterilenler ağını da
    birlikte dokumasıdır bu. Oluşan “kumaş”ın çokyönlülüğü altında bir de çokanlamlılık yatar. Atkıları
    çözebildikçe, “kumaş”ın çokyönlülüğüyle birlikte, anlamların çoğulluğu da çözülmeye başlayabilir. Ama
    dokunmuş bir “kumaş”ın yapısını bozarken, atkılarını çözerken bütün bağlantıların yolunu da iyi
    saptayabilmemiz gerekir: Yoksa “kumaş”ı bir daha yeniden dokumamız olanaksızdır ya da bir başka doku, bir
    başka “kumaş” çıkar ortaya. [s. 68]

sonra, (bölümün son altbölümüne:) bu bölümün ilk paragrafında verdiğimiz Necatigil alıntısına

    :
    12. Alıntı 12.

    “… şiirin ilk bakışta çapraşık ve muammalı görünmesi onun çözülemeyeceği anlamına gelmez. Ön plânla geri
    plân arasında bağlar, belirli motif örgü ve atkıları varsa her şiir, bir kumaş gibi, iplik iplik açılabilir.”
    [s. 80]

ve kendi çözümlemesine

    :
    12. Şair ve Homo Semioticus ya da Gösterge Avcısı.

    Şair metnini dokur, homo semioticus dokunan metni çözümleyerek anlamlandırmaya çalışır. Homo semioticus yani anlamlandıran insan için, ya da bir gösterge avcısı için, şiir bir derin yapıdan yüzeysel yapıya doğru dokunarak kurulmuş, dolayısıyla çeşitli düzeyler içeren, hem dikey hem de yatay olarak inşa edilmiş bir anlamlı bütündür. Gösterge avcısı, son derece karmaşık olabilen böyle bir anlamlı bütünün ilişkiler ağına girmeye ve bu ağı, bütün duyu, duygu ve belleğiyle okumaya çalışır. Bu anlamlı bütünü yorumlarken de, önceliği yapıyı kuran birimlere değil, birimler arasındaki ilişkilere verir: Yani yapıyı yorumlayabilmek için, ilişkilerden hareket ederek yapıyı çözer, söker, bozar, ayrıştırır. Sonra yeniden kurmak için. [s. 80]

gönderiyor okuru.

Çözüm: Olası Bir Tekvin ve Tesniye Öyküsü

Artık, yazının başında sözünü ettiğimiz radikal adımı atabilir, Necatigil şiirinde “-”nin ortaya çıkışını ve gelişmesini, bütünüyle fiktif/spekülatif olarak ama Necatigil’in şiirleri, yazıları ve üzerine yazılanlar [= gerçek malzemeler] ışığında (ya da: Necatigil’in şiirleri, yazıları ve üzerine yazılanlar [= gerçek malzemeler] ışığında ama bütünüyle fiktif/spekülatif olarak) açıkla(ma)y(a çalış)an öykümüzü kurabiliriz.

Necatigil’in şiirlerini çoğunlukla küçük küçük kâğıtlara yazdığı biliniyor. Daktiloda yazma işi çoğu kez ikinci aşamayı oluşturuyordu. Daktilo kullanmış (belki hâlâ kullanmakta) olanlar bilirler: Mekanik daktilolarda satırın ortasına yazılabilecek

    bilgisayar kullananlar bilirler: artık “alt+virgül” “tuş kombinasyonu”yla, ya da “Insert” (ya da “Ekle”) menüsünden “Symbol” (ya da “Simge”) komutuyla kolayca yazabildiğimiz

uzun çizgi

    Macintosh’ta aslında orta çizgi – çünkü uzun —ya da en uzun— çizgi için alt+üstkarakter+virgül kombinasyonu gerekir

yoktur. Dolayısıyla, –tıpkı şimdi yaptığım gibi– araya giren bir ifade için uzun çizgi kullanmak istediğinizde -klavyedeki- kısa çizgiyi kullanmak zorundasınızdır. Ya da, peş peşe iki kısa çizgi yazarsınız – – ama bu çizgiler birbirine bitişmez. Sonra bu çizgilerin arasını –daktiloyla yazdığım sıralarda benim yaptığım gibi– kalemle birleştirirsiniz; ya da – – Behçet Necatigil’in yaptığını sandığım gibi – – birleştirmezsiniz:
Tekvin: “-” ve Tesniye: “- -”!
________________________________________________
Ek (Nisan 2016):

İKİ KISA TİRENİN (- -) ORTAYA ÇIKIŞI

Bu sayıyı hazırlarken, yıllar önce Memet Fuat’tan dinlediğim bir Necatigil hikayesi belleğimde canlandı.
Necatigil, Yeni Dergi’ye şiirlerini daktiloyla yazılmış olarak verirmiş. Daktiloda uzun tire işareti olmadığı için şair yan yana iki kısa çizgi (- -) tuşuna basmış.
Şairlerin her harfine, her hecesine büyük özen gösteren Memet Fuat da şiiri dergiye basarken aynı daktilo metindeki gibi iki kısa tire kullanmış.
Şiiri basılmış olarak gördüğünde şaşkınlığını gizleyemeyen Necatigil, bilinen ağır, tutuk konuşmasıyla, “Meemet Fuat, maadem öyle yaptın, öyle olsun” diyerek iki kısa tireyi kabullenmiş, kendi tutuk, duraklamalı şiir diline uygun bularak kullanmayı sürdürmüştür.
Nitekim 50’li yıllarda Varlık Yayınlarında çıkan Necatigil kitaplarının ilk basımlarında kısa tire yoktur. 60’larda Yeni Dergi ile birlikte başlamıştır.

[Turgay Fişekçi] Sözcükler, 60, Mart-Nisan 2016/2, s. 140.
________________________________________________

KAYNAKÇA

Necatigil’in Kitapları
Bile/Yazdı: Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Aralık 1997
Düzyazılar 2 [konuşmalar, konferanslar]: Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Ağustos 1999
Şiirler: Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 2002 (Necatigil’in on dört şiir kitabını
[Kapalı Çarşı: 1945; Çevre: 1951, 1960; Evler: 1953, 1968; Eski Toprak: 1956, 1965; Arada: 1958; Dar Çağ: 1960: Yaz Dönemi: 1963, 1968; Divançe: 1965; İki Başına Yürümek: 1968; En/Cam: 1970; Zebra: 1973; Kareler Aklar: 1975; Beyler: 1978; Söyleriz: Hazırlayan: Kâmuran Şipal, 1980]
ve bu kitaplarda yer almayan şiirlerini içermektedir)

Necatigil Üzerine Yazılanlar
CÖNTÜRK, Hüseyin: “Klişeye Karşı Necatigil”, Behçet Necatigil ve Edip Cansever Üstüne içinde “Behçet Necatigil Üstüne” başlıklı bölümde, Kardeş Matbaası, [Ankara ?], 1964
––––––––: “Necatigil’de Açıklama ve Yorum”, Behçet Necatigil ve Edip Cansever Üstüne içinde “Behçet Necatigil Üstüne” başlıklı bölümde, Kardeş Matbaası, [Ankara ?], 1964
––––––––: “Ölü Çizgi”, Behçet Necatigil ve Edip Cansever Üstüne içinde “Behçet Necatigil Üstüne” başlıklı bölümde, Kardeş Matbaası, [Ankara ?], 1964
––––––––: “Necatigil’in Teknik Özellikleri”, Behçet Necatigil ve Edip Cansever Üstüne içinde “Behçet Necatigil Üstüne” başlıklı bölümde, Kardeş Matbaası, [Ankara ?], 1964
––––––––: “Necatigil’de Eşbenzeti”, Behçet Necatigil ve Edip Cansever Üstüne içinde “Behçet Necatigil Üstüne” başlıklı bölümde, Kardeş Matbaası, [Ankara ?], 1964
ÇETİN, Nurullah (Yard. Doç. Dr.): Behçet Necatigil: Hayatı, Sanatı ve Eserleri, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları / 1988, Yayımlar Dairesi Başkanlığı Kültür Eserleri Dizisi / 198, Ankara, 1997
MEHMET RİFAT: “Behçet Necatigil Bölümü”, Gösterge Avcıları / Şiiri Okuyan Şairler 1 [Gösterge Avcıları, I. Kitap, 1. cilt] içinde, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Ekim 1996
ÖNEŞ, Mustafa: “Yaz Dönemi”, Yeni Dergi, 53, Şubat 1969; Şiir / Şair Yazıları [kapakta Şair / Şiir Yazıları] içinde, Oğlak Yayınları, İstanbul, 1996
––––––––: “En/Cam”, Yeni Dergi, 78, Mart 1971; Şiir / Şair Yazıları [kapakta Şair / Şiir Yazıları] içinde, Oğlak Yayınları, İstanbul, 1996
––––––––: “Necatigil, 1945’ten Bu Yana On Üç Kitaplık Şiir Üretti ve Hep Usta Şair Kimliğini Sürdürdü”, Milliyet Sanat, 349, 24 Aralık 1979; Şiir / Şair Yazıları [kapakta Şair / Şiir Yazıları] içinde, Oğlak Yayınları, İstanbul, 1996

Yazım Kılavuzları
Yeni İmlâ Kılavuzu, Türk Dil Kurumu Yayınları Sayı: 235, Ankara, 1965
İmlâ Kılavuzu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu / Türk Dil Kurumu Yayınları: 525, Ankara, 1993
Ana Yazım Kılavuzu, (Ömer Asım Aksoy’un başkanlığında bir kurulca hazırlanmıştır) Adam Yayınları, İstanbul, Ekim 1996 (12. Basım)

(*) Arazi Marazî içinde, Hazırlayan: Enis Batur, Sel Yayıncılık, İstanbul, Mayıs 2002.